|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Adım 'araştırmacı-gazeteci'ye çıktığına göre yolsuzluk iddialarının üzerine atlamalı değil miyim? Oysa, görüyorsunuz, bu sütunda en az dokunulan konuların başında geliyor 'yolsuzluk'... Ne şimdi, ne de daha önce... Geçmişte 'mavi akım' konusunda çok yazı yazdım; ama hatırlayın, onlarda bile işin 'yalan-dolan' türü ayrıntılarıyla daha fazla ilgiliydim... Elime belge geçmediği için değil bu ilgisizliğim, bilgi azlığından da değil... Tam tersine, bana gelen dosyaları, iyice araştırıp bir değeri varsa haberleştirsinler diye, muhabir arkadaşlarıma pas ettiğim çok oldu. Rapora bağlandığı halde sumen altı edilmiş, ya da yargı kararıyla kesinleşmiş olmadıkça, yolsuzluk konusuna girmeyi midem kaldırmıyor... Bu gönülsüzlüğümün basit bir sebebi var: Bizde yolsuzluk diz boyu, ancak her dönemde ortalıkta dolaşan iddiaların hepsine kulak verecek olursanız, neredeyse herkesin rüşvet aldığına ya da haksız yoldan para kazandığına inanmanız gerekiyor. Herkesin 'hırsız' olduğu bir ülkede yaşamak da beni mutlu etmiyor... 1982 sonunda ABD'den döndüğümde, bir gazeteci arkadaşım, "TIME dergisinin o sayısını getirdin mi?" diye sormuştu. Meğer, 12 Eylül'ü yapan kadrodan bir komutanı 'Dünyanın en zengin askeri' başlığıyla kapağına taşımış TIME; daha doğrusu derginin öyle bir kapakla çıktığı, ama Türkiye'ye girmesinin yasaklandığı çok yaygın bir söylentiymiş... ABD'deyken aboneydim TIME'a, öyle bir sayısını görmedim; yazının derginin Avrupa baskısında çıkmış olabileceğini düşünüp aradığımda da bahse konu yayınla karşılaşmadım. Ame eminim, pek çoğunuz, hâlâ, TIME'ın öyle bir kapakla çıktığına ve o sayısının yurda sokulmadığına inanmaktasınız... Birkaç yıl önce, Kanal-7 reyting artışını kutlamak için mensupları ve dışarıdan program yapanları Boğaz'da gemi gezintisine çıkarmıştı. Her zamanki merakımla, kaptana, "Şu yalılar kimin?" sorusunu yöneltmiş, verdiği cevapları zihin arşivime not etmeye başlamıştım. Tam Kuruçeşme Adası önüne geldiğimizde, kaptan, "Şu sahile kadar inen yeşillik alan var ya, işte orası bir emekli paşanın" deyiverdi. Trilyonlar edecek nefasette kocaman bir arsa... Söylediği isim, TIME'a kapak olduğu iddiasına da muhatap olan komutandı... Size bir şey söyleyeyim mi? Komutanlarla ilgili 'yolsuzluk' iddialarına inanmıyorum ben. O konuma gelmiş bir asker cebini düşünmez. Paşanın konumunu kullanan birileri yolsuzluğa bulaşabilir, hatta yakınları arasından karışık yollara tevessül edenler de çıkabilir; ancak kuvvet komutanlığına kadar yükselmiş bir askerin bilerek-isteyerek elini kamu malına uzanabileceğini kolay kolay kabul edemem... Devlet orgeneral rütbesine ulaşmış askerlere özel muamele eder bizde; görev başındayken lojman verdiği gibi emeklilik sonrasında oturacağı bir konut da tahsis eder. Emrinde her zaman asker görevliler vardır, günlük işlerine onlar koşarlar... Bir bölümü de sahil kasabalarına yerleşip kendi yaptırdığı konutlarda geçirir emekliliklerini... Paşaların elini harama uzatması için bir sebep yoktur... Biliyorum, burada, "Peki ya Lockheed Skandalı?" diye soracaksınız; sormakta haklısınız da... Patladığı dönemde bütün dünyayı sarsan Lockheed Skandalı'na pek çok ülkenin ismi karışmıştı. Savunma sanayii alanında çalışan Lockheed firmasının rüşvet dağıttığı ülkeler arasında Türkiye'nin de ismi geçiyordu. Diğer ülkeler skandalı ismi karışanlara pahalıya ödettirdikleri halde, bizde konunun üzeri örtülüverdi. O dönemin bir komutanı üzerinde hâlâ şâibe vardır; yasal açıdan üzerine gidilmediği için de, bu görüntüyü ortadan kaldırmak hiç mümkün olmayacak... Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İlhami Erdil ile ilgili iddialar hakkında yasal işlem başlatılması bu sebeple yerindedir. Kızının adının karıştığı bayat boya ile lojman mutfağına alınan faturası yüklü malzemenin açıklaması herhalde olmalıdır... Yolsuzlukların bulaşanın peşini bırakmamak gibi bir âdeti vardır. Bunun en güzel örneği yine Lockheed Skandalı. 1970'lerde patlayan skandala adı karışanların en ünlüsü Hollanda Kraliçesi'nin kocası Prens Bernard'tı. 'Dünya hükümeti' diye de bilinen Bilderberg toplantılarını başlatan kişiydi Bernard ve hava kuvvetlerinin sipariş ettiği uçaklar için rüşvet aldığı iddia ediliyordu. Bu iddia onu dünya siyaset sahnesinden siliverdi. Geçen hafta öldüğünde, ölümünden sonra yayımlanmak üzere bir gazeteci dostuna bıraktığı itirafını okudum gazetelerde: "Neden yaptım bilmiyorum" diyordu Prens; o kadar parası varken Lockheed'ten hepi topu 1 milyon dolar almıştı ve ömrünün sonuna kadar o günahın ağırlığı altında ezildiğini itiraf ediyordu. Ben azınlığım; bizde herkes kendisinden başka herkesin yolsuzluk yapabileceğine inanır. Bazı isimleri ilk duyduğunda itiraz edenler bile, bir bakarsınız, bir süre sonra daha fazla ayrıntı ekleyerek konuyu etrafa yaymaya başlamış... 'Şuyuu vukuundan beter' deyiminin başka dillerde olduğunu sanmıyorum... Bir paşa ile ilgili manşetlere tırmanan iddia hiç hoşuma gitmedi. Böylesine basit bir konunun bu denli büyütülmesi hayra alâmet değil. İlgisini ilk elde kuramasanız bile uyarımı buraya kaydedeyim: Ak Parti iktidarı bu konularda dikkatli olmalı... Ne demek istediğimi belki yarın anlatırım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |