YazarlarBismihi

Bismihi

Aydın Ünal
AydınÜnalGazete Yazarı
12 Eylül 1980 darbesi sadece millet iradesinin, siyasetin, hukukun ve gençliğin üzerinden değil, hepsi birbirinden heyecanlı onlarca dergi ve gazetenin de üzerinden silindir gibi geçti. Çatı, Şura, Tevhid, Vahdet, Akıncılar gibi dergiler yazarlarıyla birlikte mahkum edildiler. Milli Gazete ve Türkiye Gazetesi kendilerine has çizgileriyle belli bir kitleye hitap etmeyi sürdürseler de, gençlikte karşılığı olan Yeni Devir gazetesi darbeye çok dayanamadı. 80'lerin çoraklığını gidermek için girişimler ya yetersiz kaldı, ya da akamete uğradı. Yazarlarının ve emek verenlerinin bir kısmını daha sonra Ankara'da Sakarya Çay Ocağı'nda tanıyacağım Zaman gazetesi, yani “Eski Zaman" lise ve üniversite gençliğinde büyük heyecan oluşturdu. Ne var ki, o günlerde de kendisinden başkasına hayat hakkı tanımayan Paralel Yapı, o cıvıl cıvıl gazetenin üzerine karabasan gibi çöktü ve bugünkü gibi bir örgüt bültenine dönüştürerek gazeteyi Haşhaşi yetiştirme aracı haline getirdi.

90'lar, kültürel ve entelektüel açlık kadar, doğru haber ihtiyacının da karşılanması açısından verimli başlangıçlara sahne oldu. Yüzlerce derginin yanında, önce Akit Gazetesi, ardından Kanal 7 Televizyonu yayın hayatına başladı. 1994'te Yeni Şafak'ın kurulması ise Türkiye'nin düşünce hayatında tartışmasız bir dönüm noktası oldu.

Yeni Şafak'ın “Türkiye'nin Birikimi" iddiası en başından itibaren haklı bir iddiadır ve geride kalan 22 yıl da bu iddiayı doğrulamıştır. Yeni Şafak, diliyle olduğu kadar, duruşuyla, direnişiyle, vicdanıyla, istikametiyle bu derin coğrafyanın cesur sesi olmuştur. Sadece Yeni Devir ya da Eski Zaman Gazetesi değil; Anadolu toprağına bilgi, hikmet ve muhabbet tohumları saçmak için çırpınan sayısız gönül insanının birikimi de Yeni Şafak'ta tekrar dirilmiştir.

90'ların direniş hattının muhkem kaleleri arasında Yeni Şafak'ı saymamak büyük haksızlık olur. Hatta, Yeni Şafak (ve elbette Kanal 7) olmasaydı, 28 Şubat'ın hepimiz üzerindeki yarası daha derin olacaktı. 12 Eylül'ü de yaşamış mütefekkir ve muharrirleriyle, cesur çalışanlarıyla, hiçbir tehdide ve saldırıya boyun eğmeden, susmadan, çekinmeden, Yeni Şafak gerçekten şanlı bir direniş sergiledi. Mazlumların doğru haber kadar özgüvene ve dik duruşa da ihtiyacı vardı ve Yeni Şafak o ihtiyacı ziyadesiyle karşıladı.

3 Kasım 2002'de Türkiye'de “Anadolu İhtilali"nin gerçekleşmesinde de Yeni Şafak ve onun birikimi öncü rol oynadı. Bir yandan 28 Şubat'ın izleri silinip, diğer yandan yeni bir Türkiye doğarken, Yeni Şafak bu kez birikimini tamir ve inşa süreci için seferber etti. Her cesur adımın, her reformun, büyük değişim ve dönüşüm hareketinin arkasında, dik ama vicdanlı duruşuyla Yeni Şafak vardı.

Ben ve benim neslim için Yeni Şafak, gazeteden öte, her sayfası değerli bir kitap, her dersi önemli ve asla mezun olunmayacak bir okuldur.

Bir de, 22 yıldır izlediğim Yeni Şafak bana şunu gösterdi: Tıpkı bu köklü dava gibi, isimler değişir, yöneticiler değişir, siyaset, Türkiye, dünya değişir; ama dava ve davanın birikimi Yeni Şafak'ın çizgisi değişmez.

Bugün Yeni Şafak'ta yazmaya başlarken, aslında, “Ah Yeni Devir'de, Eski Zaman Gazetesi'nde yazabilmiş olsaydım" şeklindeki 30 yılı aşkın bir süredir devam eden eksikliğimi ve özlemimi de gidermenin mutluluğu içindeyim. Mezun olduğu ilkokula öğretmen olarak dönen genç kadar büyük bir gurur ve heyecanı; Dava'nın birikimine mürekkep taşıyacak olmanın iftiharını yaşıyorum.

Başta İbrahim Karagül olmak üzere bu fırsatı temin eden herkese şükranlarımı sunuyorum.

Rabbim utandırmasın.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...