|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Ben izlemedim, haberim olmadı. Ama sonradan yazılı ve görsel medyanın verdiği haberlerle ucundan kıyısından olaya muttali oldum. Geçtiğimiz günlerde D. Mehmet Doğan, bir televizyon programına katılmış. Orada, yazarın büyük eseri "Büyük Türkçe Sözlük"ünde yer alan bir kelime (laiklik kelimesi) tartışma konusu olmuş. Yazarla mülakat yapmak isteyen televizyoncu hanım, gazeteciliği bırakıp savcı rolüne girmiş, soru sormak yerine soruşturmacılık yapmaya başlamış. Ve bu esnada da, televizyoncu hanımın anlamaya bilgisinin yetmeyeceği kelimeler kullanılınca, işler iyice karışmış. "Mütevazı", "mütevazi", "muvazi" kelimeleri birbirine karıştırılmış. Yazarımız: "Galat-ı meşhur lügat-i fasihten evlâdır. (Yaygınlaşmış, herkesçe bilinen söz, hatalı da olsa doğru söze tercih edilmelidir.)" cümlesinin anlamını açıklamaya çalışmışsa da, onun sözleri, anlaşıldığı kadarıyla laf kalabalığına getirilerek boğulmaya çalışılmış. Kısaca böyle özetleyebildiğim "mülakat" sonrasında, D. Mehmet Doğan'ın bir basın açıklaması yayınlandı. Açıklamasında: "Türkiye'de anlama ve kavrama seviyesinin, en azından bazı kişi ve kesimler için, çok düşük seviyede seyretmesinden dehşete düştüm." Diyor D. Mehmet Doğan. Ve kendisini dehşete düşüren bu tabloyu şöyle ifade ediyor: "Türkiye'de ilmin, düşüncenin alanına giren konular vandalca tahrip edilmekte, amiyane söyleyişle "televoleleştirilmekte"dir. O yüzden bu konuları ancak uzmanlarıyla, erbabı ile konuşmaktan yanayım. Buna rağmen, konuya geniş çerçevede ve objektif bakılması yönündeki görüşlerimi kısaca açıklamayı gerekli gördüm: Türkiye'de anlama ve kavrama seviyesinin, en azından bazı kişi ve kesimler için, çok düşük seviyede seyretmesinden dehşete düştüm. [vurgu Doğan'a ait]. Bence bugün Türkiye'nin en önemli problemi budur. Zihin sağlımız ciddi tehlike altındadır. Yüze yakın üniversitemiz ve milyonlarca yüksek öğrenim görmüş, diploma almış vatandaşımız var. Buna rağmen, yazılı ve basılı bir metni okuyup anlama konusunda çok ciddi problemlerle karşılaşılmasının bir açıklaması olmalıdır." Bu açıklamayı gene kendisi getiriyor ve: "Türkiye'de geniş bir kesim AB'ne girmek istiyor, hükümet de bu yönde ciddi gayret sarf ediyor. Fakat kitap okumayan, okuduğunu anlamayan, objektiflik yerine kendi görüşlerini dayatmayı yeğleyen totaliter kişi ve kesimlerin varlığı, bu işin ne kadar güç olduğunu gösteriyor.(…) Beğenmediğimiz, bizim düşüncemizle aynı olmayan fikirlere, görüşlere özgürlük tanımayacaksak, AB'de değil, totaliter üçüncü dünyanın ülkeleri safında yer alabiliriz ancak. (Bu arada bazılarının AB'de sözlüklerin laiklik konusunda resmi görüş dışında anlamlara yer verilmesini istemediğini de düşünenler olabilir)." Diyor. 50 yıla yaklaşan yazı hayatının yaklaşık son 30 yılında yayınladığı 30 küsur kitabın nerdeyse 20'sinde bazı kavramların açıklamasıyla uğraşmış olmasına rağmen, bazı zihinlerde istediği aydınlığı sağlayamadığını gören bir yazar sıfatıyla, D. Mehmet Doğan'ın içine düştüğü sıkıntıyı ve isyanını en iyi anlayanlardan biri sanıyorum ben olabilirim. Bu dar kafalılıkta ve anlama aczinde, Mehmet Doğan'ın söylediklerine ilaveten, okuyucunun mantık bilmemesi veya bildiği mantığın yalnızca Aristo mantığından ibaret oluşu da pay sahibi olmalıdır. Bu mantıkla hareket edildiğinde, orta yolu bulmanın imkânı asla elde edilemez. Bu mantık, zihinleri bağnazlaştırır, bir kez bir fikre kendini kaptırınca "dediğim dedik" der de, başka bir şey demez. Ancak bu hailenin öyle kısa sürede ve bir hamlede atlatılabileceğine de kani olmadığımı belirtmeliyim. Mehmet Doğan'ın üzerinde bulunduğu çetin yolda kolaylıklar diliyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |