YazarlarYoksullarını hatırla dünya

Yoksullarını hatırla dünya...

Ömer Çelik
ÖmerÇelikİnternet Yazarı
Roma İmparatorluğu'ndan (Pax Romana) sonra dünyanın tanıdığı en büyük 'tek kutuplu güç merkezi' (Pax Americana), 'yeni savaş'ı ilan ettiği andan beri kendini 'yeniden tanımlama' zorunluluğu ile de karşı karşıya gelmiş bulunuyor...

Herşeyden önce, elindeki muazzam gücü 'ne yönde kullanacağını' belirleyecek bir tanımlama olacak bu. Eğer tanımlama doğru yapılmazsa, ABD'nin elindeki muazzam gücün kendi çıkarlarını vurması güçlü bir ihtimal. Bundan daha da önemlisi, gücün 'etkili' kullanımı yerine 'doğru' kullanımı öncelenmezse, demokrasi ve özgürlükler gibi temel kazanımlar, pratik değerini yitirdiği gibi 'söylemsel' değerini de yitirecek.

ABD, dünyaya demokrasi ve özgürlük ihraç etmekte ve kendi rejimi için istediği standartları dünyada gerçekleştirmekte ne kadar samimi davrandı, ayrı konu. Herşeye rağmen dünyada demokrasi ve özgürlük adına, bir idealin en 'üst değer' olarak kabul gördüğü ise bir gerçek. Eğer dünya bu 'üst değer'i kaybederse, asıl o zaman terörle mücadele ederek bile korunacak birşey kalmayacak ortada. Terör silah kullanarak elde edemediğini, tam anlamıyla politik olarak elde etmiş olacak.

İşte bu noktada çok dikkatli olmak gerekiyor. Dünya üzerindeki tüm 'politik karar vericiler', ellerinin altındaki nükleer bombalardan çok daha fazla, verdikleri küçük kararlarla belirleyecekler dünyanın geleceğin. Yapılan saldırıları cezalandırmak için nasıl bir yol izleneceğine dair küçük adımlar, 'bumerang' etkisi yapabilecek dev adımlara dönüşebilir kolayca.

Terörün artık 'adres'i yok. Tek tanımlı bir 'kimliği' de yok artık teröristlerin. 'Siber-terörizm' zamanındayız ve teröre 'adres' ya da 'kimlik' biçmek, terörist faaliyetlerin politik amaçlarının gerçekleşmesine hizmet etmekten öte sonuçlar doğurmaz. Bu nedenle kimi aktörlere ya da ülkelere karşı 'etkili güç kullanımı'na girişmek tek başına olayı çözmez. 'Doğru güç kullanımı' gibi bir perspektif işletilmezse, birçok etnik grup ya da dini topluluk varlığını tehdit altında hissederek, hiç de istemediği bir savaşın tarafı gibi algılamaya başlar kendini. Bu da dünyada barışı gerçekleştirmenin imkansız olduğu bir noktaya gelinmesini sağlar. İtalya Başbakanı Berlusconi'nin 'Batı medeniyeti İslam medeniyetinden üstündür' gibisinden sorumsuz, bilgisiz ve yakışıksız beyanı gibi beyanlar sürece hakim olmaya başlarsa, teröristlerin istediği ortam tesis edilmiş olur; tarafsız kitleler kendilerini taraf olmaya mecbur sayarlar...

Bu nedenle, terörizme karşı girişilecek hareket artık sadece dünyanın güçlülerini 'tatmin' edecek bir yapıdan uzak olmalıdır. Tam tersine yeni girilen dönemin asıl 'yoksullar' ve 'dışlanmışlar' için neler getireceği üzerinde durulmalıdır. Dünyada yeni bir barış ortamı kurulmak isteniyorsa, bunun silah ve teknoloji desteğiyle kurulmasının, sadece bunların hiçbir şey ifade etmeyeceğinin anlaşılmış olması gerekir. Dünya, yoksullarını yeniden tanımak zorunda. Yoksullarıyla barışmayan bir dünyanın, terörizmle savaşması imkansız hale gelmiş durumda artık.

Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış milyonlarca insan, terörizmle mücadelenin kendileri için ne anlam ifade ettiğini anlama sorunuyla karşı karşıyalar. Ekonomik yoksulluk yüzünden şiddetin en aşırısına her gün maruz kitleler, 'meşru şiddet'le 'gayri meşru şiddet'in mücadelesinde saf belirlemek için sahici bir ölçüye sahip olmak zorundalar. Bu ölçüyü onlara 'demokrasi ve özgürlük' idealine sahip, aynı zamanda da ekonomik refah içinde olan ülkeler vermeye mecburdur.

Barış, herşeyden önce yoksullar için olmalıdır. Aksi halde, yoksulluk tamamen 'politik bir karakter' kazanarak, 'meşru şiddet' ile 'gayrimeşru şiddet' arasında tarafsız kalma politikasına dönüşür. Bu da terörün amacına ulaşması demektir...