İslamcılık artık yeni bir aşamaya geçmek zorunda. Bu kadar tartışma da bunun için çıkıyor. Yüzyılı geçen İslamlaşma cereyanının tarihsel akışı bir noktaya geldi. Bu yüzyılın başında önce İstanbul'da doğdu. Bir İstanbul fikriyat ve siyasetiydi. Hilafeti ve İslam topraklarını korumayı amaçlıyordu. Bunun için de cihat etmeyi farz görüyordu. Trablusgarp'ta Mustafa Kemal'in katıldığı milis mücadelesi, Kafkaslarda Enver Paşa'nın verdiği cihat, Ebul Hüda'nın Şam vilayetinde sürdürdüğü faaliyetler, Zafir Efendi'nin Kuzey Afrika'daki tarikat menşeli cihat hareketi ve Milli Mücadele'de Sivas'ta toplanan kongre hep bu ruhu taşıyordu.

İstanbul İslamcılığı Namık Kemal gibi çağdaş İslam düşünürleri ve Nakşi Müceddidiye gibi tasavvuf akımıyla sentezleniyordu. Akifler, Said Halim Paşa'lar, Elmalılar ve Filibeliler meşrutiyet düşüncesi, çağdaş düşünce ve İslam'ı sentezleme çabalarıyla siyasetten fikriyata kanatlandılar. İstanbul İslamcılığı Osmanlıydı, çağdaştı, tasavvufi özellikler taşıyordu ve ihyacıydı. Cumhuriyet bu İslamcılığı tasfiye etti. Halifeliğin lağvı ve Osmanlı'nın parçalanması, İstanbul'un düşüşüyle (manevi ve kültürel düşüş bu) İslamcılık kovuldu Anadolu'dan. Soğuk savaşla beraber Kahire ekseni devreye girdi, Riyad geldi arkasından ve en son Tahran ile tamamlandı. Bu İslamcılıklar sert, devrimci ve ihtilalciydiler. Siyasal rejimleri ihtilal ile değiştirmeyi düşünüyorlardı. Cihat, bir ihtilal yöntemiydi. Seyyid Kutup bunun teorisyeniydi. Riyad ise Vehhabiliğin gelenek karşıtı tarafını temsil ediyordu. Babalarıyla kavgaya tutuşan İslamcılağa yol verdi Vehhabilik. Kutup, İslam'ı devrimci konsepte taşıdı. Tahran ile devrim gerçekleşti! Şia'nın isyan siyasal kültürünün devrimle sonuçlanması büyük bir coşkuyla selamlandı. İslam'ı dışlayan ve zulüm yapan askeri ideolojilerin egemenliği bu şekilde son bulacaktı!

Türkiye alttan alta İstanbul İslamcılık damarını sürdürdü. Erbakan Halidi-Nakşi Müceddidiye kolundan gelen Mehmet Zahit Kotku'dan ilham almıştı. Etrafındaki seçkinler Kotku'nun halesinden geçmişlerdi. Nursi, İstanbul İslamcılığını daha rafine bir meseleye taşıdı. Nakşiler ve Kadiriler İslamcılıkla ilişkilerini daha alt düzeyde sürdürdüler. Ancak 1990'larda yükselen entelektüel İslamcılar Riyad, Tahran ve Kahire ekseninden ilham alıyordu. Bundan dolayı çatışmacı, devrimci ve gelenek karşıtı bir tutum içindeydiler. 2000'li yıllarda bu tutumları köklü değişimlere uğradı. Türkiye yeniden Ak Parti dönemi ve küreselleşme ile beraber İstanbul İslamcılığına yöneldi. Riyad ve Kahire El-Kaide ve IŞİD tarzlarına büründü. Riyad ve Tahran mezhepçi siyasetler haline geldi. İslamcılık bu merkezlerin politikalarından türeyen yaklaşım ve hareketlerle mezhepçi ve kavmiyetçi bir niteliğe büründü.

Tahran, Riyad ve Kahire İslamcılıkları bugün Ortadoğu'da isyan ve terör seçeneklerini ortaya koyuyor. Mezhepçilik ve kavmiyetçilik tarzlarına bürünüyorlar. İslamcılığın mezhepler ve kavimler üstü “İttihat-ı İslam” tezinden uzaklaşıyorlar. Modernlikle yapıcı ilişki kurma ve toplumları tecdit ile değiştirme/iyileştirme yöntemlerinden tamamıyla kopuyorlar. Radikal, sert, ihtilalci ve şiddete yönelen İslamcılıklara yol veriyorlar. İstanbul İslamcılığı, “Müslüman demokrasi” tezini Namık Kemal'den beri ortaya koyuyor. Batı'yla reddiyeci değil, çoğul ilişki kuruyor: Reddiye, telif ve tenkit. İstanbul İslamcılığı yenilikçidir. Müceddiye Nakşiliği'nden beslenerek gelişir. İslamcılar, bu akımın içinde yetişen babaların oğullarıdır. Gelenekleriyle hesaplaşırlar, ancak onu tamamıyla atmazlar. Geleneğe de mahkûm olmazlar, modernliğe de hayran kalmazlar.

İstanbul İslamcılığı, Anadolu'ya ve Türklere bigane değildir. Bu unsurların farkındadır. Bu nedenle kendi vatanlarını sonuna kadar cihat şevkiyle savunurlar. Bugün yeniden bu hissiyat ile vatanlarına sahip çıkıyorlar. Anadolu'yu bölmeye yönelen güçlere karşı en büyük mücadeleyi onlar verir. Anadolu'dan İslam dünyasına ışıyan bir entelektüel fethin öncülüğü için bütün cehdlerini ortaya koyarlar. Bölgenin barış ve adaletini mezhepler üstü bir İslam kimliğiyle savunurlar.

İstanbul İslamcılığı hem yerli hem de cihanşümuldür. Yerlidir, çünkü Anadolu'yu bütün varlıklarıyla cihat ederek savundular. Yerliler, çünkü Brüksel'den, Londra'dan ve Paris'ten ilham almazlar. Tahran, Kahire ve Riyad'dan da… Cihanşümuldür, çünkü “bütün Müslümanlar kardeştir” düsturunu benimserler; Batı'da da, Doğu'da da yaşayan müminler kardeş bilinir. İslam dünyası ufkuna sahiptirler. Kahire'yi de Tahran'ı da Riyad'ı da sıratülmüstakim üzerinde savunmak isterler. Bütün islam beldelerini kendi beldesi olarak görürler. Bu nedenle Efgani de, Musa Carullah da, Nursi de, Numan Şibli de, İbrahim Reşit de İstanbul'a koştu. İstanbul'dan ilham alarak beldelerini aydınlattılar. İstanbul İslamcılığı yeniden diriliyor, Türkiye ve İslam dünyası bu dirilişle dirilecek!



+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.