AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Bilgi özünde temiz idi, onu nâdanlar kirletti

İslam ilahiyatında bilgi rızku'l-erzaktır: Rızıkların büyüğü… Kur'an bilgiyi, bilme yeteneğini ve bileni över ve üstün tutar. Cehaleti yerer ve mahkum eder. Zaten, tersi de düşünülemez.

Bilmek acı verir, bilmek rahatsız eder. Anlayan ağlar. Tıpkı "Alemlere Rahmet" gibi. Fakat bilgiye asla "kötü" yaftası yapıştırılamaz. O, "el-'Alîm" olan Allah'tan bir tecellidir. Allah mutlak iyiyi temsil eder. Mutlak iyiden, iyi tecelli eder. Bunu görmüyorsak, göremediğimiz içindir. Biz parçayı görürüz, O bütünü görür. Parçada kötü gibi duran bütünde iyi durur. Zaten, İslam'ın adı olan teslimiyet bunun içindir: İyiye iman ile ermek…

Bilgi Hıristiyan ilahiyatında, İslam ilahiyatında olduğu gibi değerlendirilmemiştir. Bir çok Kitab-ı Mukaddes yorumcusu, Adem babaya cennette yasaklanan ağacın bilgiyi sembolize ettiği yorumunda bulunur. Bu yoruma göre, insanı cennetten kovduran "bilgi" olmuş oluyor. Allah'ın "yaklaşmayın" emrinden "bilgi" anlaşılması gerekiyor. İnsan bilgi ağacından yediği için suç işlemiş, dolayısıyla "dünyaya atılmış" oluyor.

Kur'an, Hıristiyan ilahiyatının bilgiye "kötü" damgası vuran bu değerlendirmesini, zımnen kökten reddeder. Hatta tam tersini söyleyerek, Adem'i cennete layık kılanın bilgi olduğunu yine zımni bir üslupla dile getirir. Şu ayeti okuyun: "ve (Allah) Adem'e isimleri tamamen öğretti; sonra onları meleklere arz etti ve dedi ki: "Eğer iddianızda doğruysanız, işte şu isimleri bana bir bir haber verin de göreyim!"

Devamından, meleklerin insanın bizatihi kötü olduğuna dair iddialarını isbat edemediklerini biliyoruz. Ama ayetten anlaşılan asıl mesele, Adem(oğlu)nun bilgiyi Allah'a rağmen alması şöyle dursun, bilgiyi ona Allah'ın bahşettiğidir. "Ta'limu'l-Esma", insanoğlunun isim koyma yeteneğine, yani özünde bilgiyi elde etme, üretme ve iletme yeteneğine bir atıftır. Kur'an, Hıristiyan ilahiyatının aksine, bilgiyi, "Adem'i cennetten kovduran bir yasak meyve" değil, "Adem'i meleklerden üstün kılan bir ilahi bağış" olarak takdim eder. Yani bilgi, özünde iyidir. İnsanoğluna, ilahi bir bağıştır.

Bilginin kategorik olarak kötü olduğunu söyleyen, "bilginin temizlenmesinden" söz edemez. Çünkü kötü necasete benzer, necaset temizlenemez. Ama, kirlenen temizlenir. Çünkü kirlenmek arızidir. Temiz olan özün üzerine arız olmuş bir durumdur. Bir şeyin kirlendiğinden söz etmek, zımnen, onun özünde temiz olduğunu ve yeniden temizlenebilir olduğunu söylemektir.

Haşa ki bilginin kötü olduğunu söylemiyoruz. Hatta bu anlamda bilgiyi din bilgisi dünya bilgisi diye parçalamıyoruz. Çünkü din dünyadan ayrı bir alan değil. Hatta din dünyadadır, ahirette din yok. Orada, sorumlu yaşayanlarla sorumsuz yaşayanların ayrışacağı "din (hesap) günü" var. Tefsir ve lugat nasıl "mektub vahyi" anlamayı kolaylaştıran ilimlerse, fizik ve kimya da "meknûn vahyi" anlamayı kolaylaştıran ilimlerdir.

Kötü olan bilginin kirletilmesidir. Çünkü bilgi insanlığa açılmış ilahi bir kredidir. Bilginin kirletilmesi, el-Mü'min olan Allah'ın insana olan güvenine ve emanete ihanettir.

Bilginin kirlenmesi çok farklı yollarla gerçekleşir. Temiz bilgi azmış ve sapmış bir tasavvurda kirlenir. Temiz bilgi, onu taşıyan kap olan kirli akılda kirlenir. Bilgiye ilahi bir emanet olarak değil de, Tanrı'nın ateşini çalan Prometheus gibi, Allah'a rağmen elde edilmiş bir "imkan" olarak bakan bir akıl, baştan çıkmış ve koordinatlarından sapmış bir akıldır. Onun bilgi emanetine sadakat göstermesi beklenemez.

İhanet edilen her emanet, öcünü bir biçimde alır. İnsan tarafından kirletilen bilgi kendini kirletenlerden öç alıyor, daha fazlasını da alacak. Bize düşen tez elden bilgiyi kirletenlerin tekelinden kurtararak temizlemektir. Bebek nur topudur, fakat kirlenmiştir. Bilgi bebeği, pisliğe batmıştır. Ona analık yapacak (ümmet: ana toplum) olanların önce kendi kaplarını temizlemeleri gerekiyor. İşte "ümmileşme" dediğim budur ve bu mümkündür.

"Ama nasıl?" diyen bir çok değerli okuru, bilgiyi elde etme, üretme ve iletme süreçlerinin tümünü birden kapsayan ilk emir "oku"nun şartı olan "Allah adına/Allah adıyla okumak" üzerinde kafa yormaya davet ediyorum. Bu, kelime-i tevhidin "illallah"ına tekabül eden bir isbat. Bir de bunun öncesinde, "la-ilahe"ye tekabül nefy var: İstiaze…

Hakkıyla tefekkür edenler, teşerrüf ederler.

İnna lillahi ve inna ileyhi raciun: İslam'ın anaları ve kızları vardır. Zeynep Gazali birincilere, Çilekeş ana Hüda Kaya'nın kızı Nurulhak ikincilere timsal idi. Biri Mısır, diğeri Türkiye'de olsa da, ikisi de imanlarının sınavlarını zindanlarda verdiler. Ruhları şad, makamları cennât olsun.


12 Ağustos 2005
Cuma
 
SAMİ HOCAOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED