YazarlarBasit konular

Basit konular

Mehmet Şeker
MehmetŞekerGazete Yazarı

Metro ve tramvay istasyonlarında, bekleyen yolcuları uyarmak için yazılan bir cümle göze çarpar.

“Sarı çizgiyi geçmek tehlikeli ve yasaktır.”

O önemli uyarıyı dikkate almazsak, hızla gelen metro veya tramvay bize çarpar.

Birkaç durak ileri gitmek isterken, çok uzaklara gideriz.

Hayati tehlike.

Bu derece önemli bir tehlike söz konusuyken, bir de ‘yasaktır’ yazılması, bize has bir şey.

Sadece tehlikeli olduğunu belirtmek, insanımıza yetmiyor.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mehmet Şeker : Basit konular
Haber Merkezi30 Eylül 2017, CumartesiYeni Şafak
Basit konular yazısının sesli anlatımı ve tüm Mehmet Şeker yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Aklı olana, “Çizgiyi geçmeyin” ibaresi bile kâfi gelir esasen.

Gelmediği için tehlikeli olduğu yazılıyor.

O da yetmediği için yasak olduğu belirtiliyor.

Yine de riske girenlere rastlıyoruz.

*

Ayakları sarı çizginin gerisinde dururken, başını ileri doğru uzatanlar, uzaktan ne kadar karikatüre benzediklerinin farkında değil.

Oraya uzun uzun herşey yazılamaz elbette.

“Ayaklarınız geride dururken, başınızı sarı çizgiden ileri uzatmanız da aynı şekilde tehlikeli ve yasaktır” yazmak epeyce kafa karıştırıcı olur.

Yalnız, şunu da bilmek gerekir ki sarı çizgiyi geçmeden metroya/tramvaya binmek imkânsız.

Çizgiyi ne zaman geçeceğimizi bilmek zorundayız.

*

Bir de inenlere öncelik tanıdığımız için teşekkür ediyorlar ya…

İşte o teşekkürü pek azımız hak ediyor.

İleride onu da öğreneceğiz inşallah.

*

Işıklı kavşaklara gelelim.

Kırmızı ışıkta beklemekten sıkılanların halinden ne kısa filmler çıkar.

Direkte bir yazı oluyor bazı kavşaklarda.

“Karşıya geçmek için butona basınız.”

Kimi sanıyor ki o düğmeye basar basmaz araçlara kırmızı ışık yanacak, zınk diye duracak hepsi.

Aynı anda yayalar için yeşil ışık yanıverecek.

Öyle değil muhterem.

Herşeyin bir sırası var, bir düzeni var.

Düğmeye bastığın anda akan trafiği keyfine veya ihtiyacına göre düzenleyemezsin.

Eğer o şekilde işlese, bütün kavşaklarda bulunan araçlar, gün boyu çakılı bekler.

*

Butona bastığı halde araçlar akmaya devam ettiği için, “bu düğme bozuk” fikrine kapılıyor kimileri.

Bir daha basıyor, bir daha basıyor.

Onun basışını beğenmeyen bir başkası, sekiz on defa da o şansını deniyor.

Nafile… Hiç basılmamış gibi.

*

Derken, üçüncü şahıs (ki malûm, onun şiiri de vardır) gelip parmağıyla hafifçe dokunuyor, bir anda ışıklar değişiveriyor; hayret.

Biz o kadar basmıştık bir işe yaramadı.

Düğme bozuk sandık.

Fakat şu herif geldi bir dokundu, hemen bize yeşil yandı.

Adamın parmağı sanki sihirli değnek.

Yoksa parmak izini mi tanıyor bu alet?

Belli ki bunun bir torpili var.

Önemli biri herhalde.

Trafik komisyonundaki bir üyenin kayınçosunun komşusu olabilir.

Belediye başkanının kuzeni falan…

Yahut gizli görevde.

*

Bütün ihtimaller mümkün olsa da, işin gerçeği şu ki, ışığın yanma vakti gelmiştir.

Ve o butonlar, elektrik düğmesinden farklı çalışır.

Bazıları da ışığın yeşile dönmesini bekleyemediği için araçlar arasından koşa koşa geçiyor ya…

“Efendim, bizde şoförler çok saygısız. Avrupa’da öyle mi? Ayağını uzatıyorsun, hemen duruyorlar…”

Hakikaten öyle.

Bizde direksiyon başındakiler saygısız. Ancak yayalar da farklı sayılmaz.

Ve bu işler, beklemekle düzelecek cinsten değil.