|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Geçmişi ne çabuk unutuyor, bugünün şartlarını ne kolay kanıksayıveriyoruz... 2001 ekonomik krizini hatırlayalım. Anayasa kitapçığının masaya fırlatılması ile başlayan süreçte hepimiz fakirleşmiştik. Varlıklılar, neleri var neleri yoksa en az yarısını kaybettiklerini gördüler; dar gelirli ve yoksullar ise kazançlarının eridiği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldılar. O yoksullaştıran süreç yalnızca dört yıl önce yaşandı... Bu unuttuğumuz geçmiş... Bir de kanıksadığımız bugün var... Garanti Bankası'ndaki Doğuş Holding hisselerinin yüzde 25.5'i, önceki gün, 1.556 milyar dolara satıldı. Bu hesaba göre, Garanti Bankası'nın bütün değeri 6.1 milyar dolar ediyor. Bir başka hesap, bu değeri 7.2 milyar dolara kadar çıkartıyor. Geçen yılın mart ayında, aynı bankanın yüzde 40 hissesi bir başka yabancıya satılacakken, son anda çıkan pürüz satışı sürüncemede bırakmıştı. Satılsaydı, bankanın bütününün değeri 2.3 milyarı ancak bulacaktı. Bunun anlamı, Garanti Bankası'nın bir yılı biraz aşan bir süre içerisinde üç misline yakın bir değer kazandığı gerçeğidir. Garanti Bankası'nda bir yılda değeri üç misline çıkartacak bir yatırım söz konusu değil; o değer durduğu yerde kazanılan bir değer... Görüyorsunuz, böylesine bir büyük değer artışı nasıl olağan karşılanıyor. Değeri bir çırpıda ve durduk yerde artan tek kuruluş Ferit Şahenk'in patronu olduğu Doğuş Grubu'na ait Garanti Bankası değil; son birkaç ay içerisinde el değiştiren pek çok şirket ve banka, kısa süre öncesine kadar kendilerine biçilen değerlerin çok üstünde fiyatlara satıldılar. Bir kaçını hatırlayalım: Fortis adlı Avrupalı finans kuruluşu Aydın Doğan'ın Dışbank'ına 880 milyon Euro ödedi. Koç-UniCreditor ortaklığı Yapı Kredi Bankası hisselerinin yarıdan az fazlasını 1 milyar 160 milyon Euroya satın aldı. İstanbul Atatürk Havaalanı ve Mersin Limanı işletme haklarına öngörülemeyen meblâğlar ödendi. Bu alış-verişlerde yüksek bedeller ödeyen yerli-yabancı kuruluşlar da aldanmış değiller elbette; onlar da Türkiye'nin parlak geleceğine ve satın aldıkları değerlerin daha da pahalılanacağına yatırım yapıyorlar. Bugün ödediklerinin yarın kendilerine birkaç misliyle geri döneceğini biliyorlar... Türkiye'de 'rant' kapanın elinde kalıyor. Devlet veya yerel yönetimin hizmet götürdüğü yerler ihya oluyor ve o hizmetten yararlananların elindeki menkul-gayrı menkullerin değerleri tavana fırlıyor; yöreye hizmet gitti diye eklenen yeni değer (rant) mülk sahiplerinin oluyor. Aynı durum büyük işletmeler ve bankalar için de söz konusu: Bir yıl önce bankasını üçte bir değerle satamayan işadamı, bugün ödenen meblâğı "Allah bereket versin" deyip kendi kesesine atıyor... Atsın da, şu soruyu kendi kendine sorduktan sonra atsın: "Bankamın, şirketimin, mal varlığımın değeri bu kadar kısa sürede hangi sebeple arttı?" Etrafımızda olup bitenleri kanıksayan gözlerle izlerken bunları son birkaç yıl içerisinde izlenen politikalara borçlu olduğumuzu unutuyoruz. Türkiye'yi dört yıl önce iflâsa sürükleyenler, neyimiz var neyimiz yok yarı yarıya kaybetmemize yol açanlar, bellek zayıflığımıza güveniyor, kanıksama özelliğimizi istismar ediyorlar... Hükümetin makro ekonomik politikaları, gözümüzün önünde cereyan ettiği üzere, kazandırıyor. Şimdilik o politikalardan yalnızca zenginler, elinde satabileceği değeri bulunanlar yararlanıyor. Bu da bir şey. Ancak, ekonomik politikaları artık daha geniş yığınların çıkarlarını da koruyacak, işsize iş, aşsıza aş temin edecek sosyal programlarla desteklemenin zamanı geldi. İşçiyi, memuru, emekliyi gözeten, işsizi geleceğe daha güvenle bakmaya yönlendiren politikalara ihtiyaç var. Aranırsa, onlara da kaynak bulunacaktır.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |