AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
"Güç komşuluk"tan "Güçlü ve yakın komşuluk"a...

Prof. Dr. A. Suat Bilge, Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkilerini "güç komşuluk" kavramıyla özetlemiş ve söz konusu ilişkileri inceleyen bu ad altında bir de kitap yazmıştı (Türkiye-Sovyetler Birliği İlişkileri: 1920-1964: GÜÇ KOMŞULUK, Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür yayınları, 1992).

"Güç Komşuluk" nitelemesiyle özetlenen sadece Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkileri değil aynı zamanda her iki devletin tarihi geçmişlerini oluşturan Osmanlı Devleti-Çarlık Rusyası ilişkileri de bu niteleme ile özetlenebilecek özelliğe sahipti.

Rusya Federasyonu Başkanı Putin'in Türkiye ziyareti ve bu ziyaretle birlikte iki ülke arasındaki ilişkilerde varılan merhaleye bakınca ister istemez bu ilişkilerin yakın ve uzak tarihi geçmişini ve "güç komşuluk"u hatırlamadan insan kendini alamıyor. "Nereden nereye?" diye sorması gerekiyor.

Bu ziyarette imzalanan antlaşmalar ve varılan mutabakatlardan sonra muhtemelen "güç komşuluk" nitelemesinin yerine "güçlü komşuluk" veya "yakın komşuluk" gibi yeni kavramlaştırmalar kullanacağız.

Türkiye'nin Sovyetler Birliği ve Rusya ile ilişkileri her zaman dünya sisteminin konjonktürel yapısıyla yakından ilgili olmuş ve global sistemin yapısındaki değişmelerden etkilenmiştir. Çünkü bu iki komşu devlet arasındaki ilişkiler sadece bu iki devletin menfaatleri veya politikalarıyla sınırlı kalmamış bölgenin ve bölge dışı ülkelerin politikaları ve global menfaatleriyle yakından ilgili olmuştur.

Devletlerin dış politika tercihlerinin biraz da bulundukları coğrafyanın dayattığı davranışlarla yakından ilgili olduğu bilinmektedir. Rusya'nın Karadeniz'in kuzeyinde ve soğuk bölgede bulunması buradaki tüm yöneticileri, sıcak denizlere inmek ve dünyaya buradan açılabilmek için çaba göstermek mecburiyetinde bırakmıştır. Buzlarla kaplı Kuzey Denizi'nden dünyaya açılma imkanı bulunmadığına göre Türk Boğazlarından geçerek Akdeniz'e ve oradan da okyanuslara açılmak en rasyonel ve vazgeçilmez bir tercih olmuştur. Çarlık Rusyası da, Sovyet yöneticileri de, Rusya Federasyonu siyasetçileri de bu temel tercihten vazgeçememişlerdir.

Türkiye Sovyet tehdidine karşı Batı'yı korudu…

İkinci Dünya Savaş sonrasında iki kutba ayrılan dünyada Türkiye Batı Bloku'nu tercih edince ve Sovyetler Birliği karşıt kutbun lideri konumuna yükselince Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerin sorunlu hale gelmesi kaçınılmazdı. Sovyetler'in yakın komşusu Türkiye, Sovyet tehdidine karşı sadece kendisini değil tüm Batılı müttefiklerini korumak zorunda kalmıştır. NATO'nun Avrupalı üyelerinin bu konudaki fedakarlıkları elbete Türkiye ile kıyaslanamazdı. Türkiye Doğu ve Batı Blokları arasındaki sınırda devamlı nöbet beklemekte olan asker konumundaydı.

Sovyetler Birliği'nin çökmesi ve birliği oluşturan cumhuriyetlerin birer birer bağımsızlıklarına kavuşmaları dünya sistemini değiştirmiş oldu. Artık Avrupa'yı Sovyet tehdidine karşı koruması gereken bir Türkiye'ye gerek yoktu. Yeni dönem yeni ve farklı şartlarla gelmişti. Yeni şartlara uygun yeni politikalar ve davranışlar geliştirmek gerekiyordu.

Yeni dönemde yeni politikalar gerekli…

İşte Putin'in hafta başındaki ziyareti ve bu ziyarette imzalanan antlaşmalarla kaydedilen ilişkilerdeki gelişme yeni dönemin yeni şartlarına uygun yeni politikalar ve davranışlar bağlamında değerlendirilmesini gerektirmektedir. Evet Sovyetler Birliği'nin tarihe karışmasından bu yana onbeş sene geçti. Ancak yeni döneme ne Türkiye, ne de Rusya yöneticileri hazırlardı. Tüm dünyada "Tarihin Sonu" tartışılmaktaydı ve Batının saldırganlığı ve pervasızlığı karşısında başka bir gücün olmayacağı düşünülüyordu. Ortada fırtına sonrasının şaşkınlığı, tedirginliği ve ne yapacağını bilememe hali vardı.

Bu dönem yavaş yavaş aşılmaktadır. Şaşkınlık, tedirginlik ve ne yapacağını bilememenin yerini kararlı ve cesurca Batı saldırganlığına ve pervasızlığına karşı direnme ve ilişkileri mümkün olduğunca geliştirme yönünde gösterilen inisiyatiflerin hakim olduğu bir dönem başladı. Elbette Türkiye-Rusya Federasyonu ilişkileri Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin veya Türkiye-ABD ilişkilerinin alternatifi değil. Ancak en azından Türkiye gibi devletin sadece Avrupa Birliği veya ABD ile ilişkilerini geliştirip bölgenin diğer ülkelerini ihmal etmesi de düşünülemez. Türkiye'nin Batı dünyasıyla ilişkilerini Rusya Federasyonu ve bölgenin diğer ülkeleriyle geliştireceği ilişkilerle dengelemesi gerekmektedir.

Putin'in ziyaretinden sonra iki devlet arasındaki ilişkilerin "güç komşuluk"tan "yakın ve güçlü komşuluk"a dönüşmesi hayal değildir. Türkiye her durumda komşularıyla güçlü ve verimli ilişkileri geliştirmek ve bulunduğu yerin imkanlarını en iyi şekilde kullanmak zorundadır.



9 Aralık 2004
Perşembe
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED