YazarlarCanını canana kurban eyleyen

Cânını cânâna kurban eyleyen…

Hayrettin Karaman
HayrettinKaramanGazete Yazarı

Allah Teâlâ ezelî sevgisinin bir tecellisini, bir yansımasını toprağa yönlendirdi, topraktan “insan” denilen, ruhundan ona üflediği ve “Rahman’ın sıfatlarının tecellîgâhı olan” bir varlık yarattı, o varlığın özünde “o kutsal sevgi” vardır.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
: Cânını cânâna kurban eyleyen…
Haber Merkezi28 Ağustos 2017, PazartesiYeni Şafak
Cânını cânâna kurban eyleyen… yazısının sesli anlatımı ve tüm yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

O insanın da baki kalacak özü genellikle ruh dediğimiz nefsidir.

Şems suresinde o nefse Allah yemin ederek kullarının dikkatini çekiyor, ezelî ahdi unutmamalarını, onu unutturan mâsivâ alakasını aşarak asl’a rücû yolculuğuna devam etmelerini tenbih ediyor:

   “(Yemin olsun) nefse ve onu (insanın özü olarak) şekillendirip düzenleyene; /Ona kötü ve iyi olma kabiliyetlerini verene! /Nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. /Onu arzularıyla baş başa bırakan da ziyan etmiştir” (7-10).

Bir sûfî de:

“Kebş-i ruhum Hakk’a kurban eyledim”; yani “Ruh koçumu Allah’a kurban ettim” diyor.

REKLAM

Bu bayramda kestiğimiz kurbanlar işte bu asl’a teslimiyetin ve ona olan aşk sebebiyle nefsi kurban etmenin, nefsin arzularını ve masiva alakasını aşarak O’na rücu etme yolunda çabanın bir sembolüdür.

Toprağımızda ve özümüzde mevcut olan ilâhî sevgi, sevgiliye kavuşmak istiyor, ama önüne imtihan tuzakları konmuş, Mevlânâ’nın teşbihi ile “çölde ilerleyerek deryaya kavuşmak isteyen bir damla suyun macerası” bu hayat. Allah o bir damla suya (insana, ruha, nefse) çölü aşma kabiliyeti de vermiş, çölde buharlaşıp aslını ve özünü zayi etme kabiliyeti de vermiş. Kurban dahil bütün ibadetlerin asıl amacı nefsin ilâhî tarafını güçlendirmek, dünya hayatını sevginin kaynağına doğru bir yolculuk haline getirmektir.

REKLAM

Şimdi (belki geçmişte de) insanlara bakıyoruz; sevgiler sahte ve/veya fani güzellere yönelmiş, bu sebeple nefrete dönüşmüş, asıl ve öz unutulmuş, ilâhi sevgi atmosferi içinde nefes alıp vererek mutlu aşk yolculuğu yerine “sevgiden arındırılmış toprak” için kavga devreye girmiş,

“haset, kin, kibir ve cehalet” insanlığı kasıp kavuruyor.

İşte bunun için yol gösterenler, yazının başına koyduğum beyitlerde ve benzerlerinde insanlığa sesleniyorlar, hâlâ kendilerini işitebilen kulaklar arayarak oralardan gönüllere girmeye ve tamir etmeye çalışıyorlar:

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hak

Padişah konmaz saraya hâne mamur olmadan…

Mest olup meydana geldim tâ ezelden tâ ebed

İçmişim aşkın şarabın âb-u engûr olmadan.

REKLAM

“Daha ortada su ve üzüm yok iken ben aşkın şarabını içtim” diyerek Elest Bezmi’ne, ezelde vaki mülâkat ve ahdimize işaret ediyor.

Gelin bu Kurban Bayramı'nı işte bu mânâlarda idrak etmeye ve yaşamaya çalışalım.