YazarlarBir kadın bir kadın için bunu nasıl isteyebilir

Bir kadın bir kadın için bunu nasıl isteyebilir!

Sevda Türküsev
SevdaTürküsevİnternet Yazarı

Şu son dört günde yaşadıklarımı belki de ömrümde yaşamadım. Bir televizyon kanalında canlı yayınında inançlara ve insanlara aleni hakaret edenlere, “hakaret etmeyin…” dedim diye adeta linç etmeye kalktılar… Dinlemeyi bilmeyenler ya da işlerine gelen yeri dinleyip küfür etmeye başlayanlar için özgürlükler o ettikleri küfürler kadardır.

Dinime “hurafe” diyecek…

Kendi sevmediği partiye oy vereni küçümseyecek…

Topyekûn her şeyi “yok” sayacaklar…

Ve sonra da buna karşı çıktığınızda küfür ve hakaret edecekler. Ve tabi bunlar bir de özgürlükçü, aydın, demokrat olduklarını iddia edip başkalarını beğenmeyecekler…

Evet, özgürsünüz ama ne kadar edepli ve saygılısınız orası tartışılır…

Bu ne yahu!

Küfür ve hakarete “özgürlük” diyecek kadar toplumsal norm ve değerlerden uzaklar… Ne yazık ki, özgürlük anlayışı bu kadar. Bizim sürekli savaştığımız, savaşmak zorunda olduğumuz gerçek cehalet, gerçek karanlık da bu işte. Söyleyecek sözü olmayanların, söz söylemeye kalkması…

REKLAM

Ve ardından hunharca katledilen Özgecan kızımıza yaşatılanlar gündeme geldi. Yıllardır yazıyorum, söylüyorum. Hatta daha 3 ay önce bile ekranlardan, "bu tip korkunç cinayetleri işleyenler için; katiller, tecavüzcüler, çocuk istismarcıları için cezaevi şartları lüks" dedim. Sen misin diyen? Aman Allah’ım, demediklerini bırakmadılar. Bunları ilk kez de söylemiyorum. Yazarlık yapmaya başladığımdan beri bu canavarlar için “İdam cezası olmalı” diye sözünü ortaya koyan biriyim.

“NÇ” davasını unutmadık; o davada sergilenen hukuksuzluklar adına büyük mücadele ettim; vicdanı olan bilir, hatırlar. Tecavüzlerde ve özellikle de çocuk tecavüzlerinde  “rızası var…” kararlarını şiddetle kınadım ve halen kınıyorum.

Fakat maalesef bir gurup yine aynı kafa… Ve içlerindeki aynı kin ve nefretle sap ile samanı birbirine karıştırıp Özgecan acısını da siyasileştirmekten çekinmediler.

REKLAM

Allah aşkına biz neyi tartışıyoruz?

Kadına tecavüz ve şiddettin son bulmasını tartışmıyor muyuz? Peki, bu kavga neden? Neden gerçek suçluyu konuşmak yerine, birbirimizi suçlayıp duruyoruz? Neden gencecik bir kızımızın kanı üzerinden bile siyasi bir menfaat temin etmenin yolunu arıyor bazıları? Neden toplumumuzun ortak bir acısını bile birlikte yaşayamıyoruz?

Özgecan’a üzülenler ve asıl kahredici olanı ise çok sayıda kadın twitter'dan şahsıma “İnşallah sana da tecavüz ederler” mesajları yayınladı. Genç bir kıza yaşatılan vahşeti, çektiği acıyı yüreğinde hisseden bir kadın, başka bir kadına bunu nasıl söyleyebilir? Akıl alır gibi değil! 

Sizin sevmediklerinize, nefret ettiklerinize "tecavüz edildiği sürece" problem olmayacak mı yani? Böyle bir yorum böyle bir vicdan mı olur Allah aşkına? Bu kafayla ne tecavüzü ne de şiddetti önleyemeyiz.

REKLAM

Acı bir olaydan çıkarılabilecek dersler bunlar mı?

Kadına şiddet konusunu ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu, “Evdeki erkek işsiz olursa tabi kime saldıracak” diyebildi. Türkiye’yi yönetmeye aday olan birisinin, bu ağır trajediye yönelik değerlendirmesine bakar mısınız. Hala bir siyasi malzeme çıkarma telaşı. Sayın Kılıçdaroğlu, bilmem farkında mısınız, 20 yaşında pırıl pırıl, gencecik bir kızımızı katlettiler! Bizim şu anki sorunumuz bu. Ama siz bilirsiniz; isterseniz gidip işsiz ve karısını dövenlere yönelik ceza indirimini de Meclis’e yasa tasarısı olarak sunabilirsiniz. Ruhunuz, aklınız, mideniz kaldırıyorsa tabi. Diğer taraftan CHP Milletvekili Aylin Nazlıaka, Özgecan’ın defnedildiği gün kadına şiddeti kınamak için dans etti ve bir de fotoğrafladığı o resmin altına Özgecan’ı etiketledi.

REKLAM

İş güvenliği uzmanı Ali Tezel ise konuyu, büyük bir çeviklikle Aleviliğe bağlamayı başardı. Üstelik kendi karısını bıçaklamasını görmezden gelecek kadar küçülerek…

Tüm bunların üstüne de bir gazete, sosyal medyada “#sendeanlat” adı altında bir başlık açıp, kadınları uğradıkları taciz ve tecavüzleri sosyal medyada paylaşmaya davet etti!

Bunun yanlış olduğunu söyleyince yine bir linç girişimine, küfür ve hakaret yağmuruna başladılar.

"Vay efendim; insanlar saklasın mı, doktora gitsin bir de doktor mu taciz etsin, savcıya gitsin o da mı taciz etsin…" Daha neler neler… Her şeyden önce tüm savcı, doktor, polisleri aynı kefeye koymak ne demek. Bu nasıl bir itham, yazıklar olsun…

Sonrasında tabi yine sığ ve cahilce bir anlayışla küfürler hakaretler... Bir kadına, küfür edecek, tecavüz edilmesini iteyecek kadar “kadını korumaya” hazır erkekler… Bir kadınla, dahası bir insanla nasıl konuşulmasını bilmeyenler, kadınları korumaya kalkıyorlar! Düşünebiliyor musunuz? Bu yüzden bu noktadayız işte!

REKLAM

Arkadaş! Bu sosyal medya ne kadar güvenli ki, insanlar yaşadıkları bu hassas ve önemli acıları oradan paylaşsınlar…

Sonra neden paylaşsınlar, kendilerini ulu orta deşifre mi etsinler? Bu insanların, aileleri, çevreleri yok mu? Neden böyle bir iş yapsınlar? İnanılır gibi değil! Kadınları korumak adına, onlardan toplumda yaşadıkları tacizleri paylaşmaları isteniyor!

Bileni var bilmeyeni var, yaşı küçük olup cahil olanı var, kendini orada deşifre edebilecek olan var veya deşifre olmaktan o an için korkmayıp sonradan pişman olacaklar var… Özgüven veya susmamak adına yeni tehlikelere bir kapı açmak ne kadar akıllıca.

Oturduğumuz yerden bir olayı kınamak ya da insanlara coşkuyu vermek kolay. Lakin onların bir hayatları ve çevreleri var. Kadınlara sosyal medyada yaşadıklarını yazdırıp başlarına sonradan gelebilecek felaketleri kimse hesap etmiyor mu acaba?

REKLAM

Her zaman kadınların susmaması gerektiğini savunuyoruz ama doğru yerde konuşmak, doğru mecralara ve makamlara gidip orada bunları anlatmak gerekir.

Yıllardır yazıyorum; bu dizler hayatımıza girdiğinden bu yana gençlik bir küfür kültürünü ve keşmekeş bir hayatı modernlik ve çağdaşlık olarak benimsemeye başladı. Dizlerdeki hayatı gerçek hayat zannedenlerin olduğunu unutmayın. Dizlerde mağdur kahramanlar sonunda hep kazanıyor ama gerçek hayatta bu böyle olmuyor. Özellikle gençlik, gerçek hayat ile dizilerdeki hayatı karıştırmış durumda. Hayatı dizilerdeki gibi sanıyorlar. En basit örneği ile kaç çocuk kendini süperman zannedip balkondan uçmaya çalıştı bir hatırlayın lütfen. Aşkı Memnu’nun yıldızı Selçuk Yöntem’in eline bir hayranı, “Karınız sizi aldatıyo!” yazılı bir kağıt vermişti, bunu da hatırlayın. Bu yüzden dikkatli olmak ve bu konuda “pozitif” farkındalık yaratmak lazım. Amaç, hedef bu olmalı…

REKLAM

Dizilerde her türlü çirkinliği meşrulaştırdıkları için ruh hali bozuk insanlar için tetikleyici bir etken oluyor…

İnsanların, acılarını, toplumun gözü önünde kontrolsüzce paylaşmasını benim vicdanım kabul etmez. O acıları yenme ve çözüm bulma yöntemlerini paylaşmak mantıklı ve insani olandır.

“Sen de anlat” diyerek, kaş yapayım derken göz çıkarmaya çalışdığını anlamak, idrak etmek lazım…

Doktorları, emniyeti, savcıları görmezden gelip, bireylerin yaşadıkları ortamı, aile yapısını bilmeden ortalıkta böyle konuları konuşması “farkındalık” değil, o korumaya çalıştığımız kadınlar için yeni tehlikelere kapılar açar…

Şunu anlamak gerekiyor; herkesin kendi farkındalığı her zaman tüm toplum için geçerli değildir. O taciz ve tecavüze uğramış kadınların sosyal medyada yazdıklarını okuyan tacizcisi veya cahil aile bireyleri fark etse, anlasa ve o kadına ayrıca bir şiddet uygulasa, hatta öldürse ne olacak?

REKLAM

Bu ihtimali hiç düşünmediler mi acaba?

Topluma “güya” farkındalık sağlamak adına “bir” kadın bile ziyan olsa, zarar görse o bir farkındalık olmaz; “cinayet” olur!

Konuyu daha geniş, bilimsel ve kitlesel olarak düşünmek lazım ki, gerçekten bu sorunları halledelim…

Fakat maalesef bugün üzülerek görüyoruz ki, şiddete, başkasının şiddetini isteyerek karşı koyanlarla asla bu konu çözülmez.

“Tecavüz, taciz, şiddet…” Hem bunlara karşı çıkıp hem de sevmediğin, işine gelmeyen yorumları yapanlara karşı çıktığın şiddeti reva görüyorsan orada bir sıkıntı var; vicdan, akıl, mantık yok demektir…

Başkalarının acılarını dindirmek veya son vermek için onlara çare aramak güzel ama onları yeni tehlikelere, klavye başından itelemek asıl vicdansızlıktır.

REKLAM

Kadınları doktora, savcıya, polise gitmek yerine medyada aleni anlatmaya teşvik eden bir zihniyet!

Pesss...

Bu mudur çare!

Çareyi “bu” görenler asla çözümün değil yeni sorunların bir parçası olurlar…

Kontrolsüz güç, güç olmadığı gibi: kontrolsüz farkındalık da farkındalık değilidir…

Önce insan psikolojisi ve toplumun yapısı hakkında biraz bilgi sahibi olup öyle farkındalık adına yola çıkmak lazım…

Artık anlayana…