Gündem"Washingtonın Ankaradaki yönetime karşı örtülü savaşı"

"Washington'ın Ankara'daki yönetime karşı örtülü savaşı"

Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik... Mehmet Acet köşesinde "ABD’nin derdi ne?" sorusuna yanıt aradı. Aydın Ünal, Merve Şebnem Oruç, Erdal Tanas Karagöl ve Serdar Tuncer de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Haber MerkeziYeni Şafak
Erdal Tanas Karagöl, Mehmet Acet, Merve Şebnem Oruç, Aydın Ünal ve Serdar Tuncer
Erdal Tanas Karagöl, Mehmet Acet, Merve Şebnem Oruç, Aydın Ünal ve Serdar Tuncer

Mehmet Acet, Aydın Ünal, Merve Şebnem Oruç, Erdal Tanas Karagöl ve Serdar Tuncer'in yazılarının en dikkati çeken bölümleri:

0. Mehmet Acet: ABD’nin derdi ne?

Gerçek sebep ne? Türk adli makamlarının başkonsoloslukta çalışan bir kişiyi tutukladıktan sonra ABD makamları ile yeterli bilgi paylaşmaması mı? Yoksa söz konusu kişinin FETÖ bağlantılarının ortaya çıkması ihtimaline karşı bir ön alma hamlesi mi? ABD Başkonsolosluğu'ndan daha önce FETÖ izlerini gösteren dumanlar yükseldiğini biliyoruz. Maksat, bu şüpheleri ‘kas gücünü’ göstererek örtbas etmek mi? Yoksa yıllarca nadiren konuştuktan sonra giderayak çenesi açılan John Bass’in dillendirdiği bağlamda mı meseleye bakacağız? Hafta sonu Türkiye topraklarını terk edecek olan Bass, vize krizinin gerekçesini “Çalışma arkadaşımızın avukatına yeterli erişim izni verilmedi” diye açıklıyor. “Ortada bir çalışanımıza dönük terör suçlaması var. Deliller ne? Neyle suçlanıyor? Bunları daha iyi görmek istiyoruz” diyor.

Mehmet Acet'in yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Aydın Ünal: McDonald’s, Starbucks, Burger King ve FG

ABD’li yazar Thomas Friedman, “sınırları içerisinde McDonald’s olan iki ülke birbiriyle savaşmaz” tezini ortaya atmıştı. Şu ana kadar sanırım bu tezi yanlışlayan bir savaş çıkmadı. Ayrıca literatüre girmiş “McDonald’slaştırma” kavramının, ekonomik olmanın ötesinde kültürel ve sosyolojik bir değişimi de ifade ettiği çok açık.ABD’nin küresel markaları sadece ürün satmazlar. McDonald’s ve Burger King sadece hamburgerci, Starbucks sadece kahveci, Apple sadece telefoncu, CocaCola ya da Pepsi sadece içecek değildir. Bu küresel markalar, aynı zamanda ABD’nin kültür ve yaşam tarzı ihracının taşıyıcılarıdır.

Aydın Ünal'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Merve Şebnem Oruç: ABD ile yaşanan kriz kısa vadeli mi değil mi?

Kendisinin 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü’ndeki ve ABD’ye gidiş gelişlerinde Atatürk Havalimanı’ndaki güvenlik kameraları görüntüleri izletilince dahi mahkemeye “Ben değilim” diyen Kemal Batmaz... Genelkurmay Başkanlığı’nda sivillere ateş eden ve o geceye dair silahlı fotoğrafları gösterilince, “Elimde silah yok, cep telefonu var”diyen darbeci Tuğamiral Sinan Sürer... Ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Marmaris’te suikast düzenlemeyi planlayan grubun başında olan ve cemaat abileri dahi ortaya çıkmasına rağmen, “Darbeciyim ama FETÖ'cü değilim” diyen darbeci Tuğgeneral Gökhan Sönmez Ateş... Ve daha yüzlercesi...


Merve Şebnem Oruç'un yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Erdal Tanas Karagöl: IMF Türkiye’nin büyüme notunu yükseltti

15 Temmuz’un hemen sonrasında Türkiye ekonomisinde yaşanan toparlanmaya rağmen uluslararası kuruluşlardan ülke ekonomisine yönelik olumlu bir revizyonu ne yazık ki göremedik. O süreçte özellikle kredi derecelendirme kuruluşların öncülüğünde Türkiye ekonomisine adeta bir karalama kampanyası yapıldı.

Ancak ne var ki, ülke ekonomisindeki olumlu seyir, kurum ve kuruluşların da tavırlarında değişikliğe zorladı. Bunu da IMF’nin son Türkiye raporunda açıkça görüyoruz.  “Sürdürülebilir Büyümeyi Amaçlamak” başlığıyla yayımladığı son raporunda IMF, Türkiye’ye yönelik 2017 yılı büyüme tahminini yüzde 2,5’ten yüzde 5,1’e yükseltti. En büyük pozitif revizyonu Türkiye’yeyapan IMF, buna sebep olarak ise birinci çeyrekteki üretim, ihracattaki toparlanma, Kredi Garanti Fonu teminatları ve genişlemeci mali duruşun etkisini gösterdi.

Erdal Tanas Karagöl'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Serdar Tuncer: Namussuzluğun tarihi

Eskiden, ya ben her şeyi bilecek kadar küçüktüm yahut dünyada olan biteni yorumlamak şimdikinden çok daha kolaydı. Az şey bilirken ne kadar çok şeyi bilmediğini de bilmiyor insan. Konfor bu değilse nedir? Her yeni bildiğin şeyle beraber onu daha önce bilmediğini de bilmek ve “ne kadar çok şey biliyorum”dan “ne kadar çok şeyi bilmiyormuşum”a gelmek... Izdırap bu değilse nedir?“Biliyorum” zannının konforundan hiçbir şey bilmediğini fark etmenin ızdırabına doğru hızla yürümek gibi bir şey yaşamak dediğin. Yanıla yanıla öğreniyorsun, bildiğinin yanıldığına bile yetmediğini. Bilmeyle yarışmaktan vazgeçiyorsun. Bilmediklerinin bildiklerinden çok daha fazla olduğunu bilmeye başlıyorsun. Dün kurduğun kesin cümlelerin yerini artık ‘belki’li, ‘sanırım’lı, ‘acaba’lı cümleler alıyor. Eskiden en büyük meselelerde dahi kat’i kanaat sahibiyken, şimdi en alelade mevzuda dahi bilgine itimat edemiyorsun. Küçükken cevapların çoktu; büyüdükçe soruların çoğalıyor. Küçükken cevapların saçma bile olsa güzel; büyüdükçe soruların güzel bile olsa saçma! Yaşlandıkça demeliydim belki de. Büyümek yaşlanmaktan başka bir şey zira... Yeri gelmişken bir kez daha söylemeli, kulaklara küpe olası o sözü: “Ahmak yanlışından bile emindir; akıllı doğrusundan bile şüphe eder!” Güzel terazi. Akılsızlığını itiraf edecek kadar akıllı olmayabilirsin. Ahmak olmadığından emin olacak kadar ahmak olabilirsin. Yorma kendini hiç. Bak bir terazi yapmışlar, bakıver ahvaline de darasını al kendinin.

Serdar Tuncer'in yazısının tamamını okumak için tıklayınız: