https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Hayat Arakan Tefrika ve bölünmüşlüğün gerçek yüzü

Arakan: Tefrika ve bölünmüşlüğün gerçek yüzü

Kâbe’nin örtüsü değişmesine değişiyor ama Müslümanların arasındaki örtü değişmiyor, kalkmıyor, yenilenmiyor. Müslüman kalplerin üzerindeki tefrika, fitne, bencillik, dünyevileşme, adaletsizlik, merhametsizlik, vakarsızlık, özgüveni kaybetme, gayrimüslimleri müminlerden daha üstün ve değerli görme gibi perdeler zifiri karanlıklar gibi çöreklenmiş bir türlü aralanamıyor, yenilenemiyor, İslam’ın izzet suyu ile temizlenemiyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak

Arakan Müslümanlarının o kadar yoksulluğa, şiddete ve baskıya rağmen “Ben Müslüman’ım” diyebilmesi, onların hicretinin en önemli nedenidir. Belki öz bir ifadeyle tek suçları Kadir ve Muktedir ve her türlü gerçek övgüye layık olan Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaları ve son Resûl Hz. Muhammed (s.a.v)’in getirdiği vahiy sistemini ve onun elçiliğini tasdik etmeleridir.(Bkz. Bakara, 2/121; Mâide, 5/59; A’raf, 7/88, 136; Bürûc, 85/8).

Allah Teâlâ’ya manevi yakınlığa sebep olan ve Hz. İbrahim’in teslimiyetinin zirvesini teşkil eden Kurban ibadetine, vahdetin bir remzi ve sembolü olan Ka’beyi tavaf, kendini ve gönderiliş gayesini bilmenin bir alameti olan Arafat vakfesine, günde beş vakit kılınan, haftada bir defa eda edilen Cuma ve senede iki defa yerine getirilen bayram namazlarına, bunca âyet ve hadislerde birliği ve beraberliği emreden ilâhî emirlere rağmen, Müslümanların dağınıklığı, bölünmüşlüğü ve aymazlığı ne yazık ki sürmektedir.

REKLAM

KÂBE’NİN ÖRTÜSÜ DEĞİŞİYOR

Arafe vakfesinin yapıldığı gün Kâbe’nin örtüsü değiştiriliyordu. Her yıl Kâbe’nin örtüsü değişiyor. Cahiliyye döneminde de bu gelenek vardı. Kâbe’nin giydirildiği ile ilgili hadislerden hareketle İslam gelince de bu adetin uygulandığı anlaşılmaktadır. Günümüze kadar da süregelmiştir. Hatta kimi kaynaklarda Kâbe’nin daha önceleri üç örtüyle giydirildiği bildirilmiştir.

Kâbe’nin örtüsü değişmesine değişiyor ama Müslümanların arasındaki örtü değişmiyor, kalkmıyor, yenilenmiyor. Müslüman kalplerin üzerindeki tefrika, fitne, bencillik, dünyevileşme, adaletsizlik, merhametsizlik, vakarsızlık, özgüveni kaybetme, gayrimüslimleri müminlerden daha üstün ve değerli görme gibi perdeler zifiri karanlıklar gibi çöreklenmiş bir türlü aralanamıyor, yenilenemiyor, İslam’ın izzet suyu ile temizlenemiyor. Belki bugün Kâbe’nin örtüsünü dokumak için yüzlerce işçi çalıştırılıyor, yüksek meblağda paralar harcanıyor. Ama Arife gününden daha önce başlayan Arakanlı Müslümanların zulüm ve şiddetten yalınayak, sırtı açık kaçışları devam ediyor. Kâbe örtülüyor, giydiriliyor, fakat Arakanlı Müslümanların ve çocuklarının çamurlu sularda boğulmaları, aç ve susuz kaçışları sürüyor. Türkiye’den başka bu zulmün ıstırabını duyan ve dünya kamuoyuna taşıyan bir İslam ülkesi de yok. Hâdimü’l-Haremeyn (Mekke ile Medine’nin hizmetkârı) olarak anılan kraldan ses yok. Ne de olsa Kâbe’yi giyindirip Arafat’ı vakfeye hazırladılar, Müzdelife’nin, Meşari Haram’ın ve Mina’nın güvenliğini sağladılar ve görevlerini yaptılar ya! Kısaca söylemek gerekirse Kâbe’nin ruhundan, Arafat’ın soylu ve dimdik duruşundan, Kurban’ın teslimiyet boyutundan uzak bir ibadet anlayışı gelişmiş bir bakıma hac, tavaf, vakfe, namaz ve diğer ibadetler şekillere boğulmuş ve herkes bu şekilleri yerine getirmenin itminanını yaşıyor. Öte yandan Suriye’de, Irak’ta, Arakan’da, Afganistan’da ve daha nice yerlerde Müslüman katliamı devam ediyor.

REKLAM

HAC: YILLIK KONGRE

Hac ibadeti Müslümanların yıllık kongresi olarak da tarif ediliyor ve anlatılıyordu ya. Peki, hangi hac mevsiminde bilinç ve şuur düzleminde Müslümanların derdi gündeme getirildi? İşgal altındaki hangi İslam beldesinin sorunları masaya yatırıldı? Müslümanların açlık ve yoksulluktan öldüğü ya da sağlıksız, eğitimsiz ve çaresiz kaldığı hangi coğrafyalar gündeme getirildi? Kendi ikballerinin düşünü yaşayarak akıl almaz meblağda, Ehl-i Kitab’dan silah alarak onların kasasına para yatıranların, Arakanlı ve diğer zulme uğrayan ve sefalete mahkûm olanların yalın ayaklarını, açık sırtlarını, bir et bir kemik kalmış vücutlarını, fakat anlamlı bakışlarını ve masum gözyaşlarını görme zamanı gelmedi mi? Onların bu tutumuna ve korkak siyasetlerine karşı çıkacak âlimlerin, düşünürlerin, yazarların, Üniversite hocalarının, Kâbe ve Mescid-i Nebevî de ümmete imamlık yapanların gerçekleri dillendirme vakti gelmedi mi? Hani Allah’tan hakkıyla/gereğince korkan ancak âlimlerdi? Çünkü Allah böyle buyuruyordu. (Fâtır, 35/28).

REKLAM

BİRLİK NASIL SAĞLANACAK

Bütün bu soruların cevabını aramakla mükellefiz. Nereden ve nasıl başlamalıyız? Bu ölü toprağını üzerimizden nasıl atacağız? Aslında bunun cevabını ve kurtuluş reçetesini Kur’an ve Sünnet vermiştir. Kur’an bu konuda şöyle diyor: “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz”(Âl-i İmrân, 3/103).

“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”(Enfâl, 8/46).

REKLAM

Birliği ve beraberliği nasıl sağlayacağız? Zulme ve şiddete karşı müminleri ve daha genel anlamda insanları hangi güçle koruyacağız ve savunacağız? Bu öncelikle “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz/rahmete nail olasınız” (Hucürât, 46/10) âyetinden alınacak ruh, izan, irfan ve ihlas ile Allah Teâlâ’nın gönderdiği son vahyin esaslarına sımsıkı sarılmak, bölünüp parçalanmamak, kardeşlik bağını kurmak ve koparmamakla sağlanacaktır.

SAF TEVHİD İNANCI

Saf tevhid inancına ulaşmadan, Müslümanların arasında ittifakın temin edilmesi uzak bir ihtimal olarak gözükmektedir. Öncelikle Kur’ân ve Sünnete bağlı dini düşünce ve tefekkürde birleşmeden Müslümanların arasında ittifakı ve buna bağlı olarak birlik ve dayanışmayı sağlamak nerdeyse mümkün değildir. Müslümanların parçalanmışlığının temel sebeplerinin başında dini anlayışlarındaki parçalanmışlığın yer aldığı söylenebilir. Her grubun, kendi anlayışının doğru olduğunu ileri sürerek ve kendini beğenerek vasat ümmet olma çizgisinden uzaklaşıp kendisi gibi düşünmeyenleri hiçe aldığı, değer vermediği hatta tekfire varan anlayış sergilediği bir ortamda hangi birlikten bahsedilebilir? Şu âyet bu konunun anlaşılmasında önemli bir mesaj içermektedir:

REKLAM

“Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır, sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir.” (En’âm, 6/158).

Bu âyetin çeşitli şekillerde tefsiri yapılsa da bugünkü Müslümanların tefrika ve bölünmüşlüğünün öncelikle dini alanda başladığını âyetin zahirine göre söylemek mümkündür. Dini alanda ve tevhid potasındaki bölünmeleri hiçbir güç durduramaz. Bu yüzden Müslümanlar arasında birlik önce tevhid ekseninde başlayacak ve temellendirilerek bir güç hâsıl olacaktır.

SELİN ÜZERİNDEKİ KÖPÜK

Müslümanların bölünmüşlüğü ve parçalanmışlığı onları güçsüz bıraktı. Selin üzerindeki köpük haline geldiler. Aşağıdaki hadis bir mucize olarak günümüzde Ümmet-i Muhammed’in yaşadığı hali ve travmayı veciz bir şeklide anlatmaktadır.

REKLAM

“Yemek yiyenlerin sofralarına birbirlerini çağırdıkları gibi, çeşitli ümmetlerin sizin aleyhinize birleşmeleri yaklaşmaktadır. Ashaptan biri “Ey Allah’ın Resûlü! O gün (sayıca) az olacağımızdan mı (aleyhimizde birleşecekler)? diye sordu. Resûlullah (s.a.v) “hayır, bilakis o gün (sayıca) çok olacaksınız. Fakat selin üzerindeki köpük ve çerçöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanınızın kalbinden size karşı duyduğu “mehâbeti” (korkuyu) çekip alacak ve kalbinize “vehn” (zafiyet) atacak (bu sebeple düşmanınız sizden çekinmeyecek ve korkmayacak) tır” buyurdu. Ashaptan biri “Ey Allah’ın Resûlü! “vehn” nedir?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber “dünya sevgisi ve ölüm korkusu” diye cevap verdi ( Ebû Dâvûd, Sünen, Melâhim, 5).

Hadisi şeriften anlaşıldığı üzere, çeşitli İslam dışı güçler ve milletler, Müslümanlarla savaşmak, onların gücünü kırmak, birlik ve bütünlüklerini parçalamak, sahip oldukları vatanlarını ellerinden almak, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürebilmek için, yemek yiyen bir grubun birbirinin sofralarına davet etmeleri gibi, birbirlerini Müslümanların aleyhine birleşmeye çağıracak ve aralarında anlaşacaklardır.

REKLAM

ENGELLENMESİ GEREKEN İKİ HUSUS

Hadis, Müslümanların aleyhinde oluşacak küresel bir tehlike ve tehditten bahsetmekte, İslam dışı güçlerin küresel anlamda Müslümanlara karşı birleşeceklerini haber vermektedir. En uzak kıtalardaki ülkelerin, dünyanın dört bir tarafındaki devlet ve milletlerin Müslümanların yaşadığı vatan ve topraklara sahip olmak veya en azından siyasi ve askeri güç oluşturarak yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahip olmak için ittifak kurduklarını çok bariz bir şekilde görmekteyiz. Amerika ve Avrupa gibi, Müslümanların coğrafyasına en uzak ülkelerin kendi aralarında nasıl işbirliği yaptıklarını dün de bugün de müşahede etmekteyiz. Hz. Peygamber’in on beş asır önce Müslümanlara ve vatanlarına karşı teşekkül edecek küresel bir organizasyondan ve tehlikeden bahsetmesi oldukça dikkate şayan değil midir?

REKLAM

Müslümanların bölünmüşlüğünü ve tefrikasını önlemeden ne Arakan’daki zulme, ne Irak’taki katliama ne de Suriye’deki şiddete son verilebilir. Müslümanlar, Kur’ân’ın ve Hz. Peygamber’in birlik ve beraberliğe dair mesajlarını iyi anlayıp uyguladıkları gün selamete erecek ve mazlumların kurtuluşuna vesile olacaklardır.

Doç. Dr. Kerim Buladı

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi