GAZETE YAZARLARI

Âlem-i kebîr’in mûsikîsinden Âlem-i sağîr’in mûsikîsine

Pythagoras’ın kâinatın tamamen âheng olduğu düşüncesi, vahy ile uygunluk arzetmektedir. Allah (Celle Celâluhu) Kur’ân-ı Kerîm’de Mülk Sûresi’nin üç ve dördüncü ayetlerinde; “Yedi göğü birbiriyle tam bir uygunluk (âheng) içinde yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk (âhengsizlik) göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak; (kusur arayan) göz aradığını bulamadan bitkin olarak sana dönecektir” buyurarak, kâinatı nasıl muhteşem bir âheng (uyumluluk) üzerine yarattığını göstermektedir. Yorulan, bitkin düşen sadece kâinata ve bütün yaradılmış varlık âlemine bakan göz değildir, aynı zamanda akıldır da.

Kâinat, âyette de beyan buyurulduğu gibi, hiç şüphesiz en küçük ayrıntısına kadar muhteşem bir âhengtir. İnsan da hem bu âhengi algılayabilecek, anlayabilecek vasıfta yaratılmış, hem de kendisi –fizik (vücud, organizma) yaradılış anlamında- mikro kâinat olarak aynı zamanda bir “mikro âheng”tir. Mikro âheng ile makro âheng arasında da bir âheng vardır. Eski düşünürlerin insanı “âlem-i sağîr (küçük âlem/mikro kosmos)” olarak tanımlamaları bu bakımdan mânidardır.

Kâinat nasıl kusursuz yaratılmışsa, nasıl onda bir bozukluk görebilmek mümkün değilse, ahsen-i takvimde yaratılmış olan “âlem-i sağîr” yani insanda da yaratılış açısından bir kusur görmek mümkün değildir denilse yanlış bir şey söylenmiş olmaz. Âlem-i kebîr’in (Makro kosmos) kendi içinde ve âlem-i sağîr’in de (mikro kosmos) kendi içinde nasıl bir âheng varsa, âlem-i kebîr ile âlem-i sağîr arasında da bir âheng vardır. Âlem-i kebîr’den âlem-i sağîr’e, kâinatın her varlığında, adeta âheng içinde âheng vardır. Kâinatın âhengi ile kendi iç âhengini farkedip birleştiren insan, bu âhengi seslerle ifade ediş şekline mûsikî/müzik adını vermiş. Mûsikî, aslında âlem-i kebîr’in âlem-i sağîr’de karşılık bulmuş şeklidir.

Her iki âlemi de yoktan vâreden Allah (Celle Celâluhu), iki âlemi de âhengli yaratmıştır ancak iki âlem her ne kadar birbiriyle âhengli olsa da, aralarında bazı farklılıklar mevcuddur. Meselâ âlem-i kebîr’in âhengi, Yaradan onu sonlandırıncaya kadar varlığını ve sürekliliğini muhafaza eder. Lâkin âlem-i sağîr’in, yani insanın iç âhengi, hem maddî ve hem de manevî olarak bozulabilir. İnsan sağlığını korumazsa, kendini ve bedenini haramlardan korumazsa, maddî âhengi bozulabilir. Manevî âhengi de bozulabilir. Âlem-i sağîr’in manevî âhengi, Allah’tan (Celle Celâluhu) uzaklaştıkça bozulur. Âlem-i sağîr, nefsinin ve şeytanın müdahalesiyle âhengini kaybeder, fakat tevbe edip Allah’a (Celle Celâluhu) yöneldiğinde de kendi âhengini tekrar sağlayabilir. Buna “akord” da demek mümkün. Yaratıcısına yönelip O’nunla akorde olmak, yani uyumlu olmak. Bunu insan kendi cüz-î irâdesiyle mümkün kılabilir. Âlem-i Kebîr böyle değildir.

Düzgün ve güzel mûsikî de, önce âlem-i sağîr’in yaratıcısıyla olan âhengi, sonra âlem-i kebîr ile olan âhenginin bir neticesidir. Âlem-i sağîr’in yaratıcısıyla olan âhenginden kastım, O’na tam anlamıyla iman etmesi, takvâ ehli olması, her an O’nu karşısında görür gibi yaşaması ve her amelini ibadet şuuruyla yapması, O’nun emir, yasak ve tavsiyelerine uyması, şeytanı düşmanı bellemesi, nefsinin arzularına boyun eğmemesi ve Rasûlullah’ın (Sallâllahu Aleyhi Vesellem) sünnetine tâbî olmasıdır. Bu insan (âlem-i sağîr yani mikro kosmos) yaratıcısıyla âhengini sağladığı gibi, hem kendi iç âhengini ve hem de âlem-i kebir’deki bütün varlıklarla âhengini sağlamış demektir. Yaşadığı tabiat ortamıyla da âhenglidir. Âhengli insanın hayatı âhengli olduğu gibi, ondan neş’et eden mûsikî de bu âhengin yansıması olacaktır. Âlem-i sağîr’in nağmesi (mûsikîsi) herhalde böyle bir mûsikîdir.

Âlem-i kebîr’in de bir nağmesi (mûsikîsi) vardır. Hermes (İslâm düşünürlerine göre Hz. İdris), Yaratıcı’nın âlem-i kebîr’de muazzam bir kompozisyon (beste) yaptığını ifade eder. Onun öğretisiyle yetişen Pythagoras da âlem-i kebîr’deki feleklerin dönerken nağmeler çıkardığını ve kendisinin de bu nağmeleri dinlediğini ifade eder. Allah ( Celle Celâluhu ) Kur’an-ı Kerîm’de, “Yer ile gökler arasındaki bütün yaratılmışların kendi lisanları ile Allah’ı zikrettiklerini” beyan buyurmaktadır. Bu zikr hiç şüphesiz, âlem-i kebîr’in âhengini  yansıtan bir zikrdir ve mûsikî diliyle ifade edilebilir. Âlem-i kebîr’in nağmesi (mûsikîsi) de herhalde böyle bir şeydir.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.