https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar İran-Batı ittifakının kurulması ve Türkiye"nin vurulması

İran-Batı ittifakının kurulması ve Türkiye"nin vurulması

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı
İran"ın Batı"yla kurduğu ittifak, 500 yıl önce bizim kurduğumuz bütün dengeleri alt üst edecek "hayatî" / tehlikeli bir ittifaktır.

Biz Türkiye"de birbirimizle boğuşurken, adamlar, İslâm dünyasının yüzyıllık stratejik, siyasî ve kültürel haritalarını silbaştan yeniden çizmekle meşguller.

Bu nedenle, Batılıların "İslâm"a karşı İslâm" stratejisini konuşacağız bundan böyle -sadece.

Nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu kavrayabilecek zihnî donanıma ve siyasî ufka da, tarihî derinliğe ve stratejik zekâya da sahip değiliz, ne yazık ki.

Dünyanın nereye gittiğini bihakkın görebilmek için, en az 500 yıllık insanlık tarihini gözönünde bulundurarak konuşmak zorundayız.

İRAN"IN BAŞARISI, İSLÂM DÜNYASININ BAŞAĞRISI

İran"la kurulan "Batı ittifakı", İran"ın başarısıdır.

Ancak İran"ın bu başarısı, İslâm dünyasının önümüzdeki yüzyıldaki en büyük başağrısı olacak, maalesef.

Bu, mezhebî bir "okuma" değil; olamaz da.

Tarih felsefesi perspektifine dayalı, 500 yıllık dünya tarihinin işleyiş mantığının temel parametrelerini dikkate alarak yapılmış bir "okuma".

Mezhebî değil, Braudel"in deyişiyle, "dünya-tarihsel" bir okuma yani.

MODERN BATI"NIN KURULUŞU VE MEYDAN OKUYUŞU

500 yıl önce, dünya tarihi, iki büyük dönüşüme sahne oldu.

Birincisi, modern Batı kuruldu.

Modern Batı"nın kurulması, dünya tarihinin dengelerini değiştirdi. Böylelikle, tarihin çekim gücü, İslâm dünyasından -yani Afrasya"dan- Avrupa"ya ve Atlantik"e kaydı.

Modern Batı uygarlığı, Hıristiyanlık"la köprüleri atınca, kapitalizmle ve ulus devletlerle birlikte dünya hegemonyasının temellerini attı.

1648"de Westfalya Anlaşması"yla kurulan "Avrupa dünya düzeni", üç yüzyıl boyunca, bütün kıtaları sömürgeleştirdi.

Ve sonuçta, gelinen noktada, bütün medeniyetleri etkisizleştirdi ve tarihten sürgün etti.

İKİ KURUCU SÜTUN: İRFANÎ VE TARİHÎ DERİNLİK

500 yıllık insanlık tarihinde yaşanan ikinci büyük atılım, Osmanlı tarafından gerçekleştirildi.

Şunu unutmayalım: İstanbul"un fethiyle başlayan, Yavuz"un halifeliğiyle taçlanan süreçte, İslâm dünyası, Osmanlı medeniyet sıçramasıyla, ilk defa Ehl-i Sünnet omurgayı kurmayı başardı.

Ehl-i Sünnet omurganın kurulması, elbette kolay olmadı: Selçukluların tarihin akışını değiştirmesine izin veren muazzez irfanî derinlik ile muazzam tarihî derinlik, sonunda, Anadolu"nun ruh mayasını kardı, İslâm dünyasının hayat atılımının kaynağı oldu.

EHL-İ SÜNNET GÖKKUBBESİ: AKİDE, FİKİR VE SİYASET

İşte bu iki sütun, Osmanlı"nın, Ehl-i Sünnet gökkubbesini sağlam, sarsılmaz akidevî, fikrî ve siyasî temeller üzerinden kurmasını sağladı, tarihte ilk defa.

Abbasiler, siyasî ve fikrî kargaşadan bir türlü kurtulamıyordu.

Mısır"da, Fatimîler ve Memluklerle birlikte, Ehl-i Sünnet omurga, büyük darbe almıştı.

Öte yandan, Endülüs"te, emirlikler birbirleriyle kapışıp duruyor, hatta birbirlerine karşı Hıristiyan prensliklerle ittifak yapmaktan geri durmuyordu.

O yüzden, yüzyıllık bir zaman dilimi kadar olsun huzur yüzü görememişti Endülüs.

İSLÂM DÜNYASININ SİGORTASI: EHL-İ SÜNNET OMURGA

İşte Osmanlı, yaşanan bu büyük tarihî travmaların hepsini de derinlemesine tahlil etti ve bize sarsılmaz, derinlerde kök salan muhkem bir Ehl-i Sünnet gökkubbesi ve omurgası armağan etti.

Yüzyıldır fiilî çöküş yaşadığımız bir zaman diliminde bile, İslâm dünyasının yeniden toparlanabilme umudunun en derin, en köklü ve en sarsılmaz kaynağı işte bu Ehl-i Sünnet omurga"dır.

İRAN"IN ÖNÜ NEDEN AÇILIYOR ACABA?

Batılılar, bu yakıcı gerçeği çok iyi biliyorlar. O yüzden çeyrek asır önce, "İslâm"a karşı İslâm" stratejisini geliştirdiler; şimdi bunu adım adım hayata geçiriyorlar.

Yine o yüzden çeyrek asırdır, sürekli olarak, istikrarlı ve kararlı bir şekilde İran"ın önünü açıyorlar: İşte bu nedenledir ki, İran, son çeyrek asırdan bu yana, bilfiil (siyasî olarak) Arap dünyasına; bilkuvve (kültürel olarak da) Türkî cumhuriyetlere yerleşmiş durumdadır.

Bir de şu: İran, varlığını İsrail"e borçludur. İsrail olmasa, İran"ın önü bu kadar açılmaz ayrıca.

Soru şu burada: İran"ın önü neden açılıyor acaba? Bir taraftan İran"ı hedef tahtasına yatırıyor gibi yapmak ama öte taraftan da sürekli olarak İran"ın önünü açmak, öyle tesadüfî bir şey olabilir mi?

Bütün bu soruların cevabı şu yakıcı tespitte gizli: İran"ın önünün açılması, "İslâm"a karşı İslâm" stratejisinin temellerini atma ve uzun vadede Ehl-i Sünnet omurgayı çökerterek İslâm dünyasını akidevî , fikrî, siyasî ve kültürel olarak parçalama girişimidir.

İNGİLİZLER: BÜTÜN KAVŞAKLARI TUTAN "YAVŞAKLAR"

İran-Batı ittifakının gerisinde esas itibariyle, ABD-İngiltere vardır. Burada ABD, görünen aktördür ama gerçek aktör İngiltere"dir.

İngilizler, yüzyıllık çöküş tarihimizin başlıca mimarıdır: Yüzyıldır İslâm dünyasının sınırları da, sorunları da bize İngilizlerin "armağan"ıdır.

Bugün Arap dünyası, dışarıdan / askerî olarak ABD tarafından kuşatılmıştır ama Arap dünyasının devlet aygıtı ve bütün iktidar yapıları, içeriden İngilizler tarafından teslim alınmıştır.

Yıllardan beri yazıyorum: İngilizler, "yeni dünya düzeni"nin kurulmasındaki "beyin"dir. Yahudileri ve Almanları, devre dışı bıraktıracak, ABD"yi kendi hedefleri doğrultusunda "kullanabilecek" dünyanın stratejik bakımdan en güçlü aktörüdür İngilizler.

O yüzden, İngilizler, bir yandan İslâm dünyasındaki selefî hareketleri kışkırtırken, öte yandan da İran"ın önünü açarak 500 yılda kurduğumuz, 500 yıl koruduğumuz ve bizi bugünlere taşıyan Ehl-i Sünnet omurgaya ölümcül bir darbe vurmaya hazırlanıyorlar.

Özür dileyerek söylemek zorundayım: İngilizler, bütün kavşakları tutmuş "yavşak"lardır, çünkü.

BATI"YLA BERABER AMA BATI"YA RAĞMEN

Küresel sistemin ipleri, hâlâ Batı ittifakının elindedir. Türkiye"nin Çin"e, Hindistan"a ve Rusya"ya açılması, Afrika"ya uzanması, elbette ki, bir ufuk genişlemesidir.

Ama Türkiye"nin Batı ittifakıyla ipleri koparmadan başka ittifaklara açılması, tek çıkar yoldur.

Bu ittifaklardan biri de, İran-Mısır ve Türkiye ittifakıdır: İran"ı durdurmak ve Batılılar tarafından ayartılmasının önüne geçebilmek ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Son kertede, Türkiye, Batı"yı doğrudan karşısına almamalı: Sadece arkadan dolaşarak tuş etmenin yollarını bulmalı.

Türkiye, Batı"yı karşısına alırsa, "vururlar" Türkiye"yi: İran-Batı ittifakı, bunun ilk büyük ve ürpertici örneği.

Türkiye; Çin, Hindistan ve Rusya"ya bel bağlayamaz. Çünkü bu ülkeler, kuyruklarına basıldığında, Batı ittifakı karşısında "dansözlük" yapmaktan çekinmiyorlar!

Kaldı ki, Türkiye"nin Batı ittifakını karşısına alacak ekonomik, askerî ve siyasî gücü yok. Dahası, güvenebileceği ve güven verebileceği müttefikleri de yok, hâlâ.

O yüzden Türkiye, belli bir güce ve etkinliğe ulaşıncaya kadar Batı ittifakıyla ilişkilerini koparmamalı ama Batı"ya rağmen kendi yolunu bulmalı, bölgeye yerleşmesini sağlayacak kaynaklarını yedire yedire, özümseye özümsemeye hayata geçirmeye çalışmalı.

TÜRKİYE, DÜNYANIN, "BİLKUVVE" EN GÜÇLÜ ÜLKESİ

Türkiye, tarihî derinliği ve medeniyet tecrübesi bakımından dünyanın "bilkuvve" en güçlü aktörüdür. Ama "bilfiil" böyle bir güce sahip değildir.

Bugün Batı uygarlığı bilfiil yaşıyor ama bilkuvve çökmüştür. O yüzden, ayartıcı "demokrasi, insan hakları ve özgürlükler" söylemi geliştiriyor ama bütün sorunları, kanla, işgalle, savaşla, terör havası estirerek hallediyor!

Oysa Osmanlı, bilfiil çökmesine rağmen bilkuvve yaşıyor. O yüzden Srilanka"dan Güney Afrika"ya, Yemen"den Balkanlara ve Endonezya"ya kadar herkes Erdoğan"ı, Erbakan"ı, özellikle de Abdülhamid"i hem İslâm dünyasının, hem de mazlum halkların haklarını koruyan yegâne sembol isimler olarak görüyor.

Ancak Türkiye olarak, bu bilkuvve medeniyet ufkunu ve tarih derinliğini, kuvveden fiile dönüştürecek gerekli fikrî, irfanî, siyasî, iktisadî ve askerî kaynaklara, dayanaklara ve ittifaklara ulaşabilmiş değiliz henüz.

Bunun en ürpertici göstergesi, içeride yaşanan iktidar kavgası. Bu kavgayı bile önaçacak şekilde halledemeyen bir Türkiye"nin Batı ittifakını karşısına alması, intihardır.

ERDOĞAN"SIZ TÜRKİYE, BÜTÜN KAZANIMLARINI KAYBEDER!

Unutmayalım: Tayyip Erdoğan"sız bir Türkiye, bütün kazanımlarını kaybeder. Erdoğan, küresel sisteme karşı Türkiye"nin manevra alanlarını alabildiğine genişletmiş bir lider. Yanlışlıklar var ama bunlar giderilebilir"dir.

Fakat Erdoğan"ın dışındaki herhangi biri, Batı"dan ve içerideki uzantılarından gelecek baskılara direnemeyecek ve sonuçta Türkiye"yi yeniden Batı"ya teslim edecek; böylelikle Türkiye"nin bütün kazanımlarını berhava edecektir.