https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Gündem "Bass biz DEAŞın eylem yapmasının önüne geçiyoruz diyor"

"Bass 'biz DEAŞ’ın eylem yapmasının önüne geçiyoruz' diyor"

Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik... Hasan Öztürk köşesinde ABD'li Büyükelçi Bass'ın 'Biz DEAŞ’ın eylem yapmasının önüne geçiyoruz' anlamına gelen sözlerine işaret etti. Hayrettin Karaman, Yusuf Kaplan, Özlem Albayrak, Ahmet Ulusoy da gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Özlem Albayrak, ​Hayrettin Karaman, Yusuf Kaplan, Ahmet Ulusoy, Hasan Öztürk
Özlem Albayrak, ​Hayrettin Karaman, Yusuf Kaplan, Ahmet Ulusoy, Hasan Öztürk

Hasan Öztürk, Hayrettin Karaman, Yusuf Kaplan, Özlem Albayrak, Ahmet Ulusoy'un yazılarının en dikkati çeken bölümleri:

0. Hasan Öztürk: Durup dururken DEAŞ aklına nereden geldi

DEAŞ terör örgütü için ilk kullanılan deyim, “Gelmiş geçmiş en cani örgüt” ifadesiydi. İkincisiyse “İngiliz anahtarı” tanımlaması. Çünkü daha sonra çoğu mizansen olduğu anlaşılan kafa kesme görüntüleri üzerinden “cani örgüt” imajı pekiştirilmişti. İngiliz anahtarı tanımının nedeniyse, işgal edilecek bir bölgeye önce DEAŞ’ın girmesiydi.

Bir yer işgal mi edilecek? Önce DEAŞ oraya sokuluyor. Sonra orayı kurtarma bahanesiyle işgal başlıyordu. Irak’ta olan bu. Suriye’de olan bu. Bir şey daha. DEAŞ devletlerin kendi aralarındaki asimetrik savaşta da bir enstrüman olarak kullanılıyor. Örneğin, Londra’daki son minibüslü terör eylemi ya da Bürüksel’deki saldırı. Musul nasıl işgal edildi? Suriye’de demografik yapı nasıl değiştirildi?

Hasan Öztürk'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Hayrettin Karaman: İnsan, ümmet birliği ve tefrika

Şu mübarek Cuma gününde İslam’ın insan anlatışı, birlik ve tefrika konularında temel kaynağımız Kur’ân-ı Kerim’den, kısa açıklamalarla birkaç âyet meâli nakledeceğim: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun lütfu sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız” (Ali-İmran: 103)

“Allah’ın ipi”inden maksat, Kur’ân ve İslâm’dır. Hz. Peygamber (s.a.) Kur’ân’ı, “Allah’ın gökyüzünden yeryüzüne sarkıtılmış ipidir” diye tarif etmiştir (Müsned, III, 14, 17). Yüce Allah insanların hep birlikte Kur’ân’a inanmalarını ve gereğini yerine getirmelerini emrediyor. İslâm dini inançta ve amelde birliğe büyük önem veriyor. Bunun içindir ki inanç alanında Allah’ın birliği ilkesini getirdiği gibi, ibadet alanında da hac ve namaz gibi insanları bir araya toplayarak Müslümanların birliğini sağlayacak ibadetler koymuş, amelî tedbirler almıştır.

Hayrettin Karaman'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Yusuf Kaplan: Türkiye’nin tam bağımsızlık yürüyüşü engellenemeyecek...

Türkiye ile ABD arasında yaşanan vize krizi, bir süre sonra, diplomasi yoluyla çözülecek. Ama bu tür krizler bitmeyecek... Bitmeyecek; çünkü Türkiye, artık kendi kaderini kendi belirleyeceği bir yola girdi... Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunu açık ve net bir şekilde şöyle dile getirdi: “Batılıların önünde el pençe divan duran Türkiye yok artık. Türkiye, size muhtaç değildir.”

Olması gereken oluyor: Türkiye, bir asırlık uyku’dan uyanıyor... Tel Aviv’den, Washington’dan, Londra’dan ve Brüksel’den bağımsızlaşıyor... Tam bağımsızlık mücadelesi veriyor... Türkiye, bir asırdır, rayından çıkmış, rotasını yitirmiş fırtınalı denizin ortasında esen rüzgârlara göre yol alan bir gemiyi andırıyordu.

Yusuf Kaplan'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Özlem Albayrak: Vize krizi ABD’nin kırılgan öfkesi

Önceki gün yazdığım yazıda, ABD ile aramızda patlak veren vize krizini değerlendirmiş, ABD’nin milletimize silah sıkmış terör örgütlerini desteklemesini elimiz kolumuz bağlı izlememizi istediği ve bu olmadığında; kızgın bir kovboya dönüşerek çamlar devirmeye başlamasını eleştirmiştim.Elbette işlerin buraya gelmesi bir günde olmadı. ABD’nin Türkiye ile yaşadığı bu gerilim; Amerikan dış politikasında soğuk savaş sonrası başlayan diplomasi eğiliminin, 11 Eylül’den sonra hoyratlığa dönüşmesiyle de yakından ilgili. En baştan alırsak; Sovyetlerin çöküşü ABD’yi askeri olarak dünyanın süper gücü haline getirmişti. Bu güç sayesinde dünya ABD’nin çıkarlarına göre şekillendi; vaktiyle dünya ekonomisini -yaşı yetenler hatırlar- G-8 ve IMF yoluyla ABD şekillendirirdi. Ancak askeri ve ekonomik olarak süper güç olmak, askeri ve ekonomik güçten daha fazlasını gerektirir. O dönemlerden hatırlanacak “kadife güç” kavramına bu yüzden değinmek gerekir; bu ABD’nin kültürel ürünlerinin bir zorlamaya tabi tutulmaksızın başka kültürlerle kaynaşmasını anlatan bir terimdir. Anlayacağınız ABD’nin temel gücü kültürel ve ideolojik nüfuzdu. Bunlar, askeri ve ekonomik nüfuzun gereksinimleri olarak ortaya çıktı ve öyle işlev gördü.

Özlem Albayrak'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Ahmet Ulusoy: Orta gelir tuzağına yakalanmışız

Birçok gelişmekte olan ülke başarılı bir büyüme sürecinden sonra azgelişmişlikten orta gelişmişlik düzeyine ulaştı. Fakat sonrasında orta gelişmişlik düzeyinden ileri gelişmişlik düzeyine yükselemedi. Buna da orta gelir tuzağı denilmektedir (ülke milli gelirlerinin ABD milli gelirine oranının belirli düzeyin -yüzde 20-25 sınırını aşamaması orta gelir tuzağı ölçüsü olarak alınmaktadır). 

Dünya  Bankası raporlarına göre Türkiye 1960 yılından beri orta-gelir tuzağında. 1980 yılında milli geliri ABD’nin yüzde 18’i olan ve sonrasında dalgalı bir seyir izleyerek  yüzde 21 düzeyinde çakılı kalan Türkiye orta gelir tuzağına yakalanan ülkelere tipik bir örnek. Dünya Bankası raporuna göre 1960 yılında orta gelirli sayılan 101 ülke arasında orta gelir tuzağından kurtularak yüksek gelir düzeyine geçebilen sadece 13 ülke, 2000 yılından sonra ise 6 ülke var .

Ahmet Ulusoy'un yazısının tamamını okumak için tıklayınız: