|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Avrupa Birliği'ne karşı neredeyse bir "kimlik sorgulaması"na dönüşen Fransa'daki anayasa referandumundan çıkan "hayır", AB'nin üzerinden yakıcı bir rüzgar gibi esip geçti. 30 Mayıs sabahı bütün Avrupa başkentleri adeta dondu kaldı. İngiliz Daily Mail gazetesinin önceki günkü başlığında olduğu gibi, bu sonuç kelimenin tam anlamıyla AB'ye bir "ölüm öpücüğü" idi. Hemen bütün Avrupa ve Amerika basınında yer alan yorumlar ve diplomatik kanaatler, Fransa'nın "hayır" kararıyla Avrupa'nın derin bir krize sürüklenmekte olduğuna işaret ediyor. Kısacası, Fransa referandumundaki "hayır", "Avrupa Birliği davası"nı tehlikeye atmış bulunuyor. Bundan sonra, Avrupa'nın işi her zamankinden daha da zor. Çünkü bu referandum, Avrupa'yı ekonomik ve siyasi bir belirsizliğe sürükleyebilir. Önümüzdeki 10 yıl içinde bir "duraklama" dönemini yaşayacak olan Avrupa Birliği, muhtemelen br "dünya gücü" olma hayallerini bir süre erteleyerek kendi "iç problemleri"ni çözmeye çalışacak. Mesela, yeni dönemde AB içinde karar alma süreçleri yavaşlayacak, yeni üyelerin katılım süreçleri daha girift hale gelecek, üye ülkelerde enflasyon yükselecek, ekonomik disiplin bozulacak ve ekonomik değişim yavaşlayacak. Fransız halkının referandumda ortaya koyduğu "hayır"ı doğru okumak gerekiyor. Bir kere Fransız halkı, Avrupa'nın "ultra liberalizmi"ni ve yeni "Avrupa değerleri"ni kabul etmediğini çok açık biçimde ortaya koymuş oldu. Daha da önemlisi, Fransa'da faşistlerden radikal sosyalistlere kadar geniş bir yelpazede yeni bir "Kızılelma" koalisyonu oluşmuş oldu. Fransa'dan başlayarak diğer bütün Avrupa ülkelerine yayılma özelliği gösteren bu "Kızılelma dalgası", yeni dönemde "AB projesi"nin hedefini de yeniden tanımlayacak. Referandumun belki de en önemli sonucu, AB projesini Avrupa dışına genişleyerek bir "süper güç" haline dönüştürmek isteyen jeopolitikçilerin yenilgiye uğramasıdır. Yeni dönemde Avrupa, kendi medeniyet ekseninde derinleşerek, "Avrupalı ruhu"nu yeniden diriltmenin yollarını arayacaktır. İşte bu yeni süreç, Türkiye açısından derin riskler içeriyor. Zira, Avrupa içinde Türkiye'nin üyeliğini savunanların en önemli argümanı, Türkiye'nin "stratejik" önemiydi. Referandumdaki "hayır" sonucu, Avrupa halklarının Türkiye'yi "stratejik hedef" olarak görmek istemediğini, aksine "Avrupa medeniyeti" içinde 'çatışmacı' ve 'öteki' olarak gördüğünü ortaya koymuş oldu. Açıkçası, Avrupa Birliği artık değişik kültürlerin ve kimliklerin bir arada yaşadığı "medeniyetler bahçesi"nden, Avrupa'da yeniden yükselişe geçen "Kızılelma koalisyonu"nun rüzgarıyla küçük ama kendine ait olan "Hristiyan klübü"ne dönmeye hazırlanıyor. Fransa ile birlikte Avrupa'daki diğer ülkeleri tek tek dikkate aldığımızda, doğrusu Türkiye açısından çok da iç açıcı bir manzara gözükmüyor. Mesela, şimdiden "hayır" çıkma ihtimali yüksek olan Hollanda'daki referandum, Almanya'daki Hristiyan Demokratların ayak sesleri ve diğer Avrupa ülkelerindeki muhtemel gelişmeler, Avrupa'nın bir "dünya gücü" olma hedefinden, daha küçük ve "kapalı" bir Avrupa'ya doğru dümen kırabileceğinin işaretlerini veriyor. Avrupa'daki yeni gelişmeler, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin konumunu yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılabilir.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |