https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Gündem "Geleneksel Tacikistan kıyafetleri"

"Geleneksel Tacikistan kıyafetleri"

Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik... Taha Kılınç köşesinde Tacikistan'daki tabloyu analiz etti. İsmail Kılıçarslan, Ayşe Böhürler, Nedret Ersanel ve Ali Saydam da gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Haber Merkezi Yeni Şafak

Taha Kılınç, İsmail Kılıçarslan, Ayşe Böhürler, Nedret Ersanel ve Ali Saydam'ın yazılarının en dikkati çeken bölümleri:

0. Arapça olmasına rağmen

"Güvenlik güçlerimiz, şimdiye kadar 1700 genç kızı başörtüsü [hicâb] takmamaya ikna etti. 13 bin dolayında kişinin sakalı, polis tarafından tıraş edildi. 160 dükkân da millî kültürümüze uymayan, yabancı kıyafetler sattıkları için kapatıldı.” Açıklamayı yapan, Orta Asya cumhuriyetlerinden Tacikistan’daki Hatlon ilinin polis müdürü. Uluslararası ajansların da takip ettiği basın toplantısında bu bilgileri veren müdüre göre, Tacik yetkililerin bu kararlarının hedefi, halkın radikalleşmesinin önüne geçmek ve ülkede istikrarı korumak. 1994’ten bu yana ülkeyi yöneten Devlet Başkanı İmamali Rahman’ın seküler idaresinin aldığı ‘radikalleşme karşıtı’ tedbirler bunlarla sınırlı değil. Okullarda başörtüsünün yasaklandığı Tacikistan’da, 18 yaşından küçük gençler, -cenazeler hariç- kamusal alandaki hiçbir dinî etkinliğe (örneğin camilerde cemaatle namaza) katılamıyor. 

Taha Kılınç'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

1. Atlayıp Saraybosna’ya gelir

Ahmet Tezcan ağabeyin Alija dizisi için yazdığı senaryonun birinci bölümünü okurken yeniden hatırladım o çok mühim meseleyi. İkinci Dünya Savaşı tüm hızıyla sürerken Aliya İzzetbegoviç’i askere almak isterler. Hırvat Naziler yani Ustaşalar ile Sırp Çetnikler arasında sıkışıp kalmış bir Müslüman olan Aliya, bu kirli savaşın bir parçası olmak istemez. Zira bu savaş onun savaşı değildir, hiç olmamıştır. Hem Sırpların hem de Hırvatların Yugoslavya’nın dört bir yanında yaşayan Müslümanların varlığına saygı duymadıklarını bilir çünkü. Çareyi, doğduğu topraklara yani Şamats’a sığınmakta bulur. Burada gözlerden uzak şekilde yaşayabileceğini düşünür ama öyle olmaz. Yugoslav polisleri Aliya’yı, rahmetli dedesinin evinde yakalar. Hikaye uzun. Meraklısı Aliya’nın otobiyografisinden okuyabilir bu kısmı. Aliya, zihnim beni yanıltmıyorsa, iki yıla yakın bir ceza alır. Ağır şartlarda bir işçi-mahkum olarak çalıştırılır. Bu iki yıl boyunca ne sonradan evleneceği ve o sıralarda aşkından tir tir titrediği Hersekli Halida’sını görür ne de hayatının diğer aşkını, yani annesi Hiba’yı.

İsmail Kılıçarslan'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

2. Türkçe’siz bu topraklarda

Bugün kültür meseleleri üzerine yapılan bir toplantıdan söz etmek istiyorum. Ancak söze iki kitap tavsiyesi ile başlayacağım. Bunlardan birincisi Samiha Ayverdi’nin başlıktaki ismi taşıyan kitabı, kültür meselemizin temelini ve aslında milli eğitim meselesiyle olan bağlantısını ortaya koymak açısından önemli bir eserdir. Döneminin bakışını yansıtsa da sorunların bugüne uzayan kısmı noktasında faydalı değerlendirmeler içerir. Bu alanda ikinci tavsiye edeceğimiz kitap ise Türk düşünce hayatının önemli isimlerinden Mümtaz Turhan’a aittir. Mümtaz Turhan’ın 1951 yılında yazdığı “Kültür Değişmeleri” kitabı niye Batılılaşamadığımızın ya da niye özgün bir kültür inşa edemediğimizin cevaplarını içerir. Yine Turhan’ın “Garplılaşmanın Neresindeyiz” isimli eserini de okurlara tavsiye ederim. Kitapları okuyalı çok uzun zaman oldu. Ancak bugün geldiğimiz noktada çok da fazla değişen bir durum olmadığını görüyorum. Hala MESELE’nin ne olduğunun teşhisi aşamasındayız. Ağırlıklı olarak da kendimizde olana bakmadan dış sebepleri konuşup dururken kitapların yazıldığı yılların üzerinden 70 yıl geçmiş bile. Turhan, özetle zorunlu kültür değişimlerinde hakim kültür unsurlarının o toplumda tamamıyla benimsenemeyeceğini, iki toplum, iki kültür karşılaşınca, birinin mutlaka yok olması gerekmediğini, sentezin ister istemez gerçekleştiğini söyler. “Batılılaşıyoruz diye dinimizin, benliğimizin kaybolacağı iddialarının hiçbir ilmi değeri yoktur. Ne var ki, Türkiye Batılılaşamamıştır, çünkü insan unsuru göz ardı edilmiş, sadece Batılıya benzer şekilde yaşar gibi görülmeye başlanmıştır.”

Ayşe Böhürler'in yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

3. ABD bir füze fırlatsa

Füzelerin sayısı, menzili veya isabet kabiliyeti ötesinde, politik-askeri tek soru vardır yanıtlanması gereken... Soğuk Savaş yıllarında dünya, cevaba gidecek şu soruyu keşfetti; “Bu kriz kontrollü müdür”?.. ABD ile Kuzey Kore arasında yükselen füze krizi için bu soruya cevabınız “evet” ise, iki ülke/lider arasındaki ‘atarlanmaları’ yaz akşamları ferahlığında izleyebilirsiniz... Peki öyle mi? Büyük güçlerin rekabeti pazarlık arayışlarından beslenir ve genellikle bir “aldım-verdim” takası ile sona erer... K. Kore herhangi bir pazarlık arayışında görünmediği gibi, alıp-verecek kritik bir metaı da yok. Çin’e sattığı kimi madenlerin karşılığını da ancak silahla tahsil ediyor ve nihayetinde onlar da artık yaptırım altında... Taşeron örgüt ve ülkelerin yükseliş yaşadığı bir dönemdeyiz.. Ama Çin-K. Kore ilişkisi özel bir kıvam tutturmuş gibi...

Nedret Ersanel'in yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

4. 4 saatten benim aklımda kalanlar

Perşembe akşamı Topkapı Sarayı’ndaki Konyalı lokantasında bir davet vardı. Kültür ve Turizm Bakanı görevini yeni üstlenmiş olan Numan Kurtulmuş bey, mahiyetindekilerle birlikte 20 kadar kültür insanını bir araya getirmişlerdi. Bakan, çok kısa fakat bana sorarsanız tarihî bir giriş konuşması yaptı. Dedi ki: “İktidarlarımız döneminde teknoloji ve ekonomi alanında millî bağımsızlık için çok ciddi adımlar atılmıştır. Aynı şeyi, geçmişte pek çok olumlu girişimde bulunulmuş olmasına rağmen millî kültür alanı için söylemek zor. Oysa bilindiği üzere kültür alanında millî bağımsızlığınızı koruyamazsanız, diğer alanlardaki kazanımlarınızı da koruyamazsınız!” Bakan, tam dört saat boyunca katılımcıları sırayla dinledi. Herkesin ne kadar söyleyeceği söz varmış meğer… Hem maiyetinden Bakan Yardımcısı Hüseyin Yayman, Müsteşarı Ömer Arısoy, İst. İl Kültür ve Turizm Md. Coşkun Yılmaz ve Topkapı Sarayı Müze Bşk. M. Sabri Küçükaşçı söylenenleri not ettiler; hem de bizzat bakan bey, itina ile her şeyi kaydetti. Söylenenleri aşağıda özetlemeye çalışacağım. Önce katılımcılar kimlerdi, onu yazalım; sonunda da bu konuyu neden bu kadar önemsediğimize değinelim.

Ali Saydam'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız: