YazarlarGadir-i Hum mizanseni

Gadir-i Hum mizanseni

Talha Hakan Alp
Talha HakanAlpGazete Yazarı
Gadir-i Hum hadisesi İmamiyye şiasıyla Ehl-i sünnet arasında kadim bir tartışma konusudur. İmamiyye''ye göre Efendimiz Gadir-i Hum''da bütün sahabenin huzurunda Hz. Ali''yi kendisinden sonra halife-imam ilan etmiştir.

Bu itibarla Şîî çevrelerin geneli bugünü bayram kabul eder, her sene olayın gerçekleştiği 18 Zilhicce''yi Gadir-i Hum Bayramı adıyla kutlarlar.

Türkiye''de İmamîliğin propagandasını yapan belli çevreler hadiseyi imamet meselesi olarak takdim ederken sünnî kaynaklarda da olayın böyle geçtiğini iddia ederler.

Bu iddiayı bir köşe yazısının imkanları ölçüsünde değerlendirmeye çalışacağım.

Söze girerken hadiseyi tanıklarından biri olan ünlü sahabi Zeyd b. Erkam''ın dilinden aktaralım:

''Efendimiz Mekke ile Medine arasında dalları sık, beş büyük ağacın bulunduğu bir mevkide konakladı. İnsanlar ağaçların altlarını temizlediler. Sonra Efendimiz insanlara namaz kıldırdı. Ardından kalktı ve onlara hutbe verdi. Allah''a hamd ve senada bulundu, zikretti ve insanlara öğüt verdi. Sonra Allah ne dilediyse onları dedi ve ardından şunları söyledi: ''Ey insanlar! Ben ardımdan size iki şey bırakıyorum, onlara uyduğunuz sürece yoldan sapmazsınız. Bunlar Allah''ın kitabı ve ehl-i beytimdir.'' Sonra üç defa şunu tekrarladı: ''Benim müminlere canlarından daha yakın/evla olduğumu biliyor/itiraf ediyor musunuz?'' Orada bulunanlar "evet" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Efendimiz buyurdu ki, ''ben kimin mevlâsı ise Ali de onun mevlâsıdır.'' (Hâkim, el-Müstedrek)

Aynı sahabiden gelen bir başka rivayette hadisenin Veda Haccı''ndan dönüşte ve Gadir-i Hum denen mevkide olduğu bilgisi yer alıyor. Yanı sıra Efendimiz ''zannediyorum ki bana ahiretten çağrı geldi ve ben de kabul ettim'' diyor. Ardından şöyle devam ediyor: ''Size biri diğerinden daha büyük iki ağır emanet (sekaleyn) bırakıyorum: Allah''ın kitabı ve ehl-i beytim. Bakın bakalım, onlara karşı bana nasıl haleflik edeceksiniz. Havz-ı Kevser''e gelinceye kadar o ikisi birbirinden ayrılmayacak.'' Efendimiz şu sözleri de ekliyor: ''Allah benim mevlamdır, ben de her müminin mevlasıyım.'' Peşinden Ali''nin elini tutuyor ve ''Ben kimin mevlâsı isem muhakkak ki bu da (Ali) onun velisidir. Allah''ım, ona dost (veli) olana dost, ona düşman (adüvv) olana da düşman ol! '' (Hakim, el-Müstedrek)

Gadir-i Hum olayı hadis kaynaklarında bu minvalde yer alıyor. Ne var ki imamîlerin dilinde hadise çok farklı bir anlatıma kavuşur. Ehl-i sünnetten ayrıldıkları diğer birçok meselede olduğu gibi burada da anlatımları sahih bir senede/aktarım zincirine dayanmamaktadır. Bilakis sahih hadis rivayetlerinin başına ve sonuna eklemeler yapmak suretiyle Gadir-i Hum hadisesini, Efendimiz sanki orada ümmete imam-halife seçmiş gibi kurgulayarak imamet deklarasyonuna dönüştürmüşlerdir.

İmamî anlatıda hadise şöyle cereyan eder: Bir süredir Efendimiz''e Hz. Ali''nin hilafetini açıklaması için ilahi talimat geliyordu. Efendimiz insanlar inkâr eder korkusuyla bu talimatı yerine getirmekten çekiniyordu. En son Veda Haccı dönüşü Gadir-i Hum mevkiinde tebliğ ayeti (Maide, 67) nazil oldu. Bu ayette Efendimiz''e eğer Allah''ın risaletini/mesajını tebliğ etmezse elçiliğin hakkını vermemiş olacağı ihtar edilmekte ve insanlardan korkmaması, kendisini Allah''ın koruyacağı bildirilmektedir. Bunun üzerine Efendimiz sayıları 100 bini bulan sahabeyi hemen durdurur ve bir hutbe vererek Hz. Ali''nin kendisinden sonra halifeliğini-imamlığını ilan eder. Peşinden dininin tamamlandığını bildiren ikmal ayeti (Maide, 3) nazil olur. Bütün insanlar bölük bölük gelip Hz. Ali''yi tebrik ederler.

Dikkatinizi çektiyse hadisenin ilgili ayetlerle ilişkilendirilmesi, Hz. Ali''nin halifeliğini, behemehâl tebliğ edilmesi gereken ve eksik bırakıldığında dinin eksik kalmasına yol açan bir esasa dönüştürüyor.

Yukarıda yer verdiğim rivayetlerde de görüleceği üzere hadisenin ne başında ne sonunda herhangi bir ayet nazil olmuştur. Dolayısıyla hadiseyi tebliğ ve ikmal ayetleriyle ilişkilendirmek sadece bir kurgudur. Sahih rivayetler ilgili ayetlerin başka zamanlarda ve başka yerlerde nazil olduğunu göstermektedir.

Sahabe ve Tabiinden Kuran ayetleriyle ilgili rivayet ve yorumları bulabileceğimiz temel kaynaklardan Taberî tefsirindeki bilgilere göre, tebliğ ayeti kendinden önceki ayetlerde uzun uzun konusu geçen Ehl-i kitapla ilgilidir ve Efendimiz''in vefatından 3 ay önce vuku bulmuş Gadir-i Hum''da değil, Medine''de nazil olmuştur. Bir diğer görüş ayetin Kureyş''le ilgili olduğu yönündedir. Bu görüşe göre sure Medine''de nazil olduysa da ilgili ayet Mekke''de nazil olmuştur.

İkmal ayetine gelince yine Taberî''de yer alan rivayetler ayetin Veda haccında, Arafat''ta, Cuma günü, Gadir-i Hum hadisesinden 9 gün önce indiğini söylemektedir. (Taberî, Camiu''l-Beyan) Diğer kaynaklarda geçen rivayetler de Taberî''nin verdiği bilgileri teyid etmektedir.

Ayrıca Gadir-i Hum''da toplanan sahabenin sayısı değil 100 bin, 10 binleri bile bulmamaktadır. Çünkü Gadir-i Hum mevkii Mekke''nin 160 kilometre kuzeyinde Medine yolundadır. Burası sahabe nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan Mekke, Yemame, Yemen, Tâif ve badiyede yaşayan toplulukların güzergahında değil, sadece Medine''de ikamet eden sahabenin güzergahındadır. Dolayısıyla Veda Haccı''ndan sonra Mekke''de ikamet etmekte olan sahabe Mekke''de kalmış, diğer bölgelerde ikamet eden sahabe toplulukları kendi güzergahlarını kullanarak memleketlerine gitmiş, Efendimiz''le birlikte Gadir-i Hum''dan sadece Medine''de mukim sahabe geçmiş, ilgili hutbe de sadece onlara hitaben verilmiştir.

Şu halde Gadir-i Hum hutbesi bütün sahabeye hitaben yapılmış bir hutbe değildir. Aslında İmamiyye Gadir-i Hum günü için kurguladığı kalabalıkla imamet gibi bir dinî esasının bütün sahabeye deklare edilmesi gerektiğini zımnen ikrar etmiştir. Ne var ki zamanlama yanlıştır, çünkü o kalabalık Gadir-i Hum''da değil, 9 gün önce Arafat''ta toplanmıştır. İmamet dinin bir esası olsaydı Efendimiz, Arafat''ta tıpkı bütün Müslümanları bağlayan birçok meseleyi ilan ettiği gibi bu meseleyi de orada ilan ederdi.

Burada son olarak cevaplanması gereken iki soru var: Birincisi, hadiste geçen "mevlâ" kelimesi ne anlama gelmektedir? İkincisi, Efendimiz bu konuşmasını neden bir başkası için değil de Hz. Ali için yapmıştır?

Mevlâ kelimesi hadisleri aktarırken de belirttiğim gibi ''dost'' demektir. Aslında bu kelimenin birçok anlamı vardır. İbnü''l-Esîr meşhur hadis sözlüğü en-Nihaye''de "mevlâ" lafzının yaklaşık 10 manasını zikreder. Kelime bağlamına göre bu manalardan herhangi birine delalet eder. Burada da bağlama uygun düşen mana dosttur. Zira hadisin sonunda Efendimiz ''Allah''ım, Hz. Ali''ye veli olana veli ol, ona düşman olana düşman ol'' diyor. Efendimiz''in düşman kelimesini kullanmış olması meselenin hilafet-imametten çok dostluk-düşmanlık zemininde cereyan ettiğini gösteriyor.

İkinci soruyla ilgili şunlar söylenebilir: Gadir-i Hum hadisesi gerçekleşmeden çok kısa bir süre önce Hz. Ali bir seriyye ile birlikte Yemen''e gönderilmiş, Halid b. Velid komutasında savaşmakta olan gazilere ganimetleri taksim edip, humusu almakla görevlendirilmişti. Burada Hz. Ali ile gaziler arasında ganimet taksimiyle ilgili bir anlaşmazlık baş gösterdi ve bir grup sahabi Hz. Ali''nin kararına razı olmadılar. Halid b. Velid olayı Efendimiz''e bir mektupla rapor etti. Yanı sıra ilgili sahâbîler teker teker Hz. Ali''yi Efendimiz''e şikayet ettiler. (Tirmizî, Nesâî, İbn Hibbân)

Hz. Ali Veda Haccı''na yetiştiğinde Efendimiz''in kendisinden rapor istemesi, onun da yaşanan bu tatsızlıktan söz etmesi kuvvetle muhtemeldir.

Ayrıca Hz. Ali Yemen''den dönüşte Veda Haccı''na yetişmek için ordudan ayrılıp hızlı hareket etmek zorunda kalmış, yerine birini emir seçerek önden gitmişti. Yerine emir seçtiği kimse Hz. Ali''nin talimatlarına uymayıp askerlerin humus payı içindeki deve ve elbiseleri kullanmalarına izin verdi. Hz. Ali onları karşıladığında kendilerini azarladı ve ellerinden develeri de elbiseleri de geri aldı. Buna kızan askerler Hz. Ali''den şikayetçi oldular. (İbn Hişam)

Zaten bir süredir Medine''de Hz. Ali aleyhine bir kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyordu. Nitekim Hz. Aişe''ye malum iftira atıldığında Efendimiz''in istişare yaptığı kimseler arasında Hz. Ali de vardı. Hz. Ali Efendimiz''e, ''size başka kadın çok'' demiş, bu cevap Hz. Aişe''ye ağır gelmişti. Daha sonra Hz. Aişe''nin beraatı ayetle ilan edilince bazı münafıklar bu durumu Hz. Ali aleyhine kullanmak niyetiyle ondan berî olduklarını söyleyerek Hz. Ali aleyhine kamuoyu oluşturmaya çalıştılar. (Kurtubî)

Dolayısıyla Medine''de, kısmen kişisel nedenlerle kısmen münafıkların öncülük ettiği ve bazı sahabilerin de belirttiğim tartışmalar sebebiyle katıldığı Ali karşıtı bir kamuoyu olduğunu söylemek zor değil.

Dolayısıyla Efendimiz''in, bütün bunlar üzerine o sırada vuku bulan Yemen''deki husumeti vesile edinerek Gadir-i Hum''da bu konuşmayı yapmasında anlaşılmayacak bir taraf yok.