AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K R O N İ K  M E D Y A
'Amiral yargılanacak' haberleri:
eşik aşıldı...

Vatan'ın "Amiral Battı" manşetine nazire "Türk basını Amiral Battı oynamayı sevmiyor" başlıklı yazımızın yayımlandığı gün başta Hürriyet (manşetten) olmak üzere gazetelerimizin çoğu davayı sayfalarına taşımıştı... Hürriyet, haberini, soruşturma emrini bizzat Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün vermesi üzerine kurmuştu. Manşette "EMİR ÖZKÖK'TEN" deniyordu...

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İlhami Erdil'in hakkındaki çeşitli iddialar nedeniyle yargılanacağına ilişkin olarak Vatan gazetesinin bir süre tek başına yürüttüğü "haber koşusu"na katılanların sayısı artıyor... Vatan'ın "Amiral Battı" manşetine nazire "Türk basını Amiral Battı oynamayı sevmiyor" başlıklı yazımızın yayımlandığı gün başta Hürriyet (manşetten) olmak üzere gazetelerimizin çoğu davayı sayfalarına taşımıştı... Hürriyet, haberini, soruşturma emrini bizzat Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün vermesi üzerine kurmuştu. Manşette "EMİR ÖZKÖK'TEN" deniyordu...

İsterseniz "siz de amma fesatsınız be kardeşim" deyin, ama söylemeden içimiz rahat etmeyecek: Emrin bizzat Genelkurmay'dan gelmiş olması Hürriyet'i rahatlatmış gibi geldi bize... Gazetenin buradan bir tür "haber meşruiyeti" devşirdiği gibi bir sezgi...

ESKİDEN ŞÖYLE OLURDU...

Ama meselemiz bu değil (hakikaten). Ne olursa olsun, Hürriyet'in ve öbür gazetelerin bu gelişmeyi geniş haberlerle okurlarına duyurmasını gerçekten çok önemli buluyoruz. Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu işler böyle olmazdı. Necati Doğru'nun yazdığı gibi olurdu (Vatan, 8 Aralık): "(...) Ve 'Ordunun kendini temizleme operasyonunu' başlatarak bu soruşturmanın açılmasına izin verdiği için Genelkurmay'a ve onun Başkanı'na bu ülke minnet duyacaktır. Genelkurmay Başkanı, isteseydi bu olayı bal gibi kapatabilirdi. Biz geçmişte ünlü TIME Dergisi'ne 'Uçan dolar milyarderi Türk generali' diye kapak olmuş komutanlar da gördük. Sadece gördük. Ağzımız açık seyrettik. 16 NATO ülkesinin 15'i 'Lockheed Rüşvet Skandalı'ndan yargılandı, mahkûm oldu, apoletleri söküldü. Bir tek bizimki yargılanmadı. 'Nerden buldun' diye sorgulanmadı. Bugün sorgulanıyor."

Söz Vatan'dan açılmışken: "Amiral" haberlerinde koçbaşı görevi yapan Vatan'ın dünkü sayısında gene çok önemli ve yeni bir haber vardı. Geçerken onu da aktaralım: "AMİRAL'İ YAKAN ALBAY'IN HESABINDA 900 BİN DOLAR... 'İlhami Paşa, kızı ve emir subayının kardeşi için ihale baskısı yaptı' diyen Albay Mısırlı dolar zengini çıktı... Halen ihale yolsuzluğu ve ve rüşvetten yargılanan Kuzey deniz Saha Komutanlığı'nın eski Deniz İkmal Grup Komutanı Mısırlı aleyhindeki en büyük kanıt banka hesapları... Mısırlı'ya ait yurt içi yurt dışındaki üç ayrı hesapta 777 bin dolar ve yoğun para trafiği, eşinin hesaplarında ise 129 bin dolar olduğu tespit edildi..." (Haberde ilgili banka hesapları ayrıntılı olarak aktarılıyor.)

ONLAR DA 'BİZ'İM GİBİ...

Biz bu haberleri şu açıdan da çok önemsiyoruz: Malum, ülkemizde askerler kendilerini hep toplumun kirinden-pasından arınmış bambaşka bir kitle olarak göstermeye çalıştılar. Bu bakış, geniş ölçüde "sivil"ler tarafından da benimsendi. Askerlerin, "bu ülkeyi en fazla kendilerinin sevdiği" yönündeki sabit fikirlerinin temelinde yatan varsayımlardan biri de bu olageldi her zaman. Hatta darbelerin meşruiyetinin harcı içinde her zaman bir tutam da bu "kirden-pastan arınmışlık" varsayımı vardı...

Sonuçta bu tür haberler her şeyin yerli yerine oturmasını sağlıyor... Geç de olsa, iyi oluyor... (A.G.)


'Cem Özdemir'in anlamlı mektubu' ve Özdemir İnce'nin 'anlamsız' yorumu!

Özdemir İnce'nin köşesinden öğreni-yoruz ki, Alman Yeşiller Partisi'nin Avrupa Parlamentosu'ndaki üyesi Cem Özdemir, Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni "eliyle" Hürriyet yazarına bir mektup göndermiş...

Cem Özdemir, İnce'nin "Sayın Ertuğrul Özkök" hitabını da unutmadan olduğu gibi köşesine aktardığı bu mektupta şöyle diyor:

"Ayrıyeten şahsıma Sayın İnce tarafından yöneltilen 'Cem Özdemir, Ermenilerden 'soykırım' dolayısıyla özür diliyordu' iddiası da hiçbir suretle gerçekler ile bağdaşmamaktadır. Ben asla Ermenilerden soykırım nedeniyle 'özür' dilemedim."

Görüyorsunuz Özdemir, İnce'nin yazısında itiraz ettiği noktayı açıkça belirtiyor: "Ben asla Ermenilerden soykırım nedeniyle 'özür' dilemedim."

İnce, olduğu gibi aktardıktan sonra başlıyor mektubu cevaplamaya.

"Avrupa Parlamentosu üyesi Cem Özdemir'in mektubunu okudunuz. Bence bu mektup, tarih önünde, benim haklı olmamdan çok daha önemlidir. Kendisi 'Ben böyle bir şey demedim!' dediğine göre, ben de yazımdaki iddiayı geri çekiyorum. Mektubu beni öylesine duygulandırdı ki, böyle bir şey istemediği halde, kendisinden özür bile diliyorum."

Bu da iyi; işin özür faslında bir "ironi" kokusu var ama, bu da iyi diyelim...

Ama İnce bu, işi burada bırakır mı? Bakın nasıl devam ediyor:

"Evet, Cem Özdemir'in mektubu neden duygulandırdı beni, ne yazıyor Cem Özdemir? 'Ben asla Ermenilerden soykırım nedeniyle 'özür' dilemedim' diyor.

Bu cümlenin anlamını amatör bir dilbilimci olarak çözümleyeceğim:

Cem Özdemir, 1915 Ermeni isyanı dolayısıyla bugünkü Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgesinde meydana gelen olaylar için Ermeni muhibbi çevrelerin kullandığı 'soykırım' deyimini kabul etmemektedir ve bu konuda kimseden özür dilememiştir. Bu ifade, gelecekte, Cem Özdemir'in özel ve resmi hayatında bütün konuşma ve davranışlarını etkileyip yönlendirecektir. Çünkü gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök aracılığıyla gönderdiği ve bu sütunda okuduğunuz mektubu ile artık bu görüşe angaje olmuştur; 1915 olaylarının 'soykırım' olarak tanımlanamayacağını doğrulamaktadır! Kendisini kutlarım!"

Kusura bakmayın, uzun uzun aktardık ama (siz söyleyin) değmez mi?

Bir kere herşeyden önce, sanırsınız ki Hürriyet'e gönde-rilen her mektup altına "noter" huzurunda imza atılmış bir sözleşmedir aynı zamanda! Gazetenin genel yayın yönetmenine bir mektup göndermeyin; tamam hemen o saat mektupta açıkladığınız görüşe "angaje olmuş" sayılıyorsunuz...

İnce'nin Cem Özdemir'in mektubundan çıkardığı sonuç ise hikayenin bir diğer hoş yanı. Özdemir'in mektubunda yer alan "Ben asla Ermenilerden söykırım nedeniyle 'özür' dilemedim" ifadesinden "Vallah billah bundan böyle özel ve resmi bütün konuşma ve davnanışlarımda 'soykırım deyimini' asla va asla kullanma-yacağım!" sonucunun nasıl çıkarıldığı gerçekten bir bilmece...

Yani şimdi bu sonuç -amatör de olsa- bir "dilbilimci"nin önündeki metni "çözümlemesi" sonucu mu ortaya çıktı?

"Anlamlı" bir mek- tup ancak bu derece "anlamsız" bir biçimde yorumlanabilir herhalde...

Ne diyelim, biz de İnce'yi "kutlarız"! (K.B.)


Köşe adı ile müsemmâ notlar!

Akşam'dan Burhan Ayeri'nin köşesinden: "Mehmet Ağar'ı gencecik bir komiser iken tanıdık. Merhum babasını da daha önce. DYP'nin başında 'Adam gibi adam' diyebileceğimiz bir isim var. Eğer, Türkiye bugüne kadar parçalanmadıysa Ağar'ın da çorbada tuzu bulunmakta. Karalama kampanyaları doğrudan Türkiye'yi bölmeye çalışanların eseri. Gerisi palavra. Dostluğu, arkadaşlığı, inanılmaz derecedeki vefasıyla her zaman gönlümüzde...."

Böyle notlar işte...

Burhan Ayeri'nin köşesine bulduğu isim de dikkat çekici.

Köşenin adı: "Ekran Polisi"(!) (K.B.)


9 Aralık 2004
Perşembe
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED