AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Takdirlerimi esirgemem

Bir meslektaşla yemeğimizi yerken, günlük politika bizi nasıl içine çekmiş olmalı ki, ancak yanımızdan geçtikten sonra farkına vardım Ankara'nın farklı konuğunun... "Aaa" demişim, "Tim Sebastian..." Kalabalık bir grupla birlikte olduğu için yanına gitmedim, hayranlığımı masayı paylaştığım meslektaşa aktarmakla yetindim...

Şimdi galiba Katar merkezli başka bir projenin içerisinde, BBC-World'te geniş bir grubun katılımıyla yaptığı özel programlarda görülüyor ara sıra; birkaç ay öncesine kadar 'Hard Talk' adlı teketek yapılan televizyon programlarının en çetiniyle hafta içi günlerde izliyordum kendisini. Bir gün bir cumhurbaşkanı, bir başka gün bir hırsız veya yalancı politikacı, bir diğerinde Oskar ödüllü bir sanatçı, Nobel kazanmış bir bilimadamıyla birlikte... Ev ödevini iyi yapmış, hafif muzip bir çocuk merakıyla sorularını hiç sakınmadan muhatabına yönetiyordu Tim Sebastian...

İşini iyi yapan insanlara hayranımdır. Mülâkatlarını hep aynı heyecanla izledim BBC programcısının... Her iyi programcı gibi karşısındaki insanın kalitesini de yükselten biri o; Kemal Derviş'i karşısına oturtup sorularına muhatap ettiği program, bir çok başka ortamda dinlediğim Derviş'i daha farklı ve olumlu algılamama sebep olmuştu...

Polonya'da, Rusya'da, ABD'de gazetecilik yaptığı yıllar kendisini bu göreve hazırlamış olmalı. Üst üste en itibarlı televizyon ödüllerini yarım saatlik mülâkat programıyla o kazanıyordu. Altı romanı ve iki de gazetecilik çalışması olduğunu biliyorum... Ankara'nın tanıdık ortamında karşılaşmışken Tim Sebastian'a takdirlerimi iletmeliydim.

Bir ay kadar önce, Başbakan Tayyip Erdoğan ile Londra'ya gittiğimizde, otelin lobisinde bir başka tanıdık yüzle karşılaşmıştım: Dominick Dunne... Geçmişte çeşitli vesilelerle yazdıklarına Kulis'te yer verdiğim biri o. Benim de ilgi duyduğum konular üzerine eğiliyor, görünenin arkasındaki görünmeyen gerçeklere ulaşmaya çalışıyor... Bir kızını cinayete kurban verdikten sonra kanlı olayların peşine düşmüş, yaşını başını aldıktan sonra 'yazar' olmaya karar vermiş... Edmond Safra adlı ünlü bankerin Monte Carlo'da ölümünü hep onun yazdıklarından izledim...

Ankara'da Tim Sebastian'a takdirlerimi iletemedim, ama Londra'da elime geçen fırsatı ıskalamadım; Dominic Dunne'ün yanına kadar giderek "Yazdığınız Vanity Fair dergisi çantamda, son makalenizi de ilgiyle okudum" dedim... Vanity Fair'deki günlüğünde, karşılaştığımız Claridge Otel'de çektirdiği fotoğraf eşliğinde yine önemli ayrıntılara değiniyordu Dunne.

Bir İngiliz yazar (Peter Evans), 'Nemesis' adını verdiği son kitabında, Yunanlı mültimilyarder Aristotle Onassis'in ABD başkanı John F. Kennedy'nin kardeşi, kendisi de başkan adayı olan Robert Kennedy'inin uğradığı suikastta parmağı olduğunu iddia ediyormuş... Dunne, buna değindikten sonra, bir başka esrarrengiz olaya ışık tutmaya çalışıyor yazısında. Safra'nın da arkadaşı olan bir banker öldürülmüş şu yakınlarda: Edouard Stern... Kendisini 15 eski-Mossad ajanıyla koruduğu halde öldürülen banker Edmund Safra'nın akıbetine uğramış o da... Safra'yı bakıcılığını yapan bir adam öldürmüştü, Stern'i de bir fahişe... Dunne, "İki cinayet arasında ilişki var" iddiasında. Stern'in ölümünde 'Rus mafyası' parmağı da görüyor...

Safra'nın Republic New York Corporation bankası 9.9 milyar dolara HSBC tarafından satın alınmıştı. Aracı Stern imiş... Son 30 yılını siyasi suikastların ve sosyete cinayetlerinin içyüzünü ortaya çıkarmakla geçiren Dunne, "İğrenç bir mizansen" diyor Stern'in cinayet sahnesi için... "Aslında tamamen bir iş cinayeti bu, ama planlayanlar adi bir seks cinayeti havası vermek için ellerinden geleni artlarına koymamışlar..."

Vanity Fair dergisinin Haziran sayısında okuduğum bu ayrıntılar henüz belleğimde tazeyken lobide karşılaşınca, Dominick Dunne'a takdirimi ifadeyi görev bildim...

İnsanlara takdir hissi yaşatmanın önemini çok iyi biliyorum. Gerçekten takdir hissi duyan insanlar, bunu, muhatabını hiç rahatsız etmeden yapmanın yolunu bulmakta zorlanmıyorlar. Kulağa fısıldanan iki hoş cümle, hafif bir el teması, hatta belli belirsiz bir göz kısılması... Daha yüksek sesli takdirlere de karşı değilim kesinlikle...

Benim karşı olduğum, biçimsiz ortamlarda, takdir edilen kişiyi rahatsız edecek biçimde dile getirilen tanıdık ifadeler... Geçenlerde kıdemli bir gazeteci yazmıştı; "Sizi yıllardan beri izliyorum" demiş önünü kesen biri, "Dünkü yazınız bir harikaydı..." Bu takdir cümlesini duyduğu sırada, hem de aylardan beri, sütunsuz ve işsiz dolaşma dönemindeymiş o yazar...

Yıllardır halkın içindeyim ve münasebetli-münasebetsiz takdirlere alışkınım. Adımı doğru-dürüst söyleyemeyen 'muntazam okur' da gördüm bugüne kadar, beni hemen her gazeteye yakıştıranı da... Televizyon tanışıklığını illâ gazete okurluğuna taşıma ihtiyacı duyanlar da sıkça çıkıyor. Bir şey söyleyeyim mi: Doğru da yanlış da olsa, biçiminde kusurlu da davransa, takdirini ifade etme zahmetine katlanan herkesi sevgiyle karşılıyorum ben.

Eminim, Tim Sebastian da, fırsat bulabilseydim kendisine yönelteceğim övgü sözcüklerinden mutlu olurdu. Dominick Dunne'ün mutluluğunu gözlerinden okudum.


27 Ağustos 2005
Cumartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED