|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Ne olurmuş? Anayasa Mahkemesi üyelerini TBMM seçerse, yargı (daha doğrusu güzelim Anayasa Mahkememiz) siyasallaşırmış! Anayasa Mahkemesi'nin yeni değerli başkanı da bu görüşte. Başlangıçta doğru bir önerme gibi görünüyor. Öyle ya, yargı hem siyasete, hem de bürokratik iktidarı oluşturan unsurlara karşı bağımsız olmalıdır. Siyaset, TMBB eliyle de olsa, birincil karakteri "bağımsızlık" olan kurumlara müdahale etmemelidir. Hatırlanacağı üzere, iki yıl kadar önce, üye seçiminde TBMM'ye de kontenjan tanıyan yasal düzenleme gündeme geldiğinde, ilk tepki, mevcut Anayasa Mahkemesi'nin işleyişinden niçin memnun olduğunu çözemediğimiz CHP'den gelmişti. Ardından, bürokratik iktidarı oluşturan unsurlar tek tek seslerini yükseltmişlerdi. Bu, başlangıçta "doğru" ve "haklı" gibi görünen itirazın hangi ideolojik duyguya istinad ettiğini belki başka bir yazıda ele alırız... İyi de, siyasallaşmasından korkulan Anayasa Mahkemesi zaten siyasal bir kurum değil midir? Mustafa Erdoğan hocamın da belirttiği gibi, anayasa yargısı organları, mahkeme şeklinde örgütlenmiş olsalar da, dünyanın her yerinde olduğu gibi, Türkiye'de de öncelikle politik kurumlardır ve haddizatında (demokrasi ilkesiyle çelişse de) böyle olmak durumundadır. Çünkü, yine Erdoğan hocamın belirttiği gibi, "Anayasa yargısı organları devlet iktidarını sınırlamanın araçlarıdır. Demokrasilerde anayasa mahkemelerinin, temel hakları ve hukuk devleti güvencelerini devletin (özel olarak da çoğunluk iktidarının) muhtemel tecavüzlerinden korumaları beklenir. Burada amaç, devlet yetkisinin keyfi ve kötüye kullanımının önüne geçmektir." Fakat Türkiye'de böyle mi olmaktadır? Siyasete karşı bağımsızlığını ilan eden Anayasa Mahkemesi, YÖK Başkanı Teziç'in tavsifiyle "devlet iktidarı"na, yani bürokratik iktidarı oluşturan unsurlara karşı bağımsız mıdır? Buna "evet" demek oldukça zor. Hep aynı örneği veriyorum; asıl görevi Anayasa'yı korumak olan en büyük yargı kurumumuz Anayasa Mahkemesi, 12 Eylül 1980'de varlık nedeni ortadan kaldırıldığı halde mesaisine devam etmiş, hatta bazı üyeleri "demokratik normale" müdahale eden generallere teşekkür ziyaretinde bulunmuştu. Demek ki, antidemokratik kalkışmalara ve çoğunluk iktidarına karşı "hukuk devleti güvencelerine" sahip çıkması beklenen Anayasa Mahkemesi görevini yapmamış. O halde, "Anayasa Mahkemesi'nin siyasallaştırılmasına karşıyız!" diyenler, hem "halihazırda kendi ideolojik tercihleriyle uyumlu işleyen ve basbayağı politik olan mevcut yapının değiştirilmesine, hem de halk iradesinin dolaylı olarak da olsa bu sürece dahil edilmesine karşı olduklarını" anlatmak istiyorlar. Bir önemli nokta da şu: Bu Meclis kurtuluş savaşı yapabiliyor (nitekim Millî Kurtuluş Savaşımız'ın başlatıcısı ve tamama erdiricisi bu Meclis'tir), cumhuriyet kurabiliyor (nitekim cumhuriyeti 1923 yılında bu Meclis kurmuştur), Başbakan atayabiliyor (nitekim bütün Türkiye Cumhuriyeti Başbakanları bu Meclis'ten güvenoyu almıştır), Cumhurbaşkanı seçebiliyor (nitekim Sezer de dahil olmak üzere, bütün Cumhurbaşkanlarını bu Meclis seçmiştir) ama Anayasa Mahkemesi'ne üye atayamıyor. Demek ki, dengelerin siyaset ve demokrasi lehine değişmesi birilerini rahatsız ediyor.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |