AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K R O N İ K  M E D Y A
Semih İdiz aceleci davranmış

Semih İdiz'in Pamukoğlu'nun Süsoy'a PKK ve terörle mücadele konularında yaptığı açıklamalara yıldızlı pekiyi verdiği anlaşılıyor. Aslında ilk bakışta İdiz'in "Osman Paşa"nın açıklamalarından yaptığı alıntılara göz atan hemen herkesin benzer bir derecelendirme yapmaması imkansız diyebiliriz.

Semih İdiz bir müddettir Milliyet'te yazıyor. Ayrıca kendisini arada bir CNN Türk'ün dış politika uzmanı olarak ekranda da izliyoruz. Felsefe çıkışlı İdiz, bizim (Kronik Medya) yazılarından birkaç kere alıntılar yaptığımız ve dolayısıyla yorumlarına önem verdiğimiz bir köşe yazarı. Milliyet yazarının özellikle referandum günlerinde Kıbrıs'a ilişkin yayımladığı yazılar meseleye gerçekten nüfuz eden, bilgi verici ve uyarıcı özellikteydi.

Ancak İdiz'in geçen gün yayımladığı bir yazı ("Bir aydınımızdan önemli görüşler") bizi bayağı şaşırttı doğrusu. İdiz'in "bir aydınımız" olarak seçip açıklamalarının bir bölümünü aktardığı kişi, (Yener Süsoy ve onu takiben İdiz'in adlandırmasıyla) "Osman Paşa"ydı. "Osman Paşa", yani geçen yıl yayınladığı "Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok" adlı "satış rekoru" kıran kitabın yazarı emekli general Osman Pamukoğlu.

İdiz'in "Osman Paşa"nın açıklamalarına dikkat kesilmesine vesile olan yayın da, Hürriyet'ten Yener Süsoy'un "Osman Paşa" ile yaptığı röportajdı.

Semih İdiz'in Pamukoğlu'nun Süsoy'a PKK ve terörle mücadele konularında yaptığı açıklamalara yıldızlı pekiyi verdiği anlaşılıyor. Aslında ilk bakışta İdiz'in "Osman Paşa"nın açıklamalarından yaptığı alıntılara göz atan hemen herkesin benzer bir derecelendirme yapmaması imkansız diyebiliriz. Çünkü Pamukoğlu'nun açıklamasından aktarılan bölümler, "eline silah alıp şiddet kullanmadığı sürüce; herkes fikir ve düşünce bazında yazdıkları, çizdikleriyle özgür olmalı" ve "Herşeyden önce bölge insanıyla sosyal ve kültürel kaynaşma içinde olmamız şart" gibi gerçekten (ilk bakışta) özgürlükçü ve hümanist mesajlar içeriyor. Dolayısıyla İdiz'in yazısındaki problem açıklamaların bu bölümleriyle ilgili değil. Peki nerede o zaman?

Şurada: Semih İdiz yazısında, "Osman Paşa"nın bu özgürlükçü ve hümanist denebilecek mesajlarının altında ve üzerinde sarfettiği ve bu sıfatları haketmeyen açıklamaları atlanmış. Milliyet yazarının bir tam sayfalık açıklamanın tamamını köşesine aktarması olacak iş değil tabii ki... Ancak "Osman Paşa"nın öyle açıklamaları var ki, bize sorarsanız, bu açıklamalar gözönüne alındığında İdiz'in yazısına koyduğu başlık epeyce boşlukta kalıyor...

Neler mi? Mesela Pamukoğlu, bir "anti-terör bakanlığı" kurulması gerektiği yönündeki önerisini geliştirirken, bu teşkilat bünyesinde görev yapacak olan "anti-terör birlikleri"nin nasıl insanlardan oluşması gerektiğine dair şu tarifi veriyor:

"Bu birliklerde görev yapacaklar, serüvene düşkün, hayal güçleri, zekaları, yaratıcılıkları üstün, vatan sevgisi en üst düzeydeki gençlerden seçilecek."

Görüyorsunuz, hadi diyelim ki diğer özellikleri anladık; peki ya şu "serüvene düşkünlük" neyin nesi acaba?

"Osman Paşa"nın röportajda yer alıp da İdiz'in yazısında atlanan bir başka ilginç açıklaması da şöyle:

"(PKK'dan bahisle) Cephe örgütünün güçlenmesine o kadar izin verdik ki, adamların 2000'de aldığı 7 maddelik bir karar, bir yıl sonra Türkiye'ye 'AB İlerleme Raporu' diye geldi."

Türkiye-AB ilişkilerini yakından takip eden birisi olarak İdiz'in içinde çok şeyler barındıran bu açıklamayı ciddiye alabileceği aklımızdan bile geçmez...

Ayrıca bize göre İdiz, "Osman Paşa"nın "fikir özgürlüğü"ne ilişkin yaptığı açıklamayı alkışlarken de bazı önemli noktaları ihmal etmiş. Çünkü Pamukoğlu, Hürriyet'e verdiği röportajda, "fikir özgürlüğü" savunmasının hemen ardından şunları ilave ediyor:

"Ne zaman k; toprak bütünlüğümüz, halkımız aleyhine politik amaçlı bölücülük, ayrımcılık yapar, bağımsız devlet hayalleri kurmaya başlar, o zaman devlet kendini korumak için böyle kaynakları söndürür." Yani ortada, Pamukoğlu'nun "bir aydın olarak" portesinin çizilmesini gerektiren bir açıklama filan yok...

Toparlayacak olursak: Semih İdiz'in "satış rekorları kıran" kitabı ilk çıktığında televizyon ekranlarında epeyce karşılaştığımız (ve de şaşırdığımız!) "Osman Paşa"nın terörle mücadeleye ilişkin fikirlerini şu kritik günlerde bir "rehber" olarak sunması bizi bayağı şaşırttı doğrusu... Keşke bu işe hiç el atmasaymış; keşke "Osman Paşa" ile Yener Süsoy'u röportajları ile başbaşa bıraksaymış...


Aile için yerimiz vardır!

Anneler, babalar, aile büyükleri, artık çocuklarınızı haber bültenlerinin yaydığı zararlı cereyanlardan koruyabileceğiniz yeni bir kanalınız var: Family Max. Adı İngilizce ama olsun, bu kanal sizin aile değerlerinizi de ciddiye alıyor. Korumak için gayret gösteriyor. Ancak bu güzellikten yararlanabilmek için sizin de biraz gayret göstermeniz ve Digitürk'e abone olmanız gerekiyor. O kadar olacak, değil mi? Artık olması gereken yayıncılık parayla, olmaması gereken bedava!

Tam Nasreddin Hoca'lık bir iş değil mi?

Nasreddin Hoca bir gün bir ahbabını ziyaret etmek için daha önce gitmediği bir şehre gitmiş. O zamanlar vesait kıt, Hoca da mecburen yaya gidiyor. Sonunda yorgun argın ahbabının yaşadığı şehre ulaşıyor. Ama şehrin girişinde önüne kocaman bir köpek çıkmaz mı? Hoca köpeği korkutup kaçırmak için hemen bir taş almak üzere yere eğiliyor. Fakat hangi taşa el atsa taş yerinden kıpırdamıyor. Köpek yaklaşadursun Hoca her zamanki gibi lafı gediğine koyuyor: "Yahu bu nasıl şehir!.. Taşları bağlamışlar, köpekleri salıvermişler!"

Bugünleri göremediği için Hoca mı şanslı, yoksa biz mi şanssızız, bilemiyorum. Aile değerlerine saygılı, sevgiyi, dostluğu, insanlığı, iyiliği, güzelliği ana fikrine yerleştiren bir kanal alternatif bir kanal olarak paralı bir platformda kendine yer buluyor. Aynı platformda aksiyon, gerilim, macera filmleri gösteren bir kanal da var, motorsporları, deniz kültürü, alışveriş gibi tematik kanallar da... Ve hatta yine aynı platformda, RTÜK'ün pornografik nitelikte yayın yaptıkları gerekçesiyle birkaç zaman önce kapatma kararı aldığı kimi ismi lazım değil kanallar da vardı. Halen de o kanalların yeri boşta bırakılmış durumda değil.

Yani ne? Yani şu: Günün ve gecenin her saatinde aile değerlerine saygılı, kontrolsüz şiddet ve cinsellik içermeyen, negatif mesajlar vermeyen filmler ve diziler izlemek isteyenler paralı bir tercihte bulunmayı göze almak durumundalar. "Toplumsal psikoloji mi, inceldiği yerden kopsun!" diyenler içinse her türlü imkan sebil, hem de beleş!

Burada bir yanlışlık yok mu? Elbette var, hem de birden çok! Bakınız reyting dışında kural tanımayan, toplum sağlığını aklına getirmeyen, ahlak maneviyat filan takmayan kanallar yayıncılığın ipliğini pazara çıkarmak için hiçbir sınır tanımıyorlar. Manevi değerlere saygılı olduğu iddiasındaki bazı kanallar da cinsellik dışında bir sınır tanımıyorlar. Onlara göre şiddetin dibini bulmuş aksiyon filmleri, vıcık vıcık maneviyat sömürüsü, kalibresi düşük eğlencelikler genç dimağlara zerre zarar vermiyor.

Bu şartlarda Digitürk'e teşekkür etmek lazım. O en azından taşları serbest bırakmanın da, köpekleri bağlamanın da tarifesini önümüze koyuyor. (G.Ö.)


Okur daha ne desin?

Şimdi okuyacağınız okur mektubu Hürriyet'in 15 Ağustos tarihli "Okur Temsilcisine Mektuplar" sayfasında yayımlandı. Gazetenin kendisini cepheden yaylım ateşine tutan böyle bir mektubu (öyle görünüyor) harfine bile dokunmadan yayımlaması tabii ki az şey değil. "Saydamlık" artık gazetelerimizin gözünde de makbul bir meziyet haline geldi. Ancak insan yine de sormadan edemiyor: "Saydamlık" ya da "kendini eleştirebilme" gibi meziyetler bizde yoksa sadece "Bu da bulunsun!" kabilinden mi benimseniyor? Biz öyle sanıyoruz, çünkü okuyacağınız okur mektubundan da anlaşılacağı gibi gazete kendisine yöneltilen ağır eleştiriyi olduğu gibi sayfasına koysa da, anlaşılan o ki bu ve benzeri mektuplardan kimsenin ders çıkardığı filan yok! İnsan sormadan edemiyor: Yoksa, gereğini yerine getirmeden sayfalarını bu tür mektuplara açmak da bu "sanatın" bir parçası haline mi geldi? İşte o mektup:

"29 Temmuz tarihli gazetenizde baş sayfada ve Kelebek ekinde 'ÇOCUKLARINIZA SAHİP ÇIKIN' başlıklı yazıda resmim yayınlanmış. O resim 3 yıl öncesine ait ve sizin yazdığınız gibi Bodrum'da değil Antalya'da çekilmiş. Altında da Fatih Ürek ve Arto'nun gereksiz saçma sapan demeçleri basılmış. Benim o yazılanlarla hiçbir alakam yok, böyle bir rezalet olamaz. Benim bir ailem var ve hak etmedikleri halde o suçlamalara tabi tutulamazlar. 3 yıldır her yaz aynı resmi basıyorsunuz ve sürekli gereksiz, saçma sapan yazılarla birlikte. Hiçbir şekilde resmimi bir daha kullanmayın, hele hele bu şekilde sakın! Mahkemeye vermek zorunda bırakmayın bizi. Benim ailem hakkında kimse o şekilde konuşamaz. Bunları Hürriyet'e hiç yakıştıramadım."

Mektup sahibinin (Oya Osmanoğlu) öfkesini anlamamak mümkün değil. Düşünebiliyor musunuz, öfkeli anne "3 yıldır her yaz aynı resmi basıyorsunuz ve sürekli gereksiz, saçma sapan yazılarla birlikte" diyor.

Ne dersiniz, gazete önümüzdeki yaz bu haber ve fotoğrafları yine kullanır mı?

Bize sorarsanız, "kullanır" deriz... Çünkü belli ki, "ÇOCUKLARINIZA SAHİP ÇIKIN" haberi, fotoğraflarıyla birlikte Hürriyet'te bağımlılık yaratmış.

Bu işin komik tarafı da şu: Hürriyet'in "Okur Temsilcisi" Doğan Satmış, aynı zamanda gazetenin yazı işleri müdürlerinden birisi... Yani "ÇOCUKLARINIZA SAHİP ÇIKIN" haberi ve habere eşlik eden fotoğraflar üç yıldır gazeteye girmeden bir biçimde onun önünden de geçiyor!

Son olarak Oya Hanım'a önerimiz: Artık daha fazla sabretmeyin ve üşenmeyip mahkemeye verin ki bu yayın artık sona ersin...


21 Ağustos 2005
Pazar
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
G. Özcan


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED