|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Nasıl bir değişim yaşıyoruz? Bu soru Türkiye kadar, bölge, hatta Avrupa için de önemli. 11 Eylül sonrası iki büyük medeniyet arasında iyice belirginleşen fay hattı, buradan hareketle AB'nin kendi Müslümanları vesilesiyle kendi içinde bir kimlik krizi yaşaması, bu çerçevede Türkiye'nin Müslüman kimliğinin AB kamuoyunun temel sıkıntılarından birisini oluşturması çok boyutlu bir soruna işaret ediyor. Dahası, AB üyeliğine doğru hızla koşan Türkiye'yi kendisine rağmen bu sorunların merkezine yerleştiriyor. Türkiye'nin kendisini "Müslüman bir toplum ve laik bir düzen", bir model olarak lanse etmesi, ya da Batı tarafından böyle tanımlanması bu sorunlara çözüm getirmiyor. Avrupa kamuoyunun, mevcut modeli önemsemesine rağmen, birlikte askeri bir model olarak algılamasını, buradan hareketle Türkiye'yi kendi dışında telakki etmesini engellemiyor. Tersine bu tutuma katkıda bulunuyor... Avrupalı kimi siyasetçilerin, "Türkiye'de laik düzenin demokratikleşmesi, yani askerin geri plana itilmesi halinde bir risk oluşacağını" vurgulamaları, buna karşılık "bu askeri düzenle Türkiye'nin AB'de yer alamayacağını" söylemeleri hafife alınacak bir durum değildir. Şunu vurgulamak gerek: Türkiye'nin mevcut otoriter laiklik modelinin sorun çözücü işlevi konusunda Türkler ne denli yanılgı içindeyse, Avrupalı kimi aktörler de Türkiye'nin durumuna, bu modelin yapısına ilişkin tespitlerinde o denli yanılgı içindeler. Kabul etmek gerekir ki, Türkiye bugünkü durumuyla Batı-İslam dünyası arasındaki çatışmayı giderecek sosyal-politik bir model olmaktan uzaktır. Bununla birlikte bu modelin AB'den gelen rüzgarların da etkisiyle geçirmeye başladığı değişim, bu değişim sürecinin sonunda ulaşması beklenen nokta, gerçek anlamda "sorun çözücü örnek" olmaya adaydır. Başka bir deyişle toplumun bünyesiyle uyumlu ve bu bünyeden doğan sindirilmiş "seküler bir anlayış"ın, Müslüman bir toplumda "kendiliğinden demokratik bir laikliğin varlığı", soluduğumuz dünya koşullarında son derece değerlidir. Batı, farketse de etmese de, türban, İslami görünürlülük ve talepler gibi başedemedikleri yeni toplumsal durumlar karşısında yasakçı yöntemlere başvurarak mağlubiyeti kabul etmekte, sıkça entegrasyon yerine dışlama politikası izlemektedir. Bu durum, Batı'nın kendi değer sisteminin, çelişkili olarak "öteki" kıldığı İslam üzerinden, ancak kendi eliyle yaratacağı tahribata, en azından bir kuraklık dönemi tehlikesine işaret etmektedir. Batı bunun önünü almak zorundadır, zorunda kalacaktır. Türkiye bu noktada da önemlidir ve gelişmelerin merkezindedir. Bugün Avrupa'nın karşı karşıya kaldığını düşündüğü durumla, "İslam-laiklik" ilişkisi ve çelişkisiyle Türkiye yıllardır iç içe yaşıyor. Ve Türkiye'nin bu konuda aldığı yol, mevcut devasadır. Bu yol her şeyden önce Türk modelinin statik değil, dinamik yapıda olduğuna işaret eder. Bugün İmam-Hatip Okulları, başörtüsü ve benzeri konularda Türkiye'de yaşanan her kriz aslında bir değişimi, değişimin doğal sancılarını ifade etmektedir. Değişim ise "laikliğin demokratikleşmesi" istikametindedir. Laikliğin demokratikleşmesinden söz ederken, kastettiğimiz sadece devlet cihazı değil; aynı zamanda toplumdur, özellikle İslami kesimdir. Zira bugün Türkiye İslami kesimin taşıyıcılığında "seküler toplumsal model" üretmektedir, başka bir deyişle İslami kesim kimliğini muhafaza ederek sekülerleşmektedir. AK Parti bu çerçevede motor rol oynamakta, İslami kesimin içinden doğan, buna karşılık "siyasetin İslamileşmesi"nin önüne dikilen toplumsal ve siyasal "tabiî bir engel, hatta dönüştürücü işlevi"ni yerine getirmektedir. Avrupa Türkiye'yi destekledikçe, benimsedikçe kendi tarihini ve geleceğini de yönlendirecektir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |