AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Gözlerinizi kapatın

Geçen akşam film izlerken bir kez daha başıma geldi: Kötü kahraman ötekilerden birine çirkin bir davranışta bulunurken bir de baktım gözlerimi kapatmışım... Filmde bile centilmence olmayan, çirkin, kalleşçe davranışlara dayanamayan yufka yürekli biriyim ben...

Bu sebeple, İstanbul Üniversitesi rektörlüğü koltuğunda oturan birinin ‘intihal’ gibi pis bir suçu işlemiş olabileceğini kabul etmem aylar sürdü; ABD’nin itibarlı bilim kurumlarından Virginia Üniversitesi iddiaya mesnet teşkil eden bulgularını internet sitesine yerleştirip “İşte bilimsel ayıp” diye ne zaman duyurdu, ancak o zaman (17 Haziran 2002) devreye girip konuyu sizlerin bilgisine sunabildim. “Amerikalılar Prof. Alemdaroğlu’ndan ne istiyor?” başlıklı o yazıda konuya ne kadar canımın sıkıldığını belirtmeden edememişim. “Prof. Alemdaroğlu can sıkıntımı giderecek bir açıklama yapar mı acaba?” iyi niyetli sorumla bitirmişim yazımı...

Şimdiki sıkıntımın sebebi konuya Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in adının karışması... Türk Tabipler Birliği (TTB) başkanı Prof. Gencay Gürsoy, pazartesi günü yayımlanan söyleşisinde, Neşe Düzel’e, intihal olayının Cumhurbaşkanı Sezer’e de duyurulduğunu, ama onun sessiz kaldığını söylüyor... Prof. Gürsoy, “Cumhurbaşkanının rektörleri atama yetkisi olduğuna göre görevden alma yetkisi de vardır; ayrıca bu tip suçları inceleyebilecek komisyonları da var” diyor... ‘İntihal’ denilen bilimsel hırsızlığın, YÖK Yasası’na göre ‘suç’ olduğunu, o ‘suçu’ işleyen öğretim görevlilerinin işten atılması gerektiğini de söylüyor Prof. Gürsoy... Kemal Alemdaroğlu ile ilgili iddiayı, TTB olarak, değişik alanlardan üç bilimadamına inceletmişler; gelen rapor üzerine de kendisine ‘iki ay meslekten men cezası’ vermişler...

Biliyorum, bu ayıp davranış yüzünden yüzünüz ekşidi; izlediğiniz bir film olsaydı, “Su içme bahanesiyle buz dolabına kadar gitme zahmetine katlanmanın tam zamanı” diyecektiniz... Ama bu bir film değil, gerçek: İstanbul Üniversitesi’nin başında ‘intihal suçu’ işlediği için TTB tarafından cezalandırılmış biri bulunuyor...

Danıştay’ın TTB kararını iptal etmesi bu gerçeği değiştirmiyor; iptal ‘intihal yok’ anlamına gelmiyor çünkü... Danıştay’ın itirazı, İstanbul Üniversitesi ile ilgili hukukî bir sorunun TTB ile ilgilendirilmesine... “Bu tür suçlar YÖK’ün ilgi alanına girer, cezalandıracaksa YÖK cezalandırsın” diyor Danıştay...

Peki, YÖK ne yapıyor?

Neşe Düzel’i TTB başkanı Prof. Gürsoy’la konuşturan YÖK’ün tavrı aslında. TTB başkanından bir hafta önce söyleşi konuğu olarak YÖK başkanı Prof. Erdoğan Teziç’i karşısına oturtmuştu Neşe Düzel ve “O konu zaman aşımı duvarına çarptı” cevabını almıştı. Düzel’in o hayretle konuyu taşıdığı TTB başkanından aldığı cevaplar kendisini ayrıca şaşırtmış olmalı: Cumhurbaşkanı Sezer’in dikkatine sunduğu gibi konuyu ‘zamanında’ YÖK’e de taşımış TTB; YÖK ilgilenmemiş... Anayasa hukuku profesörü de olan YÖK başkanı Teziç ise, “Konu zaman aşımına uğradı” diyor...

Oysa, ‘zaman aşımı’ gerekçesinin hiç sözü edilmemesi gereken ‘istisnaî’ hallerden biridir bilimsel hırsızlık ve ne zaman fark edildiyse hukukî süreç o anda başlar... Kaldı ki, TTB, konuyla ilgilenmeye başladığı sırada (temmuz 2002) Alemdaroğlu’nun imzasını taşıyan kitap piyasada satılıyordu; kitabın satın alınabilir olması hukukî süreç başlatmak için yeterlidir. Ayrıca, YÖK, idarî yönden konuyu ‘zaman aşımı’ derdi olmaksızın inceleyip gereğini yapabilirdi; hâlâ yapabilir...

Peki, YÖK neden konuyu dikkate almıyor, Cumhurbaşkanı Sezer TTB kararından sonra olsun konunun üzerine neden gitmiyor? Bu önemli bir soru. En iyisi, Neşe Düzel’in soruları ve Prof. Gencay Gürsoy’un cevaplarından konuyu öğrenmeye çalışmak.

Düzel’in, “Eser hırsızlığıyla suçlanan birinin hangi nedenlerden dolayı rektörlük gibi çok önemli bir mevkide kalabildiğini düşünüyorsunuz?” sorusuna şu cevabı veriyor Prof. Gürsoy: “Bir tür dokunulmazlığı olduğunu fark ediyorsunuz. Bir paratonere, koruyucu bir sisteme ve ilişkilere sahip olduğu anlaşılıyor. Başka konularda da sorun çıktığında, sonuç alınamıyor.”

Israrcı Düzel: “Alemdaroğlu'nu akademik çevrelerden birileri mi koruyor yoksa üniversite çevrelerinin dışında bu olayı örtbas etmek isteyen başka güçler var mı?” Cevap şu: “Hissiyatımı söyleyeyim. Üniversitenin içinden bir koruma bu sonucu doğuramaz. Daha güçlü bir çevrenin desteğine sahip olduğu inancındayım.”

Gelin de, tam bu noktada, kara kara düşünmeyin bakalım: Türkiye ve dünyadaki insanî ve kurumsal ilişkileri bilen birinin, “YÖK başkanı kendisini koruyor” veya “Sezer kendisini seviyor” dese hiç batmayacak bir cevap yerine, bilimsel hırsızlığa rağmen koltuğu korumayı ‘daha güçlü bir çevrenin desteği’ ile anlamlandırmayı tercihi mânidar...

Türkiye’de mâlum güç odaklarından herhangi birini işaret etmeyin sakın; bir dostumun, türban konusunu da bağladığı çok boyutlu ilişkiler bana daha açıklayıcı geliyor çünkü... Öyle aleni, açık, kör gözüm parmağına irtibatların alabileceği bir sonuç değil bu; karmaşık, gizli, ezoterik bir ilişki tarzı daha mâkul görünüyor gözüme.

Olağandışılık fark ettiğimde gözlerimi kapatıyorum ben; yazının burasında siz de öyle yapabilirsiniz...


5 Ağustos 2004
Perşembe
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED