YENİ ŞAFAK PAZAR EKİ

Tarihimizi çöpten topluyoruz

İster kişisel ister kurumsal bazda olsun tarihi değer ve önem taşıyan belge ve kitaplarımızı muhafaza etmekte hiç de iyi değiliz. Çöplerden toplanan Şeriyye Sicilleri, tuvalet kağıdı olarak kullanılan arşiv belgeleri, hurdacıda bulunan “Gizli” ibareli Dış işleri Bakanlığı evrakları, pazara düşen Sultan Abdülaziz’in besteleri durumun vehametini anlatmaya yeter.

Emeti Saruhan Yeni Şafak

1931 yılının Mayıs ayında öğle yemeğinden gazeteye dönen Son Posta gazetesi muhabiri İbrahim Hakkı Konyalı kıymetli evrakların ve defterlerin çuvallar içinde taşındığını fark eder. 120 balya ve 500 sandık civarında eski evrak bir Bulgaristan’daki bir kağıt fabrikasına hurda kağıt olarak gönderilmek üzere okkası üç kuruş on paradan satın alınmıştır. Çıkan haberler üzerine evrakı kontrol eden Bulgaristan hükümeti evrakların tarihi değer sahip arşiv belgeleri olduğunu anlar ve evraklara el koyarak muhafaza altına alır. O evraklar İstanbul Defterdarlığı’nın arşividir. Aslında evraklar lüzumlu ve lüzumsuz olarak ayrılacak, lüzumsuz olanlar bakkal vb yerlerde paket kağıdı olarak kullanılmaması için yurt dışına satılacaktı. Fakat satış bu ayrım yapılmadan gerçekleşti. Aslında bu olay bizim arşivlerimizle olan ilişkimizin özeti gibi. Hala 17. ve 19. Yüzyıllar arasına ait bu 2,5 milyon evrağın kopyasını arşivlerimize kazandırmaya çalışıyoruz. Fakat bu olay ilk olmadığı gibi son da olmadı. Daha sonra defalarca çöpte hem maddi hem de manevi değeri yüksek tarihi belgeler bulundu. Nicesi de SEKA’da yok oldu gitti.

12 EYLÜL ULUSAL ARŞİVİ BİÇTİ

Araştırmacı yazar Rıfat Bali çalışmaları esnasında, atılan, satılan, hurdaya çıkarılan arşivlerle ilgili rastladığı haberler dikkatini çekince bu konuda bir çalışma yapmış. Bir Kıyımın Bir Talanın Öyküsü kitabı böyle ortaya çıkmış. Bali, yıllardan beri devam eden kültürel tahribatı ilk kez derli toplu olarak göz önüne koyuyor ve açıkçası bizi hem şaşırtıyor hem de hayıflanmamıza sebep oluyor. Neler neler olmamış ki bu ülkede. Bir kere 12 Eylül TBMM’nin, tüm siyasi partilerin, sendikaların ve hatta TRT Ankara radyosunun arşivini yok etmiş. Pek çok devlet kurumunun arşivi ya sel baskını ya yangın ya da kötü depo şartları nedeniyle yok olmuş. Bir çoğu da süresi doldu denilerek hurda kağıt muamelesi görmüş. Rıfat Bali, bu durumun aymazlıktan ileri geldiğini ifade ediyor. “Evrakın süresi doldu deniyor. Onları SEKA’ya göndereceğine devlet arşivlerine göndermeyi akıl etmiyorlar. Eski Türkçe, Arap harfli yazılmış belgelere, 'Bu nedir zaten okuyamıyoruz. Ne biçim şey bunlar' diye bakılıyor. Problem toplumda muhafaza etme ve o muhafaza edilen şeyden bir tarihi yeniden inşaa etme gibi kaygıların olmaması” diyor Rıfat Bali. 

ESKİ YAZI İŞE YARAMAZ!

80’li yıllarda SEKA’da kağıt sıkıntısı olması üzerine devlet kurumlarına eski kağıtlarını yollamaları yönünde çağrı yapıldığını anlatan Bali, “Bu şekilde bir çok arşiv gitti kurumsal seviyede. Aileler de ‘Eski fotoğraflar, Osmanlı yazıları… Zaten okuyamıyorum’ deyip atıyor” sözleriyle arşivlerin durumunu anlatıyor. Geçen sene sonunda Milli Kütüphane’nin Türkçe, Yunanca, İbranice, Süryanice ve Türkiye’de basılmış çok eski kitapların bu lisanları okuyan kütüphaneciler olmadığı için ‘bunlar ne işe yarar’ denilerek tonla satıldığını hatırlatıyor Bali.  

KURUMLARA VERİN

Arşivlerin korunması için çöpe atma zihniyetinden kurtulmak gerektiğini söyleyen Bali ailelere de şu tavsiyelerde bulunuyor: “Elinizde anlamadığınız eski dilde evraklar fotoğraflar veya ne görüyorsanız bunları atmayın. Ya oturun kendiniz bir aile hikayesi yazın yayınlayın ya da bunları bir kurum arşivine devredin. Biri bir gün onları kullanacak ve 40 sene, 100 sene sonra bugünü anlatacak bir şey üretecektir.” 

KONYA ÇÖPLERİ  DEĞERLİ KİTAP KAYNIYOR

İnce Minare’nin de içinde bulunduğu bir çok ata yadigarının işleyişini ortaya koyan arşiv malzemeleri çöplükte bulundu. Valilik arşivi 1990’lı yıllarda 75 kamyonla kağıt fabrikasına gönderildi. Maddi olarak tanesi 500 bin liraya satılan beratlar, hurda olarak atıldı. 2000’li yıllarda 1799- 1801 yıllarına ait mahkeme sicil defteri bir vatandaş tarafından çöpte bulundu. 2005 yılında bir okulun deposunda el değmemiş çok sayıda tarihi el yazması esere rastlandı. 2008 yılında ise çöpte 1840’lı yıllara ait vakıf kayıt defteri ve bazı belgeler bulunup Konya Yazma Eserler Kütüphanesi’ne kazandırıldı. 2011 yılında ise seyyar satıcılık yapan bir vatandaş çöpte bulduğu 15 tarihi kitabı Konya Yazma Eserler Kütüphanesi’ne getirdi. Bu kitapların 14’ü 150- 200 yıllık nadir matbu eser, 1 tanesi de 300 yıllık bir yazma eserdi.  

Atatürk'ün notları tavan arasında

Talat Öncü 1995 yılında Atatürk’ün Güneş Dil Teorisi ile ilgili, kendi el yazısıyla aldığı notların nasıl bulunduğunu şöyle anlatıyor: “Türk Dil Kurumu kurucularından Hasan Reşit Tankut’un Kızılırmak Sokağı ile Selanik Caddesi’nin kesiştiği köşede bahçe içinde bir evi vardı. Duyduk ki ev yıkılıp iş merkezi yapılacakmış. Ev yıkımcıya verildi. Camları, çerçeveleri ve kapıları çıkarıldı. Sonra hurdacılar ve kağıtçılar girdi. Kağıtçılar evin tavan arasına çıkınca burada çuvallar içinde kağıtlar görür ve Sanat Kitabevi’nden Ahmet Yüksel çağrılır. Ahmet Yüksel çuvalları olduğu gibi satın alarak dükkanına götürür. Çuvallardan çıkan en önemli belge, Atatürk’ün Hasan Reşit’e el yazısıyla yazdığı Güneş Dil Teorisine dair notlardır. Ahmet Yüksel bu belgeleri çerçeveletip aylarca dükkanında sergiler. Daha sonra TDK’ya satar. Hasan Reşit’in kızı rahmetli Prof. Dr. Gönül Tankut’un nasıl olup da babasının çuvallar dolusu değerli belgesini çöpe attığı hala merak konusudur.”

Prof. M. Zeki Kuşoğlu ise hurdaya atılan kişisel arşivlerle ilgili tanıklığını ise şöyle anlatıyor: “Soğuk bir sabahın erken saatlerinde pazarda dolaşıyorum. Bir tezgahın üzerinde eski bir not defteri var. Aldım baktım Sultan Abdülaziz’in besteleri. Muhteşem bir kaynak. Ama her kimse torunları, bu önemli eseri çöpe atmış. Yine bir deasında Sultan Mahmut’un okçuluğu ile ilgili çok önemli notları çöpten buldum. Muhteşem bir arşiv belgesi ama ne yazık ki çöpteydi”

Çok gizli evrak hurdacıda

Ankara İvedik Hurdacılar sitesinde dükkanı bulunan Aşir Özdemir, Milli Emlak’ın açtığı ihalede çelik kasalar satın aldı. Dükkana götürülen kasalar üç yıl boyunca burada kaldı. 15 kadar kasadan 2’sini market işleten bir kişi satın aldı. Kilitleri olmayan kasaları açtırdığında karşısında bir anda Dış İşleri Bakanlığı’na ait “gizli” ibareli evrakları gördü. Paniğe kapılarak bakanlığı aradı ama kimseyi işin ciddiyetine inandıramadı. Bunun üzerine Genelkurmay’ı haberdar etti. Genelkurmay hemen bir heyet gönderdi. Kasanın nereden alındığı öğrenilince eskiciye gidilerek hala satılmayı bekleyen diğer kasalardaki gizli evraklara da el koyuldu. Satılan bazı kasaların içinde gizli evrak olup olmadığı bilinmiyor. Konuyla ilgili soruşturmada olayın kasaların üstlerine yanlışlıkla “boş” yazılmasından kaynaklandığı söylendi.

Muhteşem Mesnevi kayboldu 

1967 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün arşivinin tasnifi için İbrahim Hakkı Konyalı görevlendirilmişti. Ankara’da Vakıflar Umum Müdürlüğü’nün altında orta duvarları kaldırılan 12 dükkanın, rutubetli, karanlık dehlizlerinde 30 bin vakfiye sureti, milyonlarca şer’i hüccet, vakıf şahsiyet kayıtları, vakıf fihrist ve tedavül defterleri ve eşsiz ve tek 600 orijinal vakfiye bulan Konyalı şok olmuştu. Konyalı buradaki eserleri şöyle anlatmaktadır: “İnsanı çıldırtacak kadar kıymetli bazı kitaplar da Bezm-i Alem Valide Sultan’ın vakfettiği kitaplar arasındadır. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerinin devrinde yazılmış bir Mesnevi-i Manevi’yi de Valide Sultan vakfetmiştir. Şimdi ağlayarak, gözyaşı dökerek, yaralı bir arslan gibi inleyerek haber vereyim: Bu mukaddes kitaplar ne olmuş biliyor musunuz? Paşalar, beyler, efendiler, ağalar! Aradım, taradım, şu son elli sene içinde bunlar pırrr!.. olmuş gitmiş.”

Tuvalet kağıdına ne gerek var!

İstanbul Yahudi Cemaatinin kurumlarından geriye çok az arşiv kalmıştır. Bu arşivler temizlik bahanesiyle yırtılıp çöpe atılmış ya da 12 Eylül’de cemaat liderleri tarafından imha edilmiş veya diplomatik bagajlara uygulanan dokunulmazlıktan yararlanılarak İsrail Başkonsolosluğu vasıtasıyla Kudüs’e gönderilmiştir. Bu arşivlerden birinin İsrail’e gönderilmesi şöyle olmuş: “Hahambaşı İshak Haleva genç bir din adamı iken, Hahambaşılık çalışanlarından birinin bir kağıt yığınından eski kağıtlar alıp tuvalet kağıdı olarak kullandığının farkına varmış. Bunların ne olduğuna baktığında arşivdeki belgeler olduğunu görmüş! Bunun üzerine arşiv Kudüs’teki arşivlere gönderilmiş.”

Yorum

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.