YazarlarMuhafazakar vicdan

Muhafazakâr vicdan

Erol Göka
ErolGöka Gazete Yazarı
Türkiye, çok önemli bir halkoylaması yaptı. Toplumumuz, demokrasinin, hür iradesiyle kullandığı oyun kıymetini bildiğini, vakarla sandığa koşarak bir kez daha gösterdi. “Evet” diyerek büyük değişimi onayladı ve altına imzasını attı.

Her seçimi, esasen kendi içinde değerlendirmek gerekiyor. Seçim tarihimiz bunu bize defalarca gösterdi. Ama böyle yapmak yerine, önceki seçim sonuçlarından yola çıkarak değerlendirmeler yapıyoruz. Bu yaptığımızın doğru olmadığının en açık göstergesi, demokrasi tarihimizde muhafazakâr oyların serencamı… Muhafazakâr seçmenin en karakteristik özelliği, değişken siyasi tercihidir. Meraklısı bakabilir: (http://docplayer.biz.tr/14145513-Bir-hayat-insani-olarak-turk-muhafazakari-ve-kaygan-siyasal-tercihi.html). Bizde tercihleri neredeyse hiç değişmeyen kesim, sanılanın aksine, her zaman muhafazakâr ana gövdenin dışında kalanlar… Onların her seçimde oylarının gideceği yer, neredeyse belli. Muhafazakâr seçmen ise milletin vicdanı; neyin toplumun hayrına olacağına bakarak tercihini yapmak, onun varlık nedeni, vazgeçemeyeceği mükellefiyeti…

Yaşadığımız bir genel seçim değil halkoylamasıydı. Muhafazakâr seçmenin tercihinin beğendiği partiden farklılaşma ihtimali daha yüksekti. Kaldı ki, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşadığı travmayı ve kazandığı zaferi henüz tam manasıyla sindirip değerlendiremeden karşısına büyük bir sistem değişikliği içeren 18 madde konması, onu hayli sıkıntıya sokmuştu. Böylesine büyük bir sistem değişikliğinin lüzumuna inansa da zamanlamasına ikna olmakta müşkül çekti. Siyasi şartlar ile toplumun hazırlığı arasında bir boşluk ortaya çıktı. Kalan kısa zamanda bu boşluğu aşabilmek, değişikliğin gereğini anlatabilmek için, Cumhurbaşkanlığı ve Ak Parti, çok çaba gösterdi. Meydanlarda ve medyada “Evet”in bariz bir propaganda üstünlüğü görünüyordu.

“Hayır” cephesi, bu durumda gayet akıllıca bir planlama yaparak düşük bir profilli bir propagandaya girişti. CHP, Anayasa Mahkemesi'ne gitmek, laiklik ve cumhuriyetin geleceği, Ak Parti ve Erdoğan karşıtlığı üzerine bina olan alışıldık propaganda yöntemlerinden vazgeçti. Başarılı olmak için, mutlaka muhafazakâr seçmenden oy almaları gerekiyordu. Muhafazakârların akıllarına seslenseler başarılı olmazlardı; duyarlı vicdanlarına yöneldiler. Ak Parti ve MHP'nin aralarındaki ve içlerindeki gerilimleri canlandırmaya yoğunlaştılar.

“Hayır” cephesinin bileşenleri, ortak bir dil oluşturamayacak kadar birbiriyle ilgisiz ve zıttı. Üstelik terör örgütlerinin desteği de kendileriyle birlikteydi, bunu kimselere göstermemeleri lazımdı. “Hayır” cephesi, birlikte bir meydanda toplanmaya kalkmış olsaydı, bırakın toplantı yapmayı kavga, kargaşa ve kaos kaçınılmaz olurdu. Onlar da bu yıkıcı zaaflarını bildikleri için birbirlerinden olabildiğince uzak durdular; insicamsızlıklarını dikkatleri “bakın üzerimize ne kadar çok geliyorlar” noktasına çevirerek örttüler. Kendi ölümcül çelişkilerini ve dağınıklıklarını güç yoğunlaşmasını vurgulayarak gözlerden ırak tuttular. Mağduriyet psikolojisinin avantajlarından sonuna kadar yararlanma yolunu seçtiler. MHP yönetiminin ülkenin ve devletin her şeyden daha önemli ve “vazgeçilmez” olduğundan yola çıkan “Evet” kararı, çok saygıdeğerdi lakin muhaliflerin acımasız eleştirileriyle gölgelendi. Üstelik MHP muhalifleri de kendilerini mağdur gibi göstermeyi başarabildiler. Bu işlerin piri olan FETÖ de mağduriyet psikolojisine kendisini kolayca eklemledi ve fitne ateşini harlandırdı.

Tüm bunların neticesinde özellikle batıda büyük şehirlerde yaşayan bir kısım muhafazakâr seçmende, “Sistem değişikliği için şimdi uygun zaman değil, beklese kıyamet kopmaz” düşüncesi ve tavrı ortaya çıktı. Doğrusu, o bir kısım muhafazakâr seçmen, zaten istim üzerindeydi. Birikmiş kırgınlıklar, gücenmişlikler, süreçleri usturuplu biçimde götüremeyen, iç kavgalara ve kişisel hesaplara dalanlara, FETÖ ile mücadelede yalpalamış olanlara duyulan bir öfke, ders çıkarsınlar gayesiyle, mührü “Hayır”a basmaya kadar vardırdı işi.

“Evet” diyenlerin en sahici güçleri, hala değişimin dinamosu olarak gördükleri Erdoğan etrafında şekilleniyordu. Onun azim ve gayretiyle Türkiye'nin daha yukarılara taşınacağına güveniyor; Batılı muktedirlerin ona ve Türkiye'ye saldırıları karşısında Erdoğan'ın yanında durmak istiyorlardı. Bahçeli ve MHP yönetiminin desteğinden fazlasıyla memnun ve bu ittifakın geleceğinden umutluydular. Anayasa değişikliğini, ülkenin geleceği ekseninde değerlendiriyorlardı. Ve hala kazanacak kadar güçlüydüler. Kazandılar da.

Halkoylaması bitti. “Hayır” diyen muhafazakârların vicdanları, tıpkı 7 Haziran 2015 seçiminden sonra olduğu gibi şimdi de harıl harıl çalışıyor. Tüm olanları, tavırlarını birleştirdikleri “Hayır” cephesinin yaptıklarını, sokak ve nümayiş çağrılarını kaydediyor, kendilerini gözden geçiriyorlar. Pişmanlık hissinin sıcaklığını yavaşça içlerinde hissediyorlar.