Kim olduğunu net bir şekilde ortaya koyup neye karşı olduğunu dürüstçe ifade edenden düşmanın bile olsa çekinme! Çünkü mert düşmana karşı kendini savunmak kolaydır. Dışarıda durup sana ve mukaddeslerine alenen düşmanlık edenden de korkma! 

AK Parti’de AKP’li birileri mi var?

Yeni Şafak

Çünkü biraz basiret ve ferasetle hareket edebilirsen ne yaparsa yapsın içeri girip sana zarar veremez. Ama içeride durup sendenmiş gibi gözüken fakat dışarıyla iş tutmak için fırsat kollayan sinsi tiplerden tedirgin ol! Çünkü bunlar elindeki oltayı, ağzındaki salyayı senden saklayarak avlayacağı balıkların ihtirasıyla, senin temizlemeye çalıştığın suyun bulanmasını bekler, dahası bunun için uğraşırlar, tehlikelidirler.

15 Temmuz buradan bakınca gölü kurtardığımız fakat suyun bulanmasına maalesef mani olamadığımız gündür. Bulanık suda balık avlamak için tetikte bekleyen bütün namussuzlar artık ellerinde olta, ağızlarında salya ile meydan yerine çıkmışlardır. Yemin şekli, balığın adı, oltanın tipi, avcının rengi değişse de bu güruhun derdi birdir ve bunlar yeri geldiğinde bu dert etrafında bir ve beraber olmayı çok iyi becerebilmektedir.

Kripto FETÖ’cü, radikal laik, küskün milliyetçi, azılı PKK’lı, vatansever ulusalcı, mezhepsiz İslamcı, işsiz liberal, arpasız sermaye ve bunların benzeri bilumum zevatı aynı davulun ritmiyle ahenk içinde halay çekerken görmek şaşırtmıyor artık bizi. Fakat bu halayı seyrederken aklımıza ister istemez bir şüphe düşüveriyor: Bilmediğimiz, aramıza saklanmış, bizdenmiş gibi gözüken birilerinin desteği olmadan bu halay bu kadar rahat çekilebilir mi?

Bu soruya “hayır” cevabı verdiğimiz anda ise çok daha mühim bir başka soru çıkıyor karşımıza:

 Kim bunlar?

Bu sorunun cevabına geleceğim ama öncelikle 15 Temmuz’dan bu yana hedef tahtasında en çok kimin durduğuna bakmakta fayda var: Tarikat ve cemaatler. O tarikat şöyle, bu tarikat böyle, filan cemaat şunu yapıyor, falan cemaat şöyle yapacak...  Yahu ne oluyoruz beyler? Sanırsın ki devlette bir FETÖ kontenjanı var ve şimdi orası boşaldığı için yerine kim geçecek totosu oynanıyor.

Buldukları her bahaneyle tarikat ve cemaatlere vurmayı vazife edindi birileri. Herhangi bir tekkenin sokağından hasbelkader geçen birini bile devletten tasfiye edelim diyecekler ellerinden gelse. Bana sorarsanız sadece bu bile tarikat ve cemaatlerin bu devlet ve millet için ne kadar kıymetli olduğunu ispat için kâfidir. Öyle ya, bir bina için temelin ne manaya geldiğini bilemeyecek kadar cahil olabilirsin. Ama hiç olmazsa evi yıkmaya gelenin ilk vurduğu yere bakıp temelin vazifesini anlayacak kadar aklın olsun!

Bu tezvirata en son kurban edilmek istenen Menzil oldu. Güya şeyhin torunu altın kaplama, zebercet taşlı, pırlanta döşeli, zümrütlerle bezeli milyon dolarlık bir tahta oturmuş dervişâna sohbet ediyor. Takdim bu! Fotoğrafı ilk servis edenler ulusalcılar, abartarak yayanlar kripto FETÖ’cüler, meseleye iştahla abananlar tasavvuf münkirleri. Bir de baktık ki PKK’lılar tevazudan dem vuruyor, radikal Atatürkçüler laiklik güzellemesi döşeniyor, ateistler zühd ve takva tarifi yapıyor, ortalık şenlik yerine dönmüş. Ne ararsan bulunur gerçekten gayrı!

Hayır, kime ne anlatacaksın? Orası bir sohbet meclisi değil, o koltuk bin lira bile etmez, o kişi şeyhin torunu değil... Ben bunun neresini düzelteyim demiş ya, işte o hesap!

İncik boncuğu bir kenara bırakıp, koltuğun arkasına saklanarak bulanık suya olta atanlara gelelim mi?

1) Ulusalcı radikal laikler: Adamların bu ülkede dindarlığa ve dindara hiçbir yerde ve hiçbir şekilde tahammüllerinin olmadığı aklı başında herkesin zaten malumu. FETÖ’nün yediği haltı bahane edip cümle Müslümanları zan altında bırakarak kendilerine yeni mevziler devşirmeye çalışıyorlar. FETÖ’cü oldukları ihbarıyla ordu başta olmak üzere devlet kademelerinden nice pırıl pırıl ehliyet ve liyakat sahibi Müslümanı uzaklaştırmayı başardılar.

2) FETÖ’cüler: Postu deldireceklerini anlayınca diğer tarikat ve cemaatlere dönüp nasihat edercesine bir tehditle demişlerdi ki: Sıra size de gelecek! Şimdi hem haklılıklarının emareleri gözüküyormuşçasına avuçlarını pis bir iştahla ovuşturuyorlar hem de güya mazlumluklarına yancı bulacakları umuduyla nevbahar yolu gözlüyorlar.

3) Halk Partililer: Tarikat ehline dönüp; “Bu ülkede laikliğin teminatı biziz, bizim laikliğimizde size kimse karışmayacak” diye riyakârca rüşvet uzatıyorlar; iktidara dönüp; “Ya yine yanılıyorsan?” tehdidiyle baskı oluşturmaya ve bu baskıdan 2019’a sermaye biriktirmeye çalışıyorlar.

4) Tasavvuf münkirleri: Yıllardır arayıp bulamadıkları fırsata mal bulmuş mağribî gibi yapışarak ‘müşrik’ kardeşlerini dinsiz imansızların kurtlar sofrasına peşkeş çekmekten utanmıyorlar.

5) Yeni Particiler: “2019’da AK Parti kazanırsa size de FETÖ muamelesi yapılacak” diye alttan alta bir fısıltıyı kriptolar eliyle dolaştırarak kendilerine kitle bulmaya çalışıyorlar.

Bu liste altı, yedi, sekiz filan diye uzar gider ama gerek yok. Sözün tamamı ahmağa söylenirmiş zira. Tek bir cümlede özetleyip geçelim. Dert, devlet eliyle tarikatları tasfiye etmek değil; tarikat ve cemaat ehli kimseleri endişeye sevk ederek  2019’da AK Parti’nin devletten tasfiyesini sağlamaktır.

Şimdi baştaki soruya dönelim mi? Yani bütün farklılıklarına rağmen aynı halayı çekebilenlerin nasıl bu kadar rahat hareket edebildiklerine ve hangi dert uğruna birbirlerine tahammül edip bir arada olabildiklerine? Dahası kendilerine gizliden gizliye başkaca bir destek ve cesaret verenin olup olmadığı meselesine ve en önemlisi de şayet böyle birileri varsa onların kim olduğuna?

Bu sorunun cevabına dair içime düşen şüpheyi bir soru ile ifade etmeden önce hatırlatmam gereken bir şey var: AK Parti’nin kurulduğu günden bu yana Sayın Erdoğan’ın zaman zaman tartışmalara da sebep olan bir talebi vardı hani: “Bizim partimize AKP demeyin, biz AKP değil AK Parti’yiz.” Bu ifade farklılığının zamanla herkes için bir tavra dönüştüğünü hatırlayınız. İktidarı ve Erdoğan’ı sevenler ısrarla AK Parti dediler, muhalif ve kavgalı olanlar üstüne basa basa  A-ke-pe.

Tarikat ve cemaatlerin üstüne ince bir strateji ve sinsi bir hesapla gidilmeye çalışıldığını gördükçe, bu uğurda birlikte yol alanların rahatlık ve pervasızlığının her gün biraz daha arttığını fark ettikçe, bu işin devlet, millet ve AK Parti için nasıl bir netice doğuracağını da tahmin ettikçe ister istemez insanın aklına bir soru düşüyor:

Yoksa Ak Parti içinde A-ke-pe’li birileri mi var?

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.