|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bilgisayar kullananlar bilecek: Windows işletim sisteminin XP versiyonunda, ciddi hata yapan kullanıcıya kolaylık sağlayan 'geri al' (restore) özelliği var; programın ilgili bölümüne girip takvimi hatadan önceki bir tarihe ayarladığınızda, bilgisayarınız o arada yapılan bütün işlemleri belleğinden siliveriyor. Fransa'daki referandum sonucu, pek çok Avrupalı lideri, "Keşke gerçek hayatta da hatalı davranışları yapılmamış hale getirecek bir mekanizma olsa" temennisine sevk etmiştir... Oysa, bildiğimiz üzere, gerçek hayatta yapılanı yapılmamış kılma kolaylığı bulunmuyor. Tek yöntem, hatalı davranışı fark edip zararlı etkisini azaltacak tedbir almaktan ibaret... Fransa'da çıkan 'hayır' kararını olmamış hale getirmek mümkün değil; bugün Hollanda'da yapılacak referandumda da olumsuz sonuç çıkması muhtemel. İngilizler bile, sandık önlerine geldiğinde, AB Anayasası'nı reddedecek gibi görünüyorlar. Bu da, herkese, Avrupalıların 'hayır' olumsuzluğunda buluşmasının hata olmadığını düşündürmeli. Hata Fransız halkında değil; bugün 'hayır' derlerse Hollandalılar da hatalı davranmış olmayacaklar. Hatayı biraz daha gerilerde aramak gerekiyor. AB, 'ortak değerlere' sahip olduğu düşünülen halkların 'benzer amaçları' gerçekleştirmek üzere 'birarada yaşama arzusu'nun bulunduğu kabulüne dayanıyor. Birliğin oluşturacağı 'Avrupalılık' ortak zemininin 'ülkelere barış' ve 'bireylere refah' getireceği bu kabulün içinde yatan bir öge. AB, hiç değilse 15 ülkelik genişlemesinde, o kabulü pekiştirecek bir başarı gösterdi. Bugün, AB, dünyanın en güçlü ekonomik yapısına sahip. Sorun şuradan kaynaklanıyor: Kendiliğinden meydana gelmesi beklenen 'Avrupalılık' kimliğini ortaya çıkartamadı AB; bugün üye ülkelerin halkları kendi çıkarlarını ön planda tutmaya devam ediyorlar... Fransa'da insanlar, başında eski bir Fransız Cumhurbaşkanının bulunduğu komisyon tarafından kaleme alınmış AB Anayasası'nı okuyup beğenmedikleri için red oyu kullanmış değiller; Fransızları öyle davranmaya sevk eden AB'nin kendi aleyhlerine çalıştığı inancı oldu. Fransa'daki referandum kampanyasında, 'Fransız kimliği' ile 'Avrupalı kimliği' çatıştı; 'Avrupalılık' yeterli oyu bulamadı. Elbette, iş-aş ikilisi üzerine oturan ekonomik mülâhazaların da sonuçta rolü var. Türkiye bu bağlamda kampanya konusuydu; kalabalık bir ülkenin AB üyesi olma ihtimali Fransızları ekonomik açıdan ürküttü. AB'nin, üye ülkelerin egemenlik haklarını törpülemekten önce halkların iradesini önemsiz kılacağını da fark etti kitleler... Bürokrasiden şikâyet edilen bir ülke Fransa; kendi hantal yapısına rahmet okutacak bir AB bürokrasisine tahammül etmek zorunda kalmak da Fransızları düşündürüyor... Gelişmenin Türkiye'ye bakan yüzünde iki önemli nokta var. İlk olarak, Türkiye'nin AB üyeliğine kendi dar çıkarları açısından karşı çıkanların ileri sürdükleri en önemli bahane Fransız halkının 'hayır' oyu ile devre dışı kaldı: Halkların söz sahibi olduğu bir birlik AB ve gönüllü bir katılımı gerektiriyor; yarın Türkiye'nin üyeliğine de son kararı Türk halkı verecek... İkinci önemli nokta da şu: Sürece son anda dâhil olan Türkiye'nin pek az katkıda bulunabildiği bir anayasa metni üzerinden yapılıyor referandum; oysa Türkiye'nin AB bünyesine alınabilir bir ülke olarak görülmesi öteki bütün ülkelerden farklı bir gelişme. 'Hayır' oyu, o noktadaki hazımsızlığın atlatılabilmesi ve Türkiye'nin kendi değerler sistemini AB Anayasası metnine yansıtabilmesi için bir fırsat teşkil ediyor. Kamuoyunun ilk tepkisi, bazı önünü görmez yorumcuların aksine, Türk halkının bu gelişmeden rahatsızlık duymadığına işaret ediyor. Ortaklığın anlamlı olabilmesi için 'ortak değerler' önemli; AB değerlerinin bazı yeni unsurlara ihtiyacı var ve halkımız bunun bilincinde... Hükümete düşen bu hassasiyeti AB'ye taşımak...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |