AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
AB'yi bu yüzden istemek lazım...

Avrupa Birliği'nin 17 Aralık finaline birkaç gün kala çıkardığı maraza aslında hiç beklenmedik ve şaşırtıcı değildir. Çünkü, bu yolun başlangıcı olan 2002 Kopenhag Zirvesi'nde Türkiye'ye "2004'te bakarız" denilirken iki yılda alınan mesafe hayal bile edilmemişti. Eski hastalıklar nüksedecek, bazı unsurlar AB yolunu tıkayacak ve Brüksel'in elinde Ankara'ya "başaramadınız" diyebilecek birçok materyal olacaktı. Ne yazık ki herşey yolunda gitti!

Birkaç haftadır olanlara bakalım.

AB'nin merkez organları ve bazı üye ülke başkentleri gerçekten gerçekten tehlikeli bir oyun oynuyorlar. 40 yılı aşkın bir süredir içten içe biriken beklentilerini görmezden gelerek Türkiye'ye diledikleri gibi çekip çevirebilecek bir ülke muamelesi yapma eğilimi sergiliyorlar. Brüksel'in her çıkışı, Kopenhag Kriterleri'nin tek başına yeterli olmadığı ve AB'nin yıllardır takiyye yaptığı kanaatini çağrıştırıyor. Özellikle, Türkiye için adı konulmamış birtakım kriterlerin varlığı ortaya çıkıyor.

Esasen, AB'nin Türkiye'ye karşı sempatik duygular beslemediği anlaşılmıştır. Aslında, 70 milyonluk Müslüman bir ülkenin 400 milyonluk birliğe dahi olurken kararsızlık ve travma yaşaması beklenirdi. Şimdi tam tersi oluyor; birlik büyük bir şok yaşıyor; bu katılımı benimsemekte zorlanıyor. İleride yaşaması muhtemel sıkıntılar için önlemler peşinde koşuyor. Türkiye'yi Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımaya zorlamak zaman kazanmak; yani, muhataplarının bunu düşünmek için süre istemesi ihtimaline yöneliktir. 17 Aralık karar metni taslığındaki kısıtlamalar, itici ifadeler ve nihayet "müzakerelere başlanıyor ama bu üyeliği garanti etmez" türünden uyarıcı cümleler de uyum süreci yolunda alınan mesafeyi küçümsemektir.

Türkiye herşeye rağmen AB yolunda ilerliyor ve son dönemdeki engelleme girişimleri bu yürüyüşü daha anlamlı hale getiriyor.

Avrupa'nın Türkiye, Doğu ve nihayet İslam endişesi; bu yüksek tempo içinde yeniden yoğruluyor ve tarihi bir problem 17 Aralık potasında eritiliyor. Müzakere için tarih vermekten başka bir seçeneği olmayan AB'nin gösterdiği direnişi birliği istemenin ne kadar doğru olduğuna dair güçlü bir kanıt olarak görmek gerekiyor. Avrupa'nın korkusu Türkiye'nin doğru yolda yürüdüğünü gösteriyor.

Eğer bazı Avrupalılar, "Türkiye tarihi ve dinsel nedenlerden dolayı AB'nin bir parçası olamaz" tezini dillendiriyorlarsa bu artık onların sorunudur. Türkiye, 41 yıl öncesinden bir anlaşmaya dayanan, yol haritası belli, gerekleri tanımlanmış ve yerine getirilmiş bir ortaklık için Brüksel kapısındadır. Teknik aşamaların üstesinden gelmiş ve rolünü gerektiği gibi oynamıştır. Bu muhteşem performansıyla aslında elde edeceğinin birçoğunu daha birlikle masaya oturmadan da kazanmıştır. Demokrasisinin kalitesini artırmış, hukuk sistemini, temel hak ve özgürlükler külliyatını zenginleştirmiştir. Böyle olduğu için şimdi daha fazlasını isteme, Avrupa'nın refahına ve zenginliğine ortak olma hakkına sahip olmuştur.

Özetle Türkiye, Avrupa'nın tanımlarıyla, müzakereye mazhar bir Avrupa ülkesi olmuştur. Şimdiden sonra bir engel çıkartılacaksa AB'nin kendi kriterlerini yeniden yazması gerekecektir.

Birlik başkentlerinden yükselen itirazlar ve engel çıkarma girişimleri moral bozmamalı aksine Türkiye'nin kendine güvenini artırmalıdır.

Esasen durum; tam da futbol sahalarında duyulan "Avrupa Avrupa duy sesimizi, bu gelen Türklerin ayak sesleri..." sloganını atmayı gerektirecek bir özellik arzetmektedir.


9 Aralık 2004
Perşembe
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED