Batı ile olan kavgamız burada bitmeyecek. Sorun sadece Türkiye değil ayrıca. Batıda yükselen ırkçılık, nefret ve şiddet söylemi, tüm İslam dünyasını ve yabancıları da kapsayacak. Buna artık eminiz. Dün, Avrupa Adalet Divanı'nın aldığı başörtüsü yasağı buna en iyi delil.

Bunun detaylarını, yani Batının neler yaptığını tartışıyoruz sürekli. Lakin ben bunun biraz daha ötesindeki bir durumu tartışmaktan yanayım.

İSLAM DÜNYASI BATIYA ÖRNEK OLABİLİR Mİ?

Geçen hafta, TVNET'te, Merve Şebnem Oruç'un sunduğu programda ortaya çıktı bu soru. Yanımda oturan değerli bilim adamı Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, Batı medeniyetinin inişe geçtiği tezime destek verirken, İslam dünyasının buna alternatif olabileceğini ifade etmişti. Ben de itiraz ettim. Merve Şebnem de, cevher bulmuş moderatör gibi, gözleri parladı ve tartışmayı oraya yönlendirdi.

Sorumuz ve sorunumuz net.

Batı medeniyeti içinde düştüğü ırkçılık, nefret, şiddet ve ulusalcılık sarmalından kurtulamayacağı için inişe geçti. Yeni değerler üretemiyor ve eski fabrika ayarlarına dönüyor. Yani 2. Dünya Savaşı öncesi, ulusalcı, ırkçı, totaliter rejimlere dönme eğiliminde. Çok kültürlü, çok dinli, çok dilli ve global ilişki içinde bir Batı yakın zamanda olmayacak. İki yıl içindeki seçimlerde, en büyük iktidar adayı olan, faşizan eğilimli partilerin iktidara gelmesi halinde bu süreç hızlanacak.

Bu durumda inişe geçen Batı medeniyetinin yerine neyi koyacak insanlık? Öyle ya da böyle, bugün medeniyeti temsil ettiğini söyleyen Batı, insanlık için bir rol model oluşturdu. Şimdi modernizm kendi ürettiği sistemler tarafından yıkılıyor. Sömürgecilik, emperyalizm, kapitalizm, globalizm… tüm bu kavramlar sonunda sömürecek ülke bırakmadığı için, şimdi kendi halkını sömürüyor. İşte bu yüzden de Batı toplumundan köklü bir tepki yükseliyor. Radikal sağı büyüten de bu dipten gelen dalga.

BATI MEDENİYETİNİN YERİNİ NE ALACAK?

Peki bu durumda inişe geçen Batı medeniyetinin yerine, yükselişe geçen hangi medeniyet var? Sanırım korkmamız gereken soru bu. Zira yıkılma eğilimine giren bu medeniyetin yerine, yükselen başka bir medeniyet yok şu anda. Osmanlının temsil ettiği İslam medeniyeti 17. Yüzyıl'da inişe geçtiğinde, Batıda modernizm alternatif olarak yükseliyordu.

Ancak şimdi durum böyle değil. Batıya alternatif olarak yükselen bir değer yok. İhtiyacımız olan şey, teknik ya da maddi değer üretimi değil. Yeni insani değerlere ihtiyacımız var.

Çin sadece taklit ürünler yaparak insanlığa bir şey katabilir mi? Rusya, kaba kuvvet ve sertlikle dünyanın içinde bulunduğu krizlere çözüm üretebilir mi? Hindistan, bilişim sektöründe başarı göstererek, sosyal bunalımlara çare olur mu? Peki İslam ülkeleri, insanlığın yaşadığı bunalıma alternatif bir sistem önerebilir mi?

Ben hiçbirine evet diyemiyorum.

Prof. Hacısalihoğlu ile tartıştığımız konuya dönüyorum. Sanayi tüpünden bozma füze yapıp, birbirini öldüren, terörün ve kaosun felç ettiği Müslümanların yaşadığı İslam ülkelerinin hali ortada. Diyelim ki bu geçici bir durum. Peki İslam ülkeleri iç savaş ve krizlerden önce ne durumdaydı? Üniversiteleri bilgi üretiyor muydu? Aydınları yeni düşünceler, kavramlar buluyor muydu?

Mekanikle, köprü, yol, araba yaparak alternatif bir medeniyet kurulmuyor malumunuz. Kapitalizmin yerine, yeni bir ekonomik sistem önerisinde bulununca, demokrasinin yerine daha güçlü bir yönetim modeli önerince, daha kuvvetli insani değerler üretince, alternatif bir medeniyet olabiliyorsunuz ancak.

İSLAM ÜLKELERİ DEĞİL AMA İSLAM ALTERNATİF OLABİLİR

Bu durumda Türkiye de dahil, Batıya alternatif oluşum içinde olmadığımızı söyleyebilir miyiz? Bence evet. Öyle duygusallık yapmamıza, gerçekleri görmezden gelmeye gerek yok. Acı gerçeği görelim, İslam ülkeleri, Batının içine düştüğü bunalıma bir alternatif olamaz şu anda.

Adında İslam olan ülkelere bakın: İran İslam Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Afganistan İslam Cumhuriyeti. Bunları alternatif yönetim sistemi olarak önerebilir misiniz başkalarına?

Ancak Yaşar Hoca'yla programın sonunda mutabık kaldığımız konu şudur: İslam ülkeleri Batıya alternatif olamaz ama İslam bir alternatif olarak hala gücünü koruyor. O cevheri ortaya çıkarmak gerekiyor.

Bugün gelir paylaşımı, adalet, insani değerler, ortak sosyal hayat gibi Batının derinleşen krizlerine, İslam güçlü önermelerde bulunuyor aslında. Geçmiş yüz yıllarda Endülüs, Emevi, Abbasi ve Osmanlı dönemlerinde ideal devletler kurarak bunu gösterdik.

Sorunumuz bugünde. İslam'ın insanlığın huzuru ve mutluluğu için önerdiği ilkeleri özümseyip, anlayıp bunu uygulayacak güçlü modellemelerimiz yok maalesef.

İSLAM'I YENİDEN YORUMLAMAK

Bu durumda bize düşen başka bir şey var demektir: İslam'ı yeniden, çağın sorunlarını göz önüne alarak yorumlamak, hayata geçirilecek şekilde yeniden sistem önerisine dönüştürmek gerek.

Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Görmez, “dinde reform” meselesine kavramsal olarak karşı çıkıyor ama güçlü bir değişimin gerekliliğini de kabul ediyor sanırım. İlahiyatçılarımızın, akademisyenlerimizin, aydınlarımızın, ekonomistlerimizin, siyasilerimizin buna kafa yorması şart artık.

İnsanlığın içinde bulunduğu krizleri çözecek, herkesi kuşatacak büyük bir fikir akımından bahsediyorum. Tabi ki, bugünden yarına, hemen olacak bir şey değil bu. Lakin zamanın hızına bakarsak, öyle uzun vadeye yayacak halimiz de yok.

İşin daha dikkat çekici yanı şudur:

İslam ülkeleri arasında, Batının krizine alternatif bir model üretmeyi başaracak en güçlü aday ülke Türkiye'dir. Bizim de durumumuz ortada.

İşimiz çok, yolumuz uzun yani. Toparlanalım.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.