T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D Ü Ş Ü N C E   G Ü N D E M İ 8 ARALIK 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

YÖNETEN:
Yusuf KAPLAN


TÜRKİYE, ROLÜNÜN FARKINA VARABİLECEK Mİ?

Türkiye, yaklaşık iki asırdır kim ve ne olduğu meselesini bir türlü çözemedi. Türkiye'nin kimliğine ilişkin bir kafa karışıklığı yaşaması, rolünü de karıştırmasına yol açıyor.

Bu durum iki esaslı sorunun eşiğine fırlatıyor bizi: Birincisi, Türkiye, kendi içinde yapay sorunlarla, yapay korkularla ve yapay kavgalarla boğuşmaktan rahat nefes alamıyor. İkincisi de, oynaması gereken rolü oynayabilecek bir hazırlığa soyunmasını engelliyor.

Sadece bölgemizin değil, dünyanın geleceği de Türkiye'nin kim ve ne olduğuna vereceği karara bağlıdır: Türkiye, zengin tarih, kültür ve medeniyet birikimini seferber etme yönünde karar verecek olursa, dünyanın yeniden hak, hukuk ve hakikat ilkeleri çerçevesinde yeni bir iklime geçmesi mümkün olabilir.

Yok eğer Türkiye, Batılı projeleri uygulama kolaycılığında ısrar ederse, hem Türkiye'nin işi kolayca biter ve bitirilir; hem de dünya bizim öncülük edeceğimiz yeni bir medeniyet ikliminden mahrum kalır.

Bugün bu iki seçeneği analiz eden iki yazı yayımlıyoruz. Orhan Oğuz Gürbüz'ün ironik bir dille kaleme aldığı nefis makalesi, Batılı seküler projelerin Türkiye'yi nasıl bir traji-komedinin eşiğine fırlattığını gözler önüne seriyor.

İkinci yazımız ise İstanbul'da düzenlenen Doğu Konferansı'nı değerlendiren Birleşik Arap Emirlikleri'nden Muhammed Said İdris'in özlü bir analizi. İdris, makalesinde, Türkiye'nin orta ve uzun vadede esaslı bir medeniyet yürüyüşüne soyunduğu zaman, bu yürüyüşün nasıl hem bölgemizin, hem de dünyanın geleceğini silbaştan değiştirecek imkânlar sunduğunu özlü bir şekilde özetliyor.
(YUSUF KAPLAN)


Saatleri ayarlama barosu!

Ünlü düşünür Althusser, sivil toplumun nasıl bir 'egemenlik' alanı olarak kullanıldığının analizini yaparken şöyle der: "Devletin ideolojik aygıtlarının önemi yoktur. Özel kurumlar da ideolojik aygıtlar gibi işleyebilir."

Bir medeniyet yürüyüşü
   Dr. M. SAİD İDRİS

  • ORHAN OĞUZ GÜRBÜZ
    Türkiye, Avrupa Birliği sürecinde ne kadar hızlı yol alırsa gemide isyan bayrağı çekenlerin üslupları da o denli sertleşiyor. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, Mersin'de yaptığı bir konuşmada "gizemli" ve "zaman ayarlı" bir iddiayla saldırmış hükümete... "Yargı için alınan dört bin kadrodan iki bini, sakıncası herkesçe bilinen yöntemlerle (siyasal tercihle!) doldurulmuştur. Sabah vaktini, meteoroloji yerine müftülüklere soran yargıçların sayısı da hızla çoğalmaktadır."

    Hukuk adamlığı kimliğinden ziyade siyasal içerikli çıkışlarıyla gündemimize giren Özok'un bu provokatif ve akla ziyan eleştirileri, statüko jandarmalığına soyunan seçkinlerimizin çaresizliğini ve sözün tükenişini teşhir etmekten başka işe yaramıyor aslında...

    Özdemir Özok'un bu hırçın ve partizanca söyleme sık sık başvurması sadece diğer AB karşıtlarıyla olan ideolojik ittifakından kaynaklanmıyor. Daha kişisel bir kariyer acısıyla beslenen öfkesini kamufle ediyor. Cumhurbaşkanı Sezer, Özok'u bir partiye üyeliğini bile bile Anayasa Mahkemesi'nde boşalan bir üyelik için atayarak kısa süreli sevinç yaşamasını sağlamıştı. CHP'ye olan aktif üyeliği ortaya çıktığında, kamuoyunun baskısıyla bu atama iptal edildi ve Özok da geleceğine dair heveslendiği bir maceradan boynu bükük ayrıldı.

    Ne yazık ki, tatmin olmayan ihtirası için mevzi mevzi koşarak kışkırtıcı nutuklar atmaktan başka çaresi kalmadığının bilincindeydi… "İmam-hatipli bir başbakanı içime sindiremiyorum" derken halk iradesine olan tahammülsüzlüğünü ifşa ediyordu aslında. 28 Şubat sürecinde "hazır ol" vaziyetinde brifinglerle hizaya sokulan yargı mensuplarına ilişkin ne tür tepki koyduğu sorusunu ise "Biz o zaman da argümanları tartışıyorduk" kaçamak cümlesiyle cevaplıyordu. Yekta Güngör Özden,Vural Savaş gibi jakoben ustalarından miras aldığı militanca ve buyurgan söylemiyle telaşla ilerleme kaydetmeye çalışıyor belli ki... Son kariyeri onlar gibi adı bile hatırlanmayan bir partinin başkanlığı bile olmayabilir. Bu aceleyle giderse varacağı menzil tarihin unutulmuşlar müzesindeki yeri olacak ancak!

    SİVİL TOPLUM'DUR, GÖRÜLMÜŞTÜR!

    Devlet ve Devletin İdeolojik Aygıtları başlıklı ünlü eserinde Louis Althusser, sivil toplum'un kimi zaman nasıl bir "egemenlik " alanı olarak kullanıldığının analizini yapar. Devletin egemen hukukunun, toplumun özgürlük kanallarını nasıl dönüştürdüğünü ise şu sözleriyle açıklar: "Devletin ideolojik aygıtlarının özel ya da kamusal olması pek önemli değildir. Önemli olan işleyişleridir. Özel kurumlar da, aynen Devletin İdeolojik Aygıtları gibi işleyebilirler." Özünde bir "sivil toplum" örgütü olarak adlandıracağımız Türkiye Barolar Birliği'nin başarısız kalmış bir girişimi var ki, tam da bu tanımlamaya uygun düşüyor. Leyla Şahin tarafından türbanla öğrenim maksadıyla Avrupa İnsan Hakları mahkemesinde görülen ve kaybedilen davanın açıldığı ilk günlerde hükümetin devlet tarafı olarak yapacağı savunmadan imtina etmesi, Türkiye Barolar Birliği tarafından hemen karşılık bulmuş. Özdemir Özok imzasıyla AİHM'e başvurarak "müdahil" olarak katılmak istediklerini bildirmiş örgütümüz. Mahkemece kabul görmediği için kamuoyunda bu girişimin ıskalandığı anlaşılıyor.

    Bireyin haklarını özellikle otoriteye yani Devlete karşı savunmakla yükümlü bir "Sivil Toplum" örgütü kendisini Devletin de yerine koyarak yargılamaya katılmak istiyor. Temel bir insan hakkı olan eğitim özgürlüğünü talep edenlerin değil devletin yanında rol almaya heves ediyor. Özok, çekirdek devletin "sivil toplum'dur, görülmüştür" onayı ve ideolojik teşvikiyle resmen hizmet veren bir birliğin başkanı olmakla ne kadar övünse azdır!

    METEOROLOJİ ELDEN GİDİYOR MU?

    Ahmet Hamdi Tanpınar,Osmanlı'dan Cumhuriyet'e doğru yaşanan ani medeniyet evrimini "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" adlı romanında ironik bir dille çarpıcı bir şekilde resmeder.

    Sembolik dilin kurguladığı gerçeklik, aslında kültürel bir kopuş yaşayan toplumun, yitirdiği zamana ve ruhuna dair arayışında gizlidir. Şimdi ise tam aksine zamana öfke duyanlarla yüzleşiyoruz.

    Statükonun jandarmaları aslında karikatürlük bir iddia olarak ortaya koydukları suçlamalarla korkularını ele veriyor."Sabah vaktini meteoroloji yerine müftülüklere soran yargıçlar" cümlesinde kendilerini hep ilerici diye tanımlayıp, maskesi düşenlerin çaresizliği okunuyor. Egemenlikleri sarsılırken zamanın ellerinden kaçıp gittiğini farkediyorlar.

    İrtica raporlarında memurları fişlemek yetersiz kalmışsa yeni bir çözümleri var... Meteoroloji istasyonları yerine müftülüklerden saat soranları da kayıt altına almalıyız! Öyleyse Türkiye Barolar Birliği yeni bir misyon yüklenmeli... "Saatleri Ayarlama Barosu" olarak görev yaparsa gericiliğin önüne geçebilir belki de... Ayrıca meteoroloji istasyonlarındaki mühendislerin arasında imam hatip kökenliler varsa nasıl içlerine sindirecekler! Özok'un bilinçaltında Cumhuriyet'in kalesi olarak vehmettiği istasyonlarda da meteorolojik bir irticai örgütlenme varsa eğer; tek çaresi kalıyor." Kıbrıs'ı veren, Türkiye'yi de verir" tehditlerinin gölgesindeki "ulusalcı koalisyon" mitinglerinin müdavimi olarak; şimdi de "Meteoroloji istasyonlarını veren; Türkiye'yi de verir" sloganıyla Misak-ı Milli sınırlarından Lozan'a kadar yürümelidir. Saatlerin kendileri için artık yargılayıcı olduğunu , zamanın zihniyetlerini tasfiye ettiğini bilenler belki de telaş etmeliler. Ama yeni bir yüzyılı daha yine toplumla yüzleşmekten kaçınarak geçirmek ve "mumyalanmak" isteyen Sayın Özok ve türdeşleri, "meteoroloji elden gidiyor mu?" histerisiyle uykularını kaçırmasınlar. Artık kurulu saatlerden korkmak yerine, asırlardır modeli değişmeyen, Avrupa Birliği'nde de görmeyeceği ilkel bir "kum saati" ile teselli bulabilir.

    Hiç değilse devekuşu gibi başını kuma gömme zevkinden mahrum kalmaz!

    Geri dön   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi