T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Atama, atamama, atama, atamama...

Ak Parti Ankara milletvekili Ersönmez Yarbay, grupta, "Hani kadrolarımız, neden güvenilir kişileri işbaşına getirmiyoruz?" diye sormuş... Yarbay, o çevrede giderek büyüyen bir soru yumağının ucunu çekmiş oluyor...

Geçen gün, kendini muhalefete zorlayan bir gazete, "AKP partizanca atamalar yapıyor" başlıklı bir haber yayımladı. Okurken güldüm. Atamaların bir bölümü, süresi dolduğu için ayrılan yönetim kurulu üyeliklerine yapılmış; bir bölümü de vekâleten yürütülen makamlara... Atananların da 'partizanlık' ile ilgisi yok. Zorunlu kalmadıkça mevcut kadrolarla çalışacağını daha baştan ilân ettiği için, Ak Parti hükümetinin bürokrasiyi hallaç pamuğu gibi sallaması zaten beklenmemeli...

Ancak, özellikle geçtiğimiz dönemde müthiş partizanlıklar yapmış bürokratların hâlâ yerlerinde tutulmasını anlamakta herkes zorlanıyor. Bir siyasetçinin kardeşi emredince derhal harekete geçen devlet görevlileri vardı; onlar hâlâ yerli yerinde... Bir bölümü, yeni döneme ayak uydurmuş, aynı türden hizmetleri, yerlerinde kalma karşılığı, yeni gelenlere veriyor bile olabilirler...

Yine de garip. Bu sebeple, "Neden atama yapılmıyor?" sorusuna cevap teşkil edecek bir araştırma yapmakta yarar gördüm. Araştırmamın sonucunu sizlerle paylaşıyorum.

Atama yapılmıyor değil, yapılıyor... Sistem içerisinde yasal dokunulmazlığı bulunan veya baştaki kişi ancak süresi dolunca değiştirilebilecek bazı makamlar dışındaki kritik yerlere daha ehil ve partizan olmayacağına inanılan kişiler getiriliyor. Güvenlik soruşturması sona eren kararnameler de, onay için, Çankaya Köşkü'ne gönderiliyor...

Araştırmalarıma göre, sorun bu noktada. Başbakanlığın yasal mekanizmaları çalıştırarak soruşturduğu ve 'sakıncasız' olduğunu anladığı kişilerle ilgili atama kararnameleri Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in önünde. Bunlar arasında valiler ve emniyet müdürleriyle ilgili tasarruf da var. Ancak, ne hikmetse, bu kararnamelerin önemli bir bölümü Çankaya'dan geri çevriliyor...

'Güvenlik soruşturması' ancak 'güvenlik devleti' denilebilecek ülkelerde ratslanabilen çağdışı bir uygulama; bizde tek parti döneminin alışkanlığı olan bu uygulama 28 Şubat'ta yeniden hortlatılmıştı. Emniyet ve MİT'ten gelen raporlar Başbakanlık'taki özel bir birimde değerlendiriliyor... Hükümetin bu uygulamayı mutlaka ve derhal sona erdirmesi şart.

"Soruşturmada 'sakıncasız' bulunan kişilerle ilgili kararnameler de Çankaya'ya takılıyor" iddiası bir tuhaf. Önemli bir göreve getirilmesi düşünülen bir vali bile oraya takılmış... Şimdi de, devlette halen üst düzey yönetici olarak çalışanların atamaları konusunda da benzer bir sıkıntı yaşanıyor; Çankaya, hükümetin hazırladığı valiler kararnamesini onaylamıyor...

Bu durumda iki ihtimalden biri söz konusu: MİT'in bakanlar ve başbakana verdiği raporlarla Çankaya'ya ilettiği raporlar arasında fark bulunabilir; ilk ihtimal bu... İkinci ihtimal de, Cumhurbaşkanı Sezer'in 'özel istihbarat' bilgilerine kulak vermesidir... Güvenlik soruşturması 'olumlu' çıkmış, halen devlette önemli sıfat taşıyan birilerinin atamaları yoksa neden yapılmasın?

MİT farklı raporlar mı veriyor acaba?

İlk işim, "Acaba, Çankaya'da özel bir istihbarat birimi mi kuruldu?" sorusuna cevap aramak oldu. Geçmişte, Kenan Evren, MİT'te çalışan damadı Erkan Gürvit'i Çankaya Köşkü'ne çekip orada özel bir büro oluşturmuştu; Özal cumhurbaşkanı olduğunda lağvedildi o büro. Belki o örneğe benzeyen bir birim? Çankaya'daki kaynaklarım, "Hayır, öyle bir birim yok burada" bilgisini ulaştırdılar. Devlet istihbaratının kendisine ilettiği bilgilerle karar veriyormuş Cumhurbaşkanı...

Cumhurbaşkanının kulak verdiği 'özel istihbarat', geçmişte, 'sayın muhbir vatandaş' yöntemiyle toplanan bilgiler mi? 28 Şubat döneminde, hatırlayınız, "Babalarınız yanlış yapıyorsa çocuklar, bize duyurun" türü çağrılarla bilgi derlenmişti. Her ilçe ve ilde kurulu özel birimler bu bilgileri her ay merkeze ulaştırıyorlardı. Sorgusuz sualsiz, hiçbir somut gerçeğe dayanmayan, kin ve garez duygularını yansıtan bu tür listeler şimdilerde elden ele dolaşıyor...

Ben olsam, "Böyle şey olur mu canım" diye elimin tersiyle iterim. Bu listelere göre, kendisiyle selâmlaşmak dahi 'sakıncalı' olmaya yeten biri bugün içişleri bakanlığı koltuğunda oturuyor. 'Sakıncalı valiler ve kaymakamlar' ile ilgili listelerde, bazı isimlerin karşısında, "Abdülkadir Aksu ekibindendir" notu var. Bazısı, "Kadın eli sıkmaz", birkaçı "Falanca dini grubun sempatizanı" türü notlarla 'sakıncalı' hale getirilmiş devlet görevlileri...

Böyle bir sözde-rapordan bir alıntı size: "Bulunduğu ildeki Atatürkçü Düşünce Derneği şubesinin açılışına katılamayacağını beyan etmiş, ancak törene kolordu komutanının geleceğini öğrenince kendisini il sınırında karşılayarak birlikte törene gelmiş, Atatürk ve devrimleri lehinde kimseye söz bırakmamacasına konuşma yaparak 'takiye' uygulamıştır." Adam, devletin valisi olarak kendine yakıştıramadığı için dernek şubesi açmaya gitmek istemedi diye 'sakıncalı' oluvermiş, iyi mi?...

Hukukçu vasfı ağır basan cumhurbaşkanının bu tür gevşek raporlara itibar edeceğini sanmıyorum. Atamaların kilitlenmesinin bir başka sebebi olmalı. Acaba ne?


30 Ocak 2003
Perşembe
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED