YazarlarMasa üssünden

Masa üssünden

Ömer Lekesiz
ÖmerLekesizGazete Yazarı
Benim ihtiyacım ve ilgim nedeniyle mi masamdaki sanat kitapları artıyor yoksa sanat kitaplarındaki artış mı buna neden oluyor, emin değilim.

Fakat giderek roman, hikaye, öykü, anlatı, eleştiri vb. (bakınız şiir demiyorum çünkü hiçbir beşeri ilim, bilim, bilgi onu mevcut yerinden edemez) kitapların masamdan raflara doğru yürüdüklerini, onlardan boşalan yere ise sanat kitaplarının adeta kendiliklerinden kuruluverdiklerini fark ediyorum.

Gerçi o sanat kitaplarının hepsi de yeni yayınlanmış değiller. Zaten sanat yayıncılığında (deyim yerindeyse) yeni yoktur yenilenmiş olan vardır. Çünkü sanat kitapları hem kolay yazılmazlar hem de pratik gelişmelere paralel olarak kıymetleri artmak suretiyle belli zamanlarda tekrar güncellenirler.

Şimdi bunların ikisinden söz etmek istiyorum.

TÜRK EL SANATLARI
Birinci ve ikinci baskıları 1988 yılında yapılan Türk El Sanatları, H. Örcün Barışta'nın imzasını taşıyor.

Yeni basımı ise, prestij kitap boyutunda, genişletilmiş iki cilt olarak, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi Yayınlarınca gerçekleştirilmiş.

Şu hüküm sabittir: İyi kitapların iyi yayını, kitabın kıymetini bilenlerce yapılabilir ya da yaptırılabilir.

Demem o ki, zikredilen kurumun başında Turan Karataş gibi bir bilim, kültür ve iyi kitap sevdalsının bulunması, okurun bu kitapla yeniden buluşmasındaki en önemli faktör olsa gerektir.

H. Örcün Barışta'nın zahmet ve gayretinin değeri ise teslim edilmesi gereken bir haktır.

Yazar, maddi kültür varlıkları üzerinden gerçekleştirdiği bu çalışmada, Türk el sanatlarının tanımını, yerini ve önemini belirledikten sonra birinci ciltte Anadolu Türk El Sanatları Selçuklu Dönemi, Anadolu ve Çevresi Türk El Sanatları Beylikler ve Osmanlı Dönemi şeklindeki üç ana başlık altına, “el sanatları” tanımına dahil olan sanatları incelemiş. İkinci ciltte ise Osmanlı Dönemi el sanatlarını anlatmayı sürdürerek, yaklaşık 250 sayfa tutan “Değerlendirme ve Sonuç” bölümüyle çalışmasını tamamlamış.

“Maddi kültür varlıklarının okunması” dediğimiz yerde, görüngülere (fenomenlere) bağlı bir çalışmanın yürütülebileceği ve haliyle çalışmaya esas sanatların kurumlaştığı zihniyet ve kültüre dair bir okumanınsa ancak ima yoluyla (dolaylı olarak) yapılabileceği aşikardır.

Her iki okumayı da birleştiren çalışmalar ise zaten yeni yeni ihtiyaç haline gelmektedir ki, bunun gerçekleşebilmesi için Türk El Sanatları'nın şu yetkin içeriği ve özenli baskısıyla elimizin altında olması gerekmektedir.

Bu ihtiyacı gözeterek, Türk El Sanatları'nı ilgililerine yeniden sunan yazarına ve yayıncısına teşekkür ediyorum.

ÇİNİ - “SIR ALTINDAKİ AŞK”
Bir felsefe terimi olan anâsır-ı erbaa (Ateş, su, hava ve toprak) yani dört unsur, bütün fizikî varlıkların tînetmaddesi yani ilkesi olarak bilinir.

Felsefeciler bu dört unsurda ittifak edinceye kadar az uğraşmamış, az kavga etmemişlerdir.

Bizde el-Kindî ile başlayan ve Farabi ile süren unsurlar teorisi tartışmalarını bitiren isim ise İbn Sînâ olmuştur.

Unsurlar teorisi, felsefeciler arasında tartışa dururken de çini yapılıyor olmalı. Çünkü o insanın mekan kurma ve onu süsleme ihtiyacına bitişik bulunuyor.

İmalindeki sıralamaya göre toprak, su, ateş ve hava'nın nikahlanmasından doğan çini, her ne kadar “ateşte açan çiçekler” şeklinde nitelense de asıl anâsır-ı erbaa'nın nesebi sahih çocuğu olma tanımı hak ediyor.

Hayatını çini sanatına vakfetmiş ve bu nedenle onu “aşk” tanımının içine çekmeyi hak etmiş olan Saim Kolhan, “Çini – Sır Altındaki Aşk” adlı (Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmış) çalışmasında, çininin mimari bir ihtiyaçtan sanat katına yükselişini az ve öz bir şekilde beyan ettikten sonra, çamurdan fırçaya, renklerden fırına kadar, çinin bir sanat eseri olarak üretimine mahsus terimleri ve fiziki gereklilikleri, net ifadelerle, görsel detaylar üzerinden anlatmış.

Bir minyatür ve hilye uygulamasını da içeren yirmi yedi çini örneğiyle çalışmasını süsleyen Saim Kolhan, böylece hem çini sanatı hakkında kaydi bilgilere sahip olmak isteyenlerin hem de çini öğrencilerinin ondan gereğince nasiplenmelerine vesile olmuş.

Bu manada ben de “Çini – Sır Altındaki Aşk” adlı çalışmasını duymayanlara duyurmakla, Kolhan Usta'nın zahmet ve gayretine dolaylı da olsa bir katılma sevinci yaşadığımı belirtmek istiyorum.