AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Kıbrıs üzerine yapılan pazarlıklar ya yine yanlışsa?

Tabii bu soruyu, "Şimdiye kadar Avrupa Birliği üyeliği çerçevesinde savunulan Kıbrıs politikaları hep yanlışsa ne olacak? Şeklinde okumak lazım.

Evet, başından beri AKP hükümeti Kıbrıs meselesini AB üyeliği yolunda bir pazarlık kozu olarak kullanmak istedi. Hala da kullanmaya çalışıyor. Üstelik de, dışardan bakıldığında daha net görüldüğü için söylüyorum, bu kez elinde bir şey olmadığı halde kullanmaya çalışıyor. Ayrıca bunu da herkes biliyor…

Türkiye hükümeti ile, devleti ile, medyası ile Kıbrıs politikasında aslında aynı şeyi savundu ve hala savunuyor: "Türkiye Kıbrıs'ı elinden bırakmamalı. Bırakırsa da ancak KKTC tipi bir çözümle bırakmalı."

Bazı fırsatlar kaçırıldıktan sonra Annan Planı'nı kabul etmek aslında sonucu değiştiren bir politika olmadı. Neticede Kıbrıs konusunda geçmişte yapılan hataların yolunda devam edildi.

Ben bu nedenle aslında Denktaş'ın politik kariyerini mükemmel bir performansla kapattığını düşünüyorum. Denktaş, 2002 yılı sonundaki AB zirvesinde AKP hükümetinin desteği ile Annan Planı'na evet demeyerek ilk darbeyi vurdu. Böylece Türkiye'de derinden AB üyeliğini istemeyen, ama göstermelik olarak üyelikten yanaymış gibi hareket eden bazı odakların da taleplerini karşılamış oldu.

Belki de bu bir plandı. AKP bu planı kavrayamadı. Hatta belki de AKP'nin gövdesinin, tabanının büyük kısmı böyle düşünüyordu. İslami kesimin saygın bazı yazarlarının Kıbrıs meselesinde devletin değişik odakları tarafından dile getirilen bu politikadan farklı düşünmediklerini yazdıkları yazılardan biliyoruz.

Yakın geçmişi ve Kıbrıs meselesinde izlenen politikayı ya da özellikle yapılan yanlışları hep birlikte yaşadık.

2002 yılının son ayında yaşanan olaydan birkaç ay sonra gerçekleşen Lahey zirvesinde bu kez Denktaş'ın yine yan çizip Annan planını kabul etmediğini biliyoruz. AKP hükümetinin buna karşı herhangi bir önlem almadığını da…

Böylece Rumlarının önünün iyice açıldığını ve referanduma hayır demekten başka yapmaları gereken bir şey kalmadığını da biliyoruz. Buna rağmen Kıbrıs meselesinin Annan planı referandumuna 'evet' denilerek çözümleneceğine ilişkin genel kabule katılmamazlık yapmadığımız da malum.

'Evet' denilerek Kuzey'de hiç olmazsa bazı şeylerin değişeceğini, mesela Denktaş'ın siyasi hayattan tasfiye edileceğini ve belki de Rumlarla anlaşmanın yolunun açılabileceğini düşündük.

Doğru. Bu sayede Denktaş'ın siyasi hayatı bitti, o dönem kapandı. İlk kez Mehmet Ali Talat gibi bir sol politikacı Kuzey'de başbakan olabildi.

Kuzey'de yaşayanların büyük bir bölümü bazı imkanlara kavuşabildiler. Kuzey'e yönelik umutlar arttı, yatırımlar fazlalaştı. Kişisel gelirlerde belli bir artış oldu. Bunlar tabii ki yeterli değildi.

Üstelik bir sol politikacı olan Talat, işbaşına gelince sağa kaydı, bazı muhaliflerinin ifadesiyle 'Denktaşlaşmaya' başladı.

Rumlar ise 'hayır' dedikleri halde AB'ye tam üye olarak katılmış oldular. Korkuları boşa çıktı. Türkiye, AKP iktidarının olumlu sinyallerine rağmen gereken zamanda Annan planını kabul etmediği için Rumların bir sorunları kalmadı... Üstelik Rumlar, daha doğrusu Kıbrıs Cumhuriyeti, tarihinde hiçbir zaman siyasi ve hukuki açıdan şu anki kadar güçlü olmamıştı.

O küçücük Kıbrıs'ın 'sözde' denilerek küçümsenen devleti, koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni parmağında oynatacak hale geldi.

Türkiye'nin müzakerelere başlayabilmesi için onay verecek olan 25 devletten biri olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin şimdi şartları var. Türkiye isterse "17 Aralık'tan önce Kıbrıs'ı tanımayacağım" desin farketmez.

Masanın karşısında oturan 25 devletten biri Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türkiye bu devletin yarısının Türklerden oluşmasını kabul etmedi.

Bu politika sayesinde, -yani Kıbrıs'ta hiçbir şey vermeyiz politikası bu- Türkiye'nin karşısında iki Rum devleti bulunuyor. Yunanistan ve Rumlara bırakılan Kıbrıs Cumhuriyeti.

Şimdi AKP hükümeti 17 Aralık'ın arefesinde hala Kıbrıs'ı bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışıyor.

Ne diyor? Kıbrıs'ta bir anlaşmaya yanaşmazlarsa Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımam.

Rumlar, kötü niyetli, Türklere düşman lafları bir tarafa… Kıbrıs'ta anlaşmaya yanaşmayan ve Kıbrıs'ta bir Türk-Rum ortak cumhuriyetini engelleyen kim oldu? Üstelik de bu anlaşmayla adada belli oranda Türk askeri de kalabilecekti... Şimdi ise Türk askerlerinin adadan çekilmesini şart koşuyorlar Türkiye'yi veto etmemek için.

Kuşkusuz bu yapılanlara politika denemeyeceğine göre, Türkiye AB yolunda devam edebilmek için Kıbrıs'ta bir şeyler yapmak zorunda.

Avrupa'da ve Kıbrıs'ın güneyi ile kuzeyine yazılan çizilenlere bakılırsa, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti ile bunların ne olabileceğini görüşüyor. Bu görüşmelerde Kuzey Kıbrıs yönetimi devre dışı bırakılmış durumda. Zaten işbaşında doğru dürüst bir hükümet bile yok. Oysa AKP hükümeti istese Kuzey'de hükümet krizi çıkmayabilirdi.

Beklenti o ki, Türkiye, 17 Aralık'tan önce Kıbrıs'ı tanımasa bile bir şeyler yapacak. Zaten yapması gerekenlerden bir şey… Acaba ne?

İsterseniz bunu da bu politikaları 'milli menfaatler' diye yutturanlar düşünsün…


9 Aralık 2004
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED