YazarlarAlkışlarla

Alkışlarla...

Cömert Aslan
CömertAslanGazete Yazarı
Bir tarafta sınırsız yabancılı, dünyanın kalburüstü oyuncularını toplamış İnter, diğer yanda uluslararası en büyük oyuncusu, futbolunun son yıllarını yaşayan Roberto Carlos olan F.Bahçe... Elbette futbolda hiçbir maçın sonucu önceden belli değil ama aralarında bu kadar büyük farklar olan iki takımdan nispeten zayıf olanın kazanmak için kendini aşması şart. Saha, seyirci veya rakibin kendi performansının altına inmesi gibi faktörler de önemli ancak belirleyici unsur, dün F.Bahçe''nin gücünün üstüne çıkması olacaktı. İşte sarı-lacivertliler de bunu yaptı.

Kadro eldeki malzeme içinden oluşturulabilecek en doğru kadroydu. Zico, bir önceki haftaki 3-5-2 macerasından çabuk dönmüş, maceraya yer vermeyen bir anlayışla en uygun takımı sahaya sürmüştü. Bakmayın İnter''in 7 eksikle İstanbul''a geldiğine. Crespo''yu yedek oturtan bir takımdan söz ediyoruz.

F.Bahçe''nin oyun anlayışı, haklı olarak orta alan ve savunmayı kalabalık tutup, hızlı oyunu en iyi oynayabilen takımlardan biri olan İnter''i engellemek ve ilerideki Kezman''a atılacak toplara geriden destek vererek hücumda çoğalmaktı.

Bu anlayışın maçın başlarında yeterince işlemediğini gördük. Ceza sahasına atılan ortalarda Kezman''ın yalnız kalması, sarı-lacivertli takımın hücum etkinliğini sınırlarken, İnter de ani çıkışlarla etkili oldu. Ancak ilk yarının ortalarında F.Bahçeli futbolcuların kendilerine güveninin yerleşmesiyle birlikte oyun tamamen sarı-lacivertlilerin eline geçti.

Bu tür maçlardaki en önemli unsurlardan biri de kontrolü elden bırakmamaktır. F.Bahçeli futbolcuların sakin, stressiz ve endişesiz oyunu, topa daha çok sahip olmalarını beraberinde getirdi ve bu toplar olumlu kullanılınca oyun İnter açısından bir çok bölümde kabusa dönüştü. Bir ara İnter gardı düşmüş boksör gibi sallanıyordu.

Doğrusu Alex''i uzun süredir bu kadar istekli görmemiştim. Roberto Carlos büyük uluslararası deneyimini konuşturup maçın en başarılı isimlerinden biri oldu. Bazı önemli özellikleri olduğundan hep söz edilen ancak pek göremediğimiz Deivid önemli işler yaptı, attığı gol harikaydı. Takımda Önder''in orta atamaması dışında sırıtan bir şey yoktu diyebiliriz.

Golü bulduktan sonra F.Bahçe''nin yapması gereken, maçın başındaki oyun anlayışına daha sıkı sarılmaktı. İnter''in daha açık oynayacak oluşu, sarı-lacivertlilere hücumda güzel fırsatlar sunabilirdi. Savunmadaki birkaç basit bireysel hata dışında bu söylediğimiz olaylar tamamen gerçekleşti. Oyun riske eden İnter''in verdiği açıklar F.Bahçe''ye farkı artırabileceği pozisyonlar getirdi. Ancak Aurelio ve Kezman''ın dikkatsizlikleri ve şutu direkten dönen Roberto Carlos ile Alex''in şanssızlıkları tarihi farkı önledi.

İkinci yarıda İnter''in oyuna hakim olmasını bekleyenler, rakibinin adeta tozunu atan bir F.Bahçe izledi. Sahada İbrahimoviç''in çalım şovları ya da Solari ile Cambiasso''nun öldürücü pasları değil, çaresizlikleri vardı. Tüm takımın önleyici savunmasının yanında orta sahada Deniz ile Aureilo hem yerinde müdahaleleri ile onları durdurdu, hem de yüksek pas yüzdeleriyle F.Bahçe''nin hücum organizasyonlarının etkili olmasını sağladı. Bu zrada bir maça bir seyircinin ancak bu kadar ağırlık koyabileceğini de belirtelim. İşte taraftarlık böyle olur.

Koca maçta, koca İnter''in “Ah, vah” edeceği tek pozisyonu yok. Buna karşılık F.Bahçe''nin attığının yanında atamadığı en az 3-4 net fırsat varsa, fazla söze gerek yok, tebrikler F.Bahçe...