|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Haber şu: "Öğretmeniyle aşkını CD yapıp piyasaya sürdü". Hürriyet'in haberiyle önümüze gelen olay tamamen -ama tamamen- iki kişinin "özel hayatı"na ilişkin bir olaydır. Medyakronik zamanında Hürriyet'te yer alan bir "çocuk pornosu" karesini Basın Konseyi'ne götürmüş ama sonuç alamamıştık. Karar verdik şimdi de bu "kadın öğretmen" haberini (fotoğrafıyla birlikte) Konsey'e götüreceğiz. Çıkacak sonucu bugünden tahmin etsek de götüreceğiz. Bu ülkenin "en büyük gazetesi"nin üzerine vazife olmayan konularda bu derece "meraklı" olması karşısında bir şeyler yapmak gerekmez mi? Gerekmez olur mu hiç, hem de nasıl...
Önümüzde bir haber, Hürriyet'ten. Öyle şöyle bir değinerek de geçmemişler, bayağı yer de ayırmışlar... Haber şu: "Öğretmeniyle aşkını CD yapıp piyasaya sürdü". Yani, "Artvin'de görev yapan kadın öğretmen 27 yaşındaki H.A. ile öğrencisi S.E.'nin cinsel ilişki kurdukları sırada çekilen görüntülerinin yer aldığı CD'nin ortaya çıkması, kentte bomba tesiri yarattı." Nasıl yaratmaz; Artvin gibi küçük bir şehirde içinde yaşını ve adının başharflerini verdiğiniz bir kadın öğretmenin görüntülerinin yer aldığı bir CD ortaya çıkınca nasıl "bomba tesiri" yaratmaz. Gazete "bomba tesiri"nin tadını çıkarmayı da unutmamış: "Elden ele dolaşıyor". Nasıl dolaşmaz; hemen her gün sokakta karşılaştıkları genç bir kadının görüntüleri Artvin gibi küçük bir şehirde nasıl olur da "elden ele" dolaşmaz. Gazete "habercilik" de bir numara: Ne olur ne olmaz, "kadın öğretmen"in kim olduğu iyi anlaşılamaz kaygısıyla, "Bir lisede resim öğretmeni olan H.A." da diyor. Artvin'de kaç "lise" vardır dersiniz? Neyse, tayini başka bir ile çıkarılan H.A, ilişkilerini gizlice kaydeden öğrencisi S.E.'den şikayetçi olmadan şehirden ayrılmış. Bundan sonra ne olacak? Durun bitmedi. Söz konusu CD Artvin'de "elden ele dolaşır" da Hürriyet bu CD'den bir kopya edinmez mi? (Bu demektir ki, söz konusu CD Hürriyet'te de 'elden ele' dolaşmıştır.) Bunun böyle olduğunu gazetenin haberini süslediği fotoğraftan anlıyoruz. Taşrada tek başına yaşayan bir "kadın öğretmen" odası, odada bir kanape, kanepenin üzerinde öğretmen ve öğrencisi... Fakat gazetemiz "mazbut" bir gazete, yok öyle fotoğraf karesinin tamamını yayımlamak filan! Fotoğraftan ne olup bittiği apaçık şekilde anlaşılsa da, görüntü "meslek etiği" gereği belli yerleri mozayiklenerek yarıya indirilmiş. Peki bundan sonra ne olacak? Öğrenci yapacağını yaptı, gazete "habercilik" konusunda "sorumluluğunu" yerine getirdi ve -tahmin ettiğiniz gibi- "kadın öğretmen"in hayatı karardı... Peki bundan sonra ne olacak, daha doğrusu ne olması gerekir, beklenir? Bir kere herşeyden önce "kadın öğretmen"in "Bana yaptığınız bu kötülüğü yanınıza bırakmam" diyerek gazete hakkında suç duyurusunda bulunması gerekir ve beklenir. "Kadın öğretmen" bu konuda isteksiz davranırsa, meselenin peşine savcılar düşmelidir. Hürriyet okurlarına düşen görev ise, bir "kadın öğretmen"in en mahrem ilişkisini sayfalarına taşıdığı için gazetelerini ciddi bir biçimde protesto etmektir. ("Okur Temsilcisi" bakalım bu işin altından nasıl kalkacak!) Çünkü Hürriyet'in haberiyle önümüze gelen olay tamamen -ama tamamen- iki kişinin "özel hayatı"na ilişkin bir olaydır. İlişkilerini kaydedip çoğaltan öğrenci hakkında da (öğretmen şikayetçi olmasa da) tabii ki gerekli soruşturma yapılmalıdır. Tamam, öğretmen-öğrenci ilişkisinin buralara kadar gelişmesini kınayabilir, sorumluluğun tamamını "kadın öğretmen"in omuzlarına yükleyebilirsiniz. "Kadın öğretmen" hakkında "canımızın istediğini" de düşünebilirsiniz. Ama sonuç olarak bu "özel hayat"a ait bir görüntüdür ve "kadın öğretmen"in görüntülerinin "elden ele dolaşması" yolunda rızası yoktur. Bu arada söz konusu CD'yi "elden ele dolaştıran" Artvinlilere de bir görev düşüyor: Yapmayın, CD'yi "elden ele" dolaştırmayın... O "kadın öğretmen" belki de çocuğunuza resim çizmeyi öğretti. Elinize geçen CD'leri imha edin... Genç bir kadına bu kötülüğü yapmayın... Çarşıda-pazarda karşılaştığınız tanıdık bir yüzün mahrem hayatına tanık olmayı kendinize yakıştırmayın... Hiç hikaye okumadınız mı? Son bir soru: Hürriyet'in eline geçen ve makaslayarak sayfasına taşıdığı görüntü(ler) şimdi nerede duruyor? "Arşiv"e mi yerleştirildi, imha mı edildi, yoksa gazetede "elden ele dolaşmakta" mı? Yahu siz hiç hikaye de mi okumadınız? Taşrada tek başına görev yapan "kadın öğretmenler"in dünyası hakkında iki satır bile okumanız mı ki, bu kadar zalim olabiliyorsunuz. Son olarak: Medyakronik zamanında Hürriyet'te yer alan bir "çocuk pornosu" karesini Basın Konseyi'ne götürmüş ama sonuç alamamıştık. Karar verdik şimdi de bu "kadın öğretmen" haberini (fotoğrafıyla birlikte) Konsey'e götüreceğiz. Çıkacak sonucu bugünden tahmin etsek de götüreceğiz. Bu ülkenin "en büyük gazetesi"nin üzerine vazife olmayan konularda bu derece "meraklı" olması karşısında bir şeyler yapmak gerekmez mi? Gerekmez olur mu hiç, hem de nasıl... (K.B.)
Sabah cereyan yaptı, nutkum tutuldu!
Gazete yönetimi cehaletime versin, ilk izlediğimde Sabah'ın promosyon olarak üç beş kupona vantilatör vereceğini düşünmedim değil. Meğer meramları başkaymış, Fatih Altaylı'nın yazılarıyla Sabah'tan Türkiye'ye doğru estirecekleri rüzgarları kastediyorlarmış. Esprili reklamları seviyorum. Fatih Altaylı'nın Sabah'a katılımı için hazırlanan reklamı da sevdim. Malum, konu sahilde geçiyor. Ya da günlük olağan zap turumun büyük bir kısmını sahiller işgal etmiş olduğundan, ben artık her baktığım yerde sahil görmeye başladım. Ancak şu kadarından eminim ki ortalama özelliklerde bir Türk hanımı, hem biraz temiz hava almak, hem bir şeyler içmek, bu arada da gazetesine, yani Sabah'a bir göz atmak için bir kafede oturuyor. Buraya kadar her şey normal... Fakat kadıncağız Sabah'ı açar açmaz içinden ben diyeyim kasırga, siz deyin tufan, öyle bir rüzgar peydahlanıp ortalığı sarıyor ki olur şey değil... Gazete yönetimi cehaletime versin, ilk izlediğimde Sabah'ın promosyon olarak üç beş kupona vantilatör vereceğini düşünmedim değil. Meğer meramları başkaymış, Fatih Altaylı'nın yazılarıyla Sabah'tan Türkiye'ye doğru estirecekleri rüzgarları kastediyorlarmış. Zaten Fatih bey de az sonra önce davudi sesiyle, sonra da dömi tıraşlı İtalyan stiliyle reklamın sağ köşesinden olaya dahil oluyor. Reklamı hazırlayanlar, bu kısmı benim gibi geç intikal eden ve IQ bakımından henüz AB seviyesine gelememiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için senaryoya eklemiş olmalılar. Yoksa hadiseyi ıskalamak işten değildi. Hal buyken, benim bile kendimden beklemediğim büyüklükte bir cüret göstererek, tabii biraz da imaj yerini bulsun kaygısıyla, söz konusu reklamla ilgili kafama takılan birkaç hususu irili ufaklı sorular halinde Kronik Medya masasına bırakmak istiyorum. 1. Fatih Altaylı reklama neden sağdan dahil olmuştur. Bu durum, Altaylı'nın Sabah'ta kaleme alacağı yazılarında okurlarına yelpazenin sağından (rastlantının böylesi, yelpaze de minimal rüzgarlar üreten bir araçtır) sesleneceğinin işareti olarak algılanabilir mi? 2. Sabah'tan esen Fatih Altaylı rüzgarlarından birinci derecede etkilenen felaketzede figürasyonun sağlık durumu nasıldır? Yaralanan var mıdır, varsa kaçının durumu ciddiyet arzetmektedir, kaçı ayakta tedavi edilmiştir, kaçı sus işareti yapan aksi hemşirenin taciz bakışları altında bekleme salonunda beklemektedir? 3. Yine aynı Altaylı rüzgarının kafe, sahil ya da her neresi ise orada bıraktığı maddi hasarı kim karşılayacaktır? Zarar ziyanı reklam şirketi mi ödeyecektir, gazete muhasebesi mi karşılayacaktır, yoksa Fatih Altaylı cebinden mi verecektir? 4. Yoğun cereyan altında gazetesini okumaya çalışan kadıncağız, davudi bir ses kendisinden şeker istediğinde neden irkilmemiştir? Tepkibilimciler bu konuda ne diyor? 5. Yine aynı kadıncağız şekeri isteyenin Fatih Altaylı olduğunu gördüğünde neden mayışma eğilimi göstermektedir? Ayrıca yenge bu işe ne demektedir? 6. Yeni duruma göre Fatih Altaylı'nın okurları ne zaman adam olur? Hürriyet almaya devam ederlerse mi, yoksa Sabah'a geçerlerse mi? Boynumu çevirebilsem aslında daha başka sorular da soracağım, ama heyhat ben de bir Sabah okuruyum ve cereyandan boynum fena halde tutuldu. Allahım, ben bu yeni cereyanlara ne zaman alışacağım! (G.Ö.)
'Yoksul' dediysek o kadar da değil herhalde!
Hürriyet'in "Türkiye Cinselliği Konuşuyor" başlığı altında tefrika ettiği "Büyük Araştırma"sı bu sıcak yaz günlerinde bakalım daha kaç gün sürecek... Gazete elindeki "araştırma sonuçları"nı okurlarına (deyim yerindeyse) "gıdım gıdım" sunuyor. Ayrıca, söz konusu araştırma her ne kadar "Kinsey Raporu"nun Türkiye versiyonu olarak sunulsa da, araştırma sonuçlarından aktarılan ufak tefek bilgiler daha cazip hale getirilmek için araya bol miktarda, "cinsellik" söz konusu olduğunda şu ya da bu biçimde akla gelebilecek "ünlüler"in yorumları da sokuluyor. "İlk deneyimler" vesarie... Tefrikanın geçen günkü faslında, aktarılan araştırma sonuçlarından birisi de şuydu: "Orgazmın bilinilirliği konusunda en yüksek gelir grubuyla (AB) orta gelir grubu (C1 ve C2) ve alt gelir grubu (DE) arasında uçurumlar yok"(!) Aman iyi oldu, "Araştırma" sayesinde bu hakikati de öğrenmiş olduk böylece! Ne dersiniz, sizce de "beklenmedik" ya da "bilimsel olarak" tespit edilmesi gereken bir olgu ile mi karşı karşıyayız? İnsan sormadan edemiyor doğrusu: Ne yani, "Araştırma"nın soru listesini hazırlayanların aklında "varlıklılar" ile "yoksullar" arasında "bu konuda da" bir "uçurum" olabiliceği yönünde bir kuşku mu vardı? Bizden hatırlatması: "Araştırma"ya konu olan söz konusu alan AB, C1, C2 ve DE gruplarının "eşit" olarak paylaşıp, eşit olarak girip çıktıkları bir alandır! Ne yani bu alanda da mı "sınıf farkı" olacaktı? Her konuya da "gelir grupları" açısından bakılmaz ki ! (K.B.)
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |