|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Fransa'nın Cumhurbaşkanı, İş Bankası'nın Genel Müdürü ve Bankalar Birliği'nin Başkanı, Türkiye İşveren Sendikaları Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanımız. Konu, Yapı Kredi Bankası'nın Koç-Uni Credito ortaklığına, Dışbank'ın Fortis'e satıldığı zaman İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince tarafından ortaya atıldı; "Bankalarımız ve bankacılığımız ne kadar yabancılaşmalı?" Bu cümlelerin altında yatan gerçek fikir bana göre şu: "Türk sermayesi, Türk bankacılığı korunmalı". Ardından konu Erdemir'e gelince benzer söylemi, İşveren Sendikaları Başkanı Tuğrul Kutadgobilik ortaya attı. "Milli sermaye desteklenmeli, milli markalar Türkler'de kalmalı, Erdemir Türklerde kalmalı..." Sabancı ile Türkiye'ye giren Danone, dünya çapında bir Fransız markası. Geçen hafta yabancı bir grup Danone'yi satın almak için görüşmelerde bulunuyor. Bunun üzerine Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, "Millli markamız milli sermayemiz korunmalı" diyor Aslında, liberal Chirac, bir süt markasının bile korunması istemesiyle milliyetçi bir tavır sergiliyor. Chirac, bu kadar ileri gitmese de Fransızların AB yolunda Türkiye'ye "hayır" demelerinin temelinde de sanırım bu yatıyor... Ersin Özince de Türk bankacılığı konusunda aynı fikri savunuyor. Altında milliyetçilik kaygısı var. İnce çizgi üzerinde bir başka kaygısı daha var; rekabette zorlanma endişesi... Tuğrul Kutadgobilik de işçi sendikası başkanı ile kol kola yürüyüş yapıp "Erdemir yabancıya satılmasın" yürüyüşü yapıyor. 1980 öncesinde, "25 yıl sonra işçi işveren kolkola milliyetçilik yürüyüşü yapacak" deseler kargalar bile gülerdi. Meğer Kutadgobilik milliyetçiymiş(!) de haberim yokmuş. Hafta ortasında Maliye Bakanı Unakıtan, İstanbul Sanayi Odası'nın meclis toplantısına katıldı. Erdemir'in milli şirket kalması orada da gündeme geldi. Bakan Unakıtan, "En iyi fiyatı siz verin, siz alın" dedi. Aslında Unakıtan burada, "Eşitler arasında elbette sizi tercih ederiz" mesajı veriyordu. Çünkü onda da milliyetçilik duyguları var. Ama Unakıtan'ın acil sıkıntısı para... Yani milliyetçilik ile para arasında sıkışmış durumda. Milliyetçilik olarak bakıldığında hemen hepsi aslında Fransa Devlet Başkanı Chirac'a benziyor. Ama ayrıldıkları nokta, detayda yatıyor... "Para ve rekabet korkusu." Şekerbank'ın fiyatına SPK incelemesi... Önce 18 Temmuz'daki yazımda Şekerbank'ın, gerek Dışbank gerekse TEB'le kıyaslandığında fiyat kazanç oranlarına borsa fiyatına göre çok ucuza satıldığını, ya borsa fiyatında manipülasyon ya da satış fiyatında bir anormallik olduğunu yazıp, bu olayı açığa çıkarıp küçük yatırımcının iki durumda da hakkının korunmasını için SPK'yı göreve çağırmıştım. Geçen Hafta SPK'dan Kurul Başkan Yardımcısı Hülya Kemahlı imzalı bir mektup aldım. Kemahlı mektubunda şöyle diyor: ".............. Banka hisse senetlerinin bir yabancı banka tarafından satın alınması sürecindeki gelişmeler ve banka hisse senetlerinin borsadaki fiyat hareketleri, Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri çerçevesinde kurulumuzca takip edilmekte ve konu ile ilgili olarak gerekli incelemeler yapılmaktadır. Kurulumuzca yapılmakta olan incelemeler sonucunda, sermaye piyasası mevzuatına aykırı uygulamaların tespit edilmesi durumunda kurulumuz haftalık bülteni ile konu kamuoyuna duyurulacaktır." Kemahlı'ya hasassiyetleri nedeniyle öncelikle teşekkür etmek lazım. Bu biiiiiir. İkincisi, bu yazımda Turcas Petrolcülük hisselerinin devrinde de benzer bir durum olduğunu yazmıştım. Ancak Sayın Kemahlı'nın mektubunda bundan hiç bahsedilmiyor. Bunu nedenini anlamadım. Üçüncüsü ise... Mektubun son cümlesinde "... Mevzuata aykırı durum tespit edersek kamuoyuna duyuracağız." Sonucuna varılması... Ya sonrası... Açık ve bilinmiyor. O zaman Londra'da yıllar önce Thatcher son döneminde yaşanmış bir özelleştirme olayının 1996 yılında sonucunu örnek vereyim. Özelleştirmeden sorumlu Maliye Bakanlığı hafızam beni yanıltmıyorsa, 600 milyon paundluk bir emirle çelik şirketini özelleştiriyor. Londra Borsası'nın Brokerler Birliği (Bizim SPK'nın denetim görevini yapıyor) fiyatta bir sapma tespit edip inceleme başlatıyor. 2 yıllık inceleme sonrasında Maliye Bakanlığı'nda fiyata yönelik bilgi sızdığı tespit ediliyor. Ve Birlik, Maliye Bakanlığı'na bir mektup yazıyor: "..... Durum budur. Ya kendi kendinizi mahkemeye vereceksiniz ya da biz hakkınızda suç duyurusunda bulunacağız." Dava konusu bu bilgi sızma dolayısıyla yatırımcılara 200 milyon paund tazminat ödenmesi... Sonuç mu? Paşa paşa Maliye Bakanlığı bu 200 milyon paundu o dönemde elinde bu şirketin hisse senedi bulunanlara, oranları ölçüsünde ödüyor... Yine mi sonuç... İki sonucu siz kıyaslayın canım...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |