|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir resim olarak gelir her fani, nisyan ile malul olan hafızamıza. Yaşadığımız sürece ve bizde kalanı yaşattığımız sürece o resmin içine sığdırırız muhatabımızı. Bazen resim berraklaşır, bazen donuklaşır, zamanla bazı resimler tamir edilmeyecek, yama kabul etmeyecek kadar yıpranır. Ama hafızamızda kayıtlı her isim bir resimle birlikte gelir. Selma'nın kanatları vardı. O benim hafızama kanatları olan biri olarak yerleşti. Ne zaman onu düşünsem genişliği estetik bir biçim kazanmış pardesüsünün içinde bir kelebek çıkar gelirdi. Bir kelebek. Neden kelebek? Şimdi en çok bunu düşünüyorum. Ben bu satırları yazdığımda kara toprağın kara bağrına gireli henüz dört gün olmuş. Selma'yı benim için kelebek yapanın kalbindeki delik olduğunu fark ediyorum. Soluk alıp verdiği anın kendisi için verilmiş bir mükafat olduğunu bilerek yaşadı. Yaşarken en çok hayata hizmet etti. Hayatın bir yaz günü latif bir limonata lezzetinde, yavaş yavaş tadılmasına hizmet etti. Önce arkadaşlarının çocuklarının ilk mürebbisi oldu. Her çocuğu kağıt ve kalem ile buluşturan oldu. Kırtasiye malzemelerinin en renkli hayallerin sığınağı olduğunu arkadaş çocukları ilk Selma teyzelerinin renkli silgileri, renkli kalemleri, renkli kağıtları eşliğinde tattı. Sonra sevgili oğlu Tahir'in kelebek kanatlı annesi oldu. Kalbindeki delik, hayatı ona hep bir an olarak hatırlattı. Bir an. Şikayet etmeyi hiç bilmedi onun için. Hikayet etmeyi de. Her hikayet bir şikayet tadı taşıyabilirdi. Sadece şükretti Selma. Yaşadığı sürece şükretti. Hastane odaları, kalp ameliyatları şikayetin mütecaviz rengini hiç bulaştıramadı onun ne diline, ne gönlüne. Havf ile reca arası gitti geldi. Gitti geldi. O benim hafızama Şişli İmamı'nın kızı olarak yerleşti önce. Tanıdığım ikinci imam ailesiydi. Tanıdığım iki imam ailesinin şahsında ben bütün imam evlerini hizmet ocağı olarak bildim onun için. Evlerinden misafir eksik olmayan, arap sabunu kokulu, meleklerin dört bir yanda beklediği sıcacık bir yuvaydı evleri. Paranın miktarına değil, bereketine inanan her mümin gibi, Selma ve annesi dar gelirlerine rağmen, dostluklarını engin bir coğrafyada yaşadılar. Selma dostlarının her halini tebrikleşmek, hediyeleşmek için fırsat bildi. İşe başlayan mı oldu… Selma'nın elinde bir demet çiçek: "Geçiyordum, hayırlı olsuna uğrayayım dedim" Geçmiyordur halbuki. Ta Maltepe'den Emirgan'a hayırlı olsun demek için gelmiştir. Ama o, dostluğunu bir yük gibi sunanlardan değildir. Kelebek kanatları bir an konar, sonra geçip gider. Ondan geriye her defasında bir güzellik kalır. Her defasında 'Yarabbim bir kalp nasıl bunca mutmain olur' dedirten bir hayret kalır. Hastane odasında herkes, doktorlara inanıp istemeye istemeye ona ölümü yakıştırırken o ümid etmenin en mümin çehresini kuşandı. Allah'ın izniyle iyileşirim dedi ağrılarının dayanılmaz olduğu saatlerde. Ümid etmek ve ümidi beslemek Selma'nın hayat mayasıydı. Ağrı ve acı çekmekten ve bir de gelenlerin yüreğine ümid ekmekten o kadar yorgun düştü ki 'Allah beni bir kuş gibi evime yerleştiriverir inşallah' diye dua etti. Bir kuş gibi yerine yerleşti üç ayların arefesinde. Bir kuş gibi. Mekanı cennet olsun. Selma ile en fazla üç-dört defa bir araya gelmişliğimiz vardı.O benim arkadaşlarımın arkadaşıydı. Ama görüştüğümüz zaman öylesine içten kucaklayışı, öylesine zarif hal ve hatır soruşu vardı ki bana bir yıl yeterdi. Her defasında Keşke derdim senden birkaç tane daha olsa. Hani büyükler doslukları üçe ayırır. Nimet gibi, derman gibi, zehir gibi dostluklar. Selma'nın dostluğu derman gibiydi. Dert başladığında yavaşça çıkıp gelen. O eli merhem, dili merhem olanlardandı. Allah taksiratını affetsin.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |