AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
İnfaz ve işkence...

Türk işçisi Murat Yüce'nin infazının hemen ardından Amerika'da Irak savaşının bir başka dramatik yüzünün yargılaması başladı. İşkencenin sembolü haline gelen kadın asker Lyndie England'ın ön duruşması; savaşın, yönü nereye çevrilirse çevrilsin aynı çirkinliği işaret ettiğini bir kez daha gösterdi. Şimdi hamile olan England, çıplak Iraklı esirlerin önünde ağzında sigara ile sırıtırken verdiği pozla; kural tanımaz barbarlar da tekbir sesleriyle rol aldıkları kanlı oyunun görüntüleriyle bu savaşın albümündeki yerlerini alacaklardır.

Birbirleriyle savaşan iki gruptan, insanlık dışı iki resim insanlığın zihninde ard arda sıralanmıştır.

Yargılanan er, Irak'taki sorgusunda "Bu fotoğrafları yapılanların eğlenceli olduğunu düşündüğümüz için çektirdik. Hiçbir zaman sınırı aştığımız hissine kapılmadık" demişti. Aynı eğlenceli mantık ön duruşmada da devam etti. Ebu Gureyb Cezaevi'ndeki insanlık dışı muameleleri soruşturan başmüfettiş Paul Arthur duruşmada, "askerler sadece eğlence için işkence yaptılar" dedi. Duruşmada, England'dan o fotoğrafları çektirmesini isteyen kişinin de aynı cezaevinde görev yapan kocası olduğu da anlaşıldı. Mahkeme şimdi aile boyu bir insanlık suçunu yargılamaktadır.

Beri tarafta ise, acısı bütün Türkiye'yi kuşatan infazın vicdanlardaki yargılaması yaşanmaktadır. Beynine kurşun sıkılarak infaz edilen Türk işçisi, insanlığın kural, ahlak ve insafsızlığının ilanıdır. Savaşın tarafı olmayan, hatta topraklarını Amerikan askerlerine açmayarak bu savaşın vicdanı olan bir ülkenin vatandaşına sıkılan bu kurşunlar, dünyayı kuşatan vahşetin sınırlarını da göstermektedir. Eli silahlı asker bile olsa savaş esiri muamelesi görmesi gereken birini öldürmek, yeni küresel şiddetin sınır tanımazlığını göstermektedir.

İmaj, görüntü ve gerçeği tartışmaktan öteye daha hassas bir noktaya gidilmektedir.

Zira, bir Müslüman örgütün, bir Müslümanı katletmesinin işaret ettiği gerçek, İslam'ın imajına ya da bölgedeki hakların kardeşliğine darbe indirilmesinden öte; ideolojisi ne olursa olsun bu çağın çatışma sisteminin şiddet için her türlü gerekçeyi araç olarak kullanacağıdır. İstanbul saldırıları da sonuçta bunun bir örneğiydi ve terör bir zümreye odaklanırken yol üzerinde aynı türden insanları da bilip götürmüştü. Irak'ta izlediğimiz bilinçli, planlı ve apaçık bir gövde gösterisine dönüşen infaz da ölümün ve saldırının herkesi, her yerde bulabileceği gerçeğini pekiştirmiştir.

Bu öylesine bir şaşırmışlık ve küstahlıktır ki, işgale direnenlerin mantığını bile işgalcininkine dönüştürmektedir. Sözümona İslami bir direniş örgütü, karşısında gözleri bağlı bir insanın çaresizliğini politik araç olarak kullanabilmektedir. O insanın beynine sıktığı kurşunları, direnişinin gücüne katkı saymakta ve ondan güç almayı ummaktadır. Belli ki, kendi Müslümanlığını katlettiği o insanın Müslümanlığından üstün saymakta; hatta onunkini dinden bile saymamaktadır.

Gerçek dehşet; işgalciyle direnişçinin aynı acımasızlık noktasında buluşmasıdır. Dünyayı da, insanlığı da ve nihayet Müslümanlığı da tedirgin etmesi gereken bu dramatik buluşmadır.

Murat Yüce'ye sıkılan kurşunlar, Felluce'deki katliamlara ve Ebu Gureyb'teki utanca eklenen bir zincir halkası, bir fotoğraf karesi olmuştur.


5 Ağustos 2004
Perşembe
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED