AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Zeki Müren ile Bülent Ersoy arasındaki fark ne?

Bülent Ersoy'un bir "ah" çekip gündemin tozunu attırdığı, sulu zırtlak magazin programlarının "yaratıcısı" Can Tanrıyar'ın yaptığı röportajla usta gazetecilere haber atlattığı, iddia ve yalanlamaların "dedim, dedi" paslaşmalarıyla nevzuhur bir "siyaset-mafya-sanatçı" üçgeni oluşturduğu şu bir haftalık şenlikli maratonda insan geriye doğru düşünmeden edemiyor: Benzer yanlarına, birbirlerini çağrıştırmalarına ve neredeyse halef-selef olmalarına rağmen Zeki Müren ve Bülent Ersoy neden kolektif bilinçaltımızda farklı yerlerde dururlar?

Çocukluğunun mandalina aromalı yılbaşı akşamlarını televizyon başında, TRT'nin Arı stüdyosundan yaptığı yayını "günah mı, değil mi?" tartışmaları eşliğinde izleyerek; saatler 24.00'ü vurduğunda stüdyonun bir kenarından fırlayıp ekranı kıskıvrak ele geçiren dekolte dansözlerin varlığının 'geceyarısı kıyağı'na; Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses gibi 'denetim kaçkını' arabeskçilerin ilerleyen saatlerde sahne alışlarının 'yeni yıl coşkusu'na bağlandığına şahit olarak geçirenler, bu iki ismin 80'li yıllarda çok popüler gizli bir gündem maddesi olduğunu gayet iyi hatırlarlar.

İkisi de aynı yolun yolcusuydu

Çocukluğa ait bu hatırlayıştan sağlıklı bir okuma çıkarabilmek için toplumsal bilinçaltını bileşenlerine ayırt etmek gerekir. Kostümleri, takıları, makyajı, mimik ve jestleri ile kadınsı bir görünüme sahip olmasına rağmen, her dönemde ekran vizesine de sahip olan Zeki Müren'e gösterilen ilgi ve itibarın, sesi şüphe uyandırmaya devam etse de önce ameliyatla sonra uzun süren mücadelelerle kadın kimliğine yatay geçiş yapan Bülent Ersoy'a neden gösterilmediği; biri 'milletin paşası', 'sanatın güneşi' olma mertebesine erişirken, diğerinin neden yıllar yılı yeraltından ses vermek zorunda kaldığı sorusunun cevabını, işin içine devlet politikasını da katarak 'yerleşik cinsel kimlik anlayışı'nda aramak ve olup bitenlere bir de bu gözle bakmak icap eder.

Toplumunun farkında olmadan ikiyüzlü bir tutum sergilediği bu hakim ve yaygın bakış açısında Müren'in televizyona çıkışı, devlet erkanının da hazır bulunduğu ortamlarda sanatını icra edişi, hatta mini etek ve yüksek dolgu topuklarla sahneye çıkışı 'hoşgörü'nün esnek sınırlarında meşrulaşırken, Ersoy'un her 'gün yüzü'ne çıkışı 'taviz' olarak keskin bir dille eleştirilmiş ve bugün de ortaya döküldüğü gibi çeşitli yollarla önlenmeye çalışılmıştı. Oysa ikisi de aynı yolun yolcusuydu. Zeki Müren ara cinsel kimliğin kabulünde 'öncü' bir rol üstlenip toplum nezdinde gördüğü hürmet sayesinde bu kimliğin benimsenmesini sağlarken, Müren'in açtığı yolda radikal kararlarla ilerleyen Bülent Ersoy ise 'cinsel kimliğin bir yaradılış değil bir tercih' olarak algılanmasına 'katkı'da bulunmuştu.

Devletin, Bülent Ersoy'u hukuki açıdan kadın olarak tanımasının, kimliğinin rengini maviden pembeye değiştirişinin ardından güçlü bir homofobi yükselişe geçse de Ersoy'un 'başarısı' cinsiyet değiştirmeye meyilli olanları caydırmamış bilakis heveslendirmişti. Zamanla kendisine 'hanımefendi' diye hitap edilmesini sağlayan Ersoy, müstehzi bir yüz ifadesiyle dinlenmiş olsa da "Ablan kurban olsun sana" şarkısıyla özdeşleşmiş, nihayetinde kabullenilmiş bir figür olmayı başarmıştı.

Eski hesap, eski defter

Müren toprak oldu, dava kapandı ama yelpazesinin rüzgarıyla saçlarını havalandırırken görmeye alıştığımız Ersoy, şimdi hem gündemi havalandırmakla, hem de cinsel kimliğiyle ilgili hatırlayışları bertaraf etmekle meşgul. Meşgul çünkü, eski bir hesabı kapatmak isterken, kapanmış bir defterden sızanlarla, kazanımlarını tehlikeye attığının da farkına varıyor. Bu yüzden basın toplantısında iddialarını savunurken çantasından çıkardığı pembe renkli kadın kimliğini gösterme ihtiyacı duyuyor, deklanşör sesleri bileziklerinin şıngırtısını bastırsa da o, bu kimliği hiç de kolay kazanmadığının hatırlanmasını, mücadelesinin uzun ve zahmetli olduğunu anlatmaya çabalıyor. İşte tam da bu yüzden, 12 Eylül döneminde kendisine konulan sahne yasağının boyutlarının, husumetini açıkça ifade ettiği mütekait Kenan Evren'le sınırlı olmadığını, başka etkili ve yetkili isimlerin de, içine düştüğü sıkışıklıktan faydalanmaya çalıştıklarını iddia ederken "hayatımın en zor dönemini anlatırken tabii ki nasıl örgü ördüğümü değil yaşadıklarımı anlatacağım" ifadesini kullanmak zorunda kalıyor.

Velhasıl, Zeki Müren ile Bülent Ersoy arasındaki fark, kendi bedenleri üzerindeki tasarrufları ile sınırlı imiş gibi görünse de, aslında, aldıkları kararların toplumsal bilinçaltına yansıyışı ile de biçimleniyor.


27 Ağustos 2005
Cumartesi
 
FADİME ÖZKAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED