AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
"Havayla civa" bilimi milletimin

Öyle böyle ama, gösterinin göbeğinde bulunmasına rağmen yapış yapış kalitesizlikten sakınmış, birilerince tesis edilmiş o kocaman yılışık konuşma dilinden sıyrılarak kendi alfabesini oluşturmayı başarmış insanlar yok değil bu "alemde".

Yıllardır mesaisini tartışma-açıkoturum işine vakfeden ve de bunu hakkıyla yapan Hulki Cevizoğlu da, bu kategoride değerlendirilecek simalardan biri. Takdir edilebileceği üzere, "ölü sezon"un konu sıkıntısı hasebiyle her ne kadar son dönemde komplolara ve spiritüel meselelere meyil göstermiş bulunsa da, Cevizoğlu'nun son programı "hepsine bedel gelip de üstü kalsın" derecesinde iyiydi.

Konu, Aydınlanma Değil, Merhamet. Yazar Alev Alatlı'nın şu aralar edebiyat dünyasının en hararetli gündem maddelerinden, Gogol'ün İzinde adlı nehir kitabının dört cildinden piyasaya çıkmış bulunan ilki yani. Dersine iyi çalıştığı gözden kaçmayan Cevizoğlu'nun, konuk Alatlı'yla kitap üzerine, sıkı tartışması Rusya'nın derin, sancılı tarihine götürüp götürüp geri getirdi izleyenleri. Koca bir sistemin köküne merak salmış yazarla konuşma, sıradan vatandaşın belki adını bile duymadığı Tapınak Şövalyeleri'nin tarihteki işlevinden, Puşkin'in idamdan kurtuluş hikayesine vuruyor, oradan efsane şehir Kiev'e, Özal'ın bir zamanlar Cumhuriyet Gazetesi'ni aşağılamak için kullandığı Pravda'nın gerçek anlamına, Dosto'ya, nefes almaksızın Soljenitsin'e sıçrıyor.

O meşhur Sibirya sürgünlerinin seyr-ü seferinden, bizdeki "Beyaz Türk" kelimesinin çağrıştırdıklarının aksine, Rus aydınların nasıl olup da hep soylular, zenginler arasından çıktığına varana dek teoriler, tespitler, edebi ve siyasi analizler gidip geliyor bir köşeden diğerine.

Ama işte programın, izleyiciyi sabahın köründe uyur-uyanık yatağına yollayana dek uzaması pahasına söz geldi, üniversitelerin dilinin niye gerçeğe dönmediğine, toplumdan şeffaf perdeyle ayrılan bu kurumların biliminin niye hep kendine kaldığına dayandı.

Deprem Dede'nin seksapeli

Bilimle ilişkisi, orta sınıftayken merakla açılmış gözlerle civayı elden ele gezdirerek ne menem bir şey olduğunu anlamaya çalışma temrinlerinden öteye gidememiş bir toplumun, beli bükülmüş bir bilim adamının klasını, ciddiyetli sözlerini, gayet salyalı bir dille "Türkiye'nin en seksi erkeği" ilan ederek popüler kültürün trendy yaftaları içerisine fırlatıp atan medyayı, içeri buyur etmesi kaçınılmaz finaldir elbet bu ülkede.

Medyanın, alnına yapıştırdığı bu komik sıfat tamlaması sonrasında da, bir adım geri çekilerek popüler kültür nesnesi haline getirilmiş bilim adamına kıs kıs gülüşü neşendirmektedir elbette toplum bireylerini.

Bilimsel olarak yani en son öğrenilen şeyin, okul sıralarındaki "tüpte etil alkol" deneyi olduğu bir ülkede, Deprem Dede'nin seksapeliyle, meteoroloji uzmanlarının "aaa, kar yağacağını bildiler" şeklindeki kâhin kimlikleriyle, ömrünü bu yola heba etmiş sosyal bilimler uzmanlarının, şen şakrak sabah şekerlerindeki biz evleniyoruz telli duvaklılarının, popstar tazelerinin karşısına oturtulma sıklığıyla ölçümü yapılıyorsa yani bilimin, herhalde olup olacağı budur.

Ağzını bıçak açmayan bir üniversite sisteminin, intihallerini, kıyafet yasaklamalarını, düşünme sınırlamalarını, totaliter rektör kafalarını açıklamaya yeterli gelmese de bütün bunlar, kanımca mevcut durumun oluşmasında hatırı sayılır roller oynamışlardır.

Üniversitelerin amfi sıcaklığında yetişenler

Alev Alatlı'nın da uzun süre rahle-i tedrisinde bulunduğu, hakiki aydın Cemil Meriç'in uzak yollardan gelip kulağınıza fısıldayan sesi gibi, Jurnal'lerinden birinde yaptığı "üniversite" açıklaması nasılsa gelip düşüyor insanın zihnine bu konuşmaları dinlerken: İktisat'ın bir bilim olup olmadığı bile tartışmalı diyor ta o zamandan Meriç, bu fakültede bilimden ziyade para, muhasebe, bankacılık öğretilir. Meslek erbabı üretilir, o da tam olmadan piyasaya salınır özetle. Edebiyat'ın kalbi saydığı filoloji bölümleri de keza batıya değil, batağa açılan kapılardır nihayetinde Meriç'e göre.

İşin bu yönü de var yani. Ne tarafından tutsan elinde kalır cinsi bir hikaye. Alev Alatlı'nın hayıflandığı da bu herhalde.

Bugünlerde harıl harıl üniversite tercihi yapanların "sandığı gibi değil" yani mesele, üniversite sayesinde büyük hedefe ulaştığı illüzyonunu görenlerin bulup bulacağı ya bir memuriyet, ya da özel şirkette posası çıkma derecesinde çalışma oluyor. O da tabii, şanslılarsa oluyor. Hazır yeri gelmişken söyleyeyim dedim. Hayatı anlamlandırmak için okumak konusuna gelince, o da görüldüğü gibi bu ülkeye fazla lüks kaçıyor.


5 Ağustos 2004
Perşembe
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED