YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Gündem

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 


PROF. KARAMAN, BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINA 'ARTIK YETER' DEDİ VE ÜNİVERSİTEDEN AYRILDI


Kırıp dökmeden isyan ediyorum

Artık kalarak mücadele etmemin imkansız olduğunu görüyordum. Son olaylar artık beni "Ya sev, ya terket" noktasına getirdi. Bana, "Ya bizim dediğimiz gibi ol, ya da terket" diyorlardı. Haksızlık karşısında sükût edemezdim.

Sizi Marmara İlahiyat'tan ayrı düşünmek çok zor ama, hayırlı olsun. Noktayı kaç yılın üzerine koyuyorsunuz?

1953 yılından beri yaklaşık yarım asırdır camianın içindeyim. Akademik hayatım Yüksek İslam Enstitüsü'nde asistanlık ve öğretim üyeliği ile başladı. 1982 yılında, enstitü fakülteye dönüştü ve onun başlangıcından bugüne kadar da vardım.

Bunca yılın ardından, bir sabah kalktınız ve "Artık tamam" dediniz...

Yatmadan karar vermiştim!..

Hiç şüphem yok... Üniversiteden ayrılma kararını nasıl verdiniz?

Çok düşündüm. Bir yolun çatına gelmiştim. Bir çizgim vardı ve Allah o fırsatı verdi, şimdiye kadar resmi görev özgürlüğümü büyük çapta sınırlamadı. Ya da benimkini herkesinki kadar sınırlamadı. Bu bir özgürlüktür ve bu özgürlük için, sonuç görevden ayrılmak da olsa fedakarlık ederim.

Kalıp mücadele etmeyi denemek de bir seçenek olamaz mıydı?

Bu reaksiyon iki türlü olabilirdi. Kalmak ya da gitmek. Ben kalmak kısmını tamamladığımı ve kalarak mücadele edebilmemin imkansız hale geldiğini düşünüyorum. Ya kuruma zararım olacaktı yahut da ben hak etmediğim bir şekilde zarar görecektim. Bir laf var.. Ya sev ya terket. Aşağı yukarı aynı noktaya geldim. Ya bizim dediğimiz gibi ol, ya da terket.

Yine de sizin için bardağı taşıran son damla, başörtüsü yasağını uygulamanızın istenmesi oldu. Örtünmeyi öğreten birisi olarak böyle bir teklifle karşılışınca neler hissettiniz?

Bu önemli bir soru. Çünkü o noktada hissettiklerim ayrılma kararımda çok önemli bir amildir. Bu çocuklar, inandıkları için örtündüklerinden dolayı gece gündüz bununla yaşıyorlar. Fısıltı gazetesinden haber alıp, "Hocam İlahiyat'ta da başörtüsü yasağı uygulanacakmış, doğru mu?" diyorlardı. Biz "Olmaz inşaallah" dedikçe olay artık, itiraz ve mazeret kabul edilmez hale gelmişti. Bizim gerekçelerimiz için yukarıdan, "Bahsettiğiniz bütün engelleri göğüslemeye hazırız" denildi. Kızlarımız ve tabii erkek arkadaşları da kendi aralarında toplanıp konuştular ve bir karar aldılar. Allah şahit... Bize gelip, "Başımızı açalım mı?" demediler. "Biz açmayacağız, siz hocalar olarak bize destek verecek misiniz, vermeyecek misiniz?" diye geldiler. Elbette desteklerim. Yukarıdan da "Destekleme, desteklersen seni atarız" anlamında bir baskı geliyor. Bu durumda üzülüyor, o çocuklarla birlikte ağlıyorsunuz. Ben, öncelikle kızların başörtülü olarak okuyabilecekleri bir İlahiyat Fakültesi istiyorum. İşte bu mücadelemi sürdürebilmek için, üzülerek de olsa ayrılmaya karar verdim. Sükût etmeye tahammül edemedim.

Ayrılıyorsunuz ama sözlerinizde, "Asıl şimdi başlıyorum" gibi bir meydan okuma var...

Şöyle anla; mücadeleme ara vermiyorum...

Merak ediyorum. Bir ilahiyatçı bir ilahiyatçıya nasıl, "Kızların başını açmamız lazım" der?

"Biz bu kızların başını açtırmalıyız" diyenler iki gruba ayrılıyor. Bir kısmının inancı ve yorumuna göre başörtüsü dînî bir gereklilik ifade etmiyor. Bunlar bana, "Önce sen bu konudaki kanaatini değiştir, sonra da öğrencilere git bunu anlat, seni dinlerler" anlamında sözler söylediler. İkinci grup ise, "Biz de senin gibi düşünüyoruz ama bu kızlar başörtüsü yüzünden okuyamasın mı? Ve bu yüzden okulumuz kapansın mı, yoksa bir şekilde açık kalsın mı?" dediler. İşte... Bir ilahiyatçı bir ilahiyatçıya, başörtüsünü açmayı böyle söylüyor.

Bu yetmezmiş gibi, fakültenin başına Zekeriya Beyaz gibi bir ismin getirilmesi de canınızı sıkmıştır herhalde...

Prof. Saim Yeprem gibi ilim ve ahlak sahibi bir dekan, bir bilim adamı, değerli bir yönetici haksız bir tasarrufa alet olmak istemediği için istifaya zorlandı. Durum çok açık. Şimdi onun yapmadığını yapmak üzere birisi getiriliyor. Fakültede oylama yapılsa bu arkadaşın alacağı oy ya sıfır ya da birdir.

Başörtüsüne karşı hareket giderek daha anlayışsız ve daha kaba bir hale geliyor, neden?

Bize dışarıdan bakan, bizi anlamaları mümkün olmayan, empati yapamayan insanlar o yağmurun, o soğuğun altında bazen polis copuyla karşılaşan ve her defasında "Başımızı açmayız ama okuma hakkımızdan da vazgeçmeyiz" diyen kızlarımız için şöyle düşündüler: Başörtülü kızlar bunu inançları gereği yapamazlar!.. İşte, bu noktada bunlarda empati oluşamaz diyorum. Çünkü, inançları yok. Vermemiş mabut neylesin Mahmut. Aslında mabut vermiş de bunlar almamış. İnancı gereği hayatında bir defa böyle bir fedakarlık yapmamış bir insan, inancın insanı nasıl fedakarlığa götüreceğini nereden bilsin.

Bir de "Bu kızlar, hocalarının beyin yıkaması ve teşvikiyle başlarını örtmekte ısrar ediyorlar" denildi. Hakikatan beyin yıkıyor musunuz?

Tam tersi... Kızların bir kısmı, bazı hocaların beynini yıkıyorlar ya da ayarı bozulmuş beyinleri ayarlıyorlar!..

Türkiye, bütün dînî kurumların birer elden çıkarıldığı bir 28 Şubat süreci yaşadı. Ama, olup bitenlerin hiçbirine tepki gösterilmedi. Bizim kitabımızda tepki yazmıyor mu?

Bu tepkiyi tanımlamamıza bağlı. Sivil toplum hareketi olarak demokratik tepkiyi soruyorsanız bu yok. Bunun olmaması bize demokrasinin tepeden gelmiş olmasıdır. Cumhuriyet vatandaşları bir günde kalıplara kurşun dökülerek var edilmediler. Sizin dedeniz bir sabah kalktı, cumhuriyetin ilan edildiğini duydu. Bir gün önce Osmanlı tebasıydı. Ve ona dediler ki, "Size birileri cumhuriyeti verdi." Verilenin kıymeti de bilinmez.

İmam-hatipler, Kur'an kursları, başörtüsü vesaire, "verilmiş şeyler" oldukları için mi geri alınmaları bu kadar kolay oldu?

Demokratik cumhuriyet verilmiştir. Dolayısıyla, bu çerçevede insanlara sunulan hak ve özgürlükler de verilmiş sayılır. Bir gün bu demokratik cumhuriyeti size verenler, hayata ve siyasete yansımış talepleriniz işlerine gelmeyip geri almak istediklerinde, o çerçeveyi kendiniz iktisab etmediğiniz için bunu savunmasını da bilemiyorsunuz.

Belki şunu da sorgulamak lazım. Türkiye'de İslami taleplerin arkasında düşündüğümüz kadar yaygın bir destek yok mu acaba?

İslami talebin mahiyetine bağlı. Aslında şeriatta var olup olmadığı ve bugünkü şartlara uygunluğu da tartışılır ama, içinde "Hırsızın elini kesmek, dört kadınla evlenmek de olan şeriatın Türkiye'ye gelmesini ister misiniz?" şeklinde bir taleple gelirseniz çok az destek alırsınız. Buna karşı, "Bir memurun eşinin ve anasının başının örtünmesi o memurun işten çıkarılmasına dayanak teşkil etmeli midir?" derseniz yüzde 90'ın üzerinde tepki alırsınız. Ya da "başörtüsüyle okumak ve çalışmak hakkı" konusunda bir araştırma yaparsanız büyük çoğunluğun desteğini görürsünüz. Bu desteğin bir kısmı İslami, bir kısmı da demokratik yaklaşımdan gelir.

Hayrettin Karaman gibi mutedil bir ismi bile isyan ettirecek kadar baskıcı bir süreçten geçtiğimizi söyleyecek olursam sizi provoke etmiş olur muyum?

İsyan kelimesine verdiğiniz anlam önemli. Bu, meşruiyet dahilinde kırmadan, dökmeden, pirinç elde edeyim derken bulgurdan da olmadan becerilebilecek bir isyandır. Bizim Sünni geleneğimizde bizi yönetenler zulme, haksızlığa, ahlaksızlığa saparlarsa bunlara karşı halkın ve halkın temsilcilerinin tavrı fitneyle birebir ilişkilidir. Fitne de daha iyisini elde edeyim derken iyiden de olmaktır. Kötü şeylere sebep olmayacak bir isyansa, dediğiniz doğru.

Hocam, bundan sonra 28 Şubat öncesine, "o güzel günler"e dönmek mümkün mü?

Mümkün. Olmasaydı, mesela ben ayrılmazdım ya da benim ayrılmam başka türlü olurdu. Daha güzel günlere dönmek mümkün, buna inanıyorum.

"İrtica geliyor" öcüsü hep böyle dindarların yumuşak karnı olmaya devam edecek mi?

İrtica tehlikesinin ciddi boyutta olmadığı devletin istihbarat teşkilatının başındaki zat tarafından da söyleniyor. Öyle bir öcü yok. Bu işi tasarlayanlara göre tehlike, belli derecedeki dindarlıktır. Demek ki ellerinde hastaların hararetini ölçen derece gibi bir alet var. Bunu topluma tuttular ve mesela 1940'lı 50'li yıllara nisbetle bugünkü dindarlık derecesinin yüksek olduğunu tespit ettiler, şimdi bunu aşağı indirmek istiyorlar.

Öğrenciler arasında kızınız olsaydı ve ona "Ben gidiyorum ama sen de şunu yap" diyecek olsaydınız "şu" dediğiniz ne olurdu?

Burada değil ama, başka bir fakültede torunum var. Zaten hiçbirisini de kendi kızımdan ayırmadım. Onlara, "Başörtüsünde ısrar etmenize ve bunu dini bir gereklilik olarak telakki etmenize katılıyorum" diyorum. Öte yandan, kızlı ya da kızsız bu okulların devam etmesi gerektiğini de kabul ediyorum.

Herkes bir ölçü, bir fetva bekliyor...

Konu zaruretin ölçüsüdür. Zaruret konusunda seçimi biz genel olarak tayin edemeyiz. Zaruret genel değildir. Biz ölçütleri veririz, her okuyan kız ya da her çalışan çalışan hanım kendi durumunun zaruret çerçevesine girip girmediğine kendi karar verir. Bir bayan kendini zaruret içinde görüp başını açıp okur ya da çalışırsa bu içtihadı isabetliyse Allah onu bağışlar, bundan dolayı onu sorguya çekmez. Fakat, onu bu zaruret haline sokanları sorguya çeker. Allah, bu zaruret halini ortadan kaldırmayanları da -tabii suç işlememek için meşru, demokratik, hukuki yolları kullanarak diyelim- sorgular.

Onlar kim?...

Hepimiz. Burada sen ve benle başlıyor. Biz belki, bu röportajı yaparak paçayı kurtarırız.

Hocam, madem umut var haftaya bir röportaj daha yapalım!..

"Kur'an'da örtünme yok" diyen yalan söylüyor

Başörtüsü sorunu, bir sosyal problem olarak hangi boyutlara ulaştı?

Klinik tedaviye muhtaç hale gelenler var. Bu konuda mutlaka bir araştırma yapılmalı ve bunu bizim kesim yapmalı. Böyle araştırmalar elimde olmamakla beraber, olayları takip eden birisi olarak kesinlikle söylüyorum ki kızlara zorla baş açtırarak ilahiyat tahsiline devam ettirmek çözüm değildir.

Neler yaşanıyor?

Çocukların bir kısmı peruk çözüm değil diye, başını açıyor ama sadece okuldayken. Dışarıda örtmeye devam ettiği için kanaati değişmiyor, ama tedirgin. Başına peruk takan kuşkulu, suçlu, üzüntülü bir tavırda sınıfa kendini atıyor. Sınıftan çıkmıyor. En az görülebileceği bir yerde oturmayı tercih ediyor. Önündekinin arkasına kafasını eğip, saklıyor. Bir kısmı da yüzünü avucuna alıp, sadece ağlıyor. Böyle bir ıstırap...

Bu noktada bir özeleştiri yapabilir miyiz. Başörtüsü yüzünden okuyamayan kızların ikinci eş olarak alınması ya da ucuz işgücü olarak kullanılması gibi bir alışkanlık da peydah oldu...

Nisbetini bilemiyorum ama varolduğunda şüphe yok. Bu konuda bana tenkit mahiyetinde mektuplar da geliyor. Sayısı az da olsa, kızların okumasına taraftar olmama karşı çıkanlar var. Oysa, Cenab-ı Allah, birbirine eşit iki varlık yaratmıştır. Kur'an da kulluk bakımından erkek ve kadını kesinlikle ayırmıyor. Kızlarımız, kadınlarımız mutklaka eğitilmelidir, öğretilmelidir Mümkün olsa da bütün kızlarımız yüksek tahsili yapabilse.

Hocam, başörtüsünün dînî bir emir olduğuna şüphe var mıdır?

Hiç yok. Kur'an-ı Kerim'de örtünme yoktur diyen adam düpedüz yalan söylüyordur. Hem örtü, hem de başörtüsü vardır. Erkek ve kadınlar için giyinme ve örtünme vardır. Bunun yanında, Nur Sûresi'nde herkesin bildiği kadınlar için örtünme ayeti vardır. Bu ayet, başörtüsünün yakaların üzerine salınarak bağlanmasını emreder. Kur'an-ı Kerim zaten olmayan bir başörtüsünü icat etmedi. Mevcut başörtüsünü düzenledi. Diğer bazı gerekliliklerin yanında cinsel cazibeyi karşı tarafa sergilemeyi engelleyen bir araç olarak da devreye soktu. Ayetlerin başında bu husus çok açıktır. Ayet, "Söyle mü'min kadınlara iffetlerini korusunlar" dedikten sonra devam ediyor. "Kur'an-ı Kerim'de başörtüsü yoktur" ya da "vardır ama bu sadece tavsiye niteliğindedir" diyenler Kur'an'dan ve İslami akıldan yola çıkarak değil, konjonktürel olarak konuşuyorlar.




Kağıda basmak için tıklayın.

Sakat Mercedes vurgunu
Gümrük müfettişleri, trafikte bulunun yüzlerce Mercedes marka otomobilin, yurtdışında çalışan işçiler tarafından "sakatlara hibe edilmiş" gibi gösterilerek yurda sokulduğunu belirledi.
ÖZÜRLÜLERE 12 GÖZALTI
Dün Galatasaray Lisesi ve Tünel'den Cumhuriyet Anıtı'na kadar yürüyen özürlüler polis engeline takıldı. Yürüyüşe izin vermeyen polis 12 özürlü vatandaşı gözaltına aldı.
Özkan'ın marifeti
Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, murakıpların bilgisi dışında Cumhuriyet Başsavcılığı'na intikal ettirdiği raporları geri isteyip müfettişlere yeniden yazdırmış.
SEKA'da büyük peşkeş
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın 1997 yılında 280 milyon 571 bin 776 dolar değer biçtiği SEKA'nın fabrikası 40 milyon dolara Mehmet Ali Monay'ın sahibi olduğu MOPAK'a verildi.
Sabah'ta maaş isyanı
Dinç Bilgin'in sahibi olduğu Etibank'a içinin boşaltıldığı gerekçesiyle el konulmasından sonra zor durumda kalan Sabah gazetesinde geçtiğimiz ay içinde ünlü bir yazarın ödenemeyen maaşlar için isyan ettiği bildirildi.
Dördüncü Kuvvet Medya'da yer alan habere göre, 24 Kasım günü öğle saatlerinde Sabah'ın ünlü yazarlarından biri ödenmeyen maaşlardan dolayı isyan etti ve yöneticilere, "Aldınız mı babayı... Gördünüz mü ananızın a... Bankayı ben mi soydun lan.. Verin bizim maaşlarımızı..." diye bağırdı. Ünlü yazar daha sonra güçlükle ikna edilerek susturuldu. Bu arada Dinç Bilgin'in oğlu Önay Bilgin'in benzincide Etibank'tan aldığı kredi kartı karşılık vermeyince beş parasız kaldığı haberi de Dördüncü Kuvvet Medya'da yer aldı. Önay Bilgin, şoförü depoyu doldurduktan sonra ücreti ödemek üzere kredi kartını uzattı. Kasadaki bayan kartı makineye sürdü, "Talep yerine getirilemiyor. Lütfen bankanıza başvurun" diyerek kartı iade etti. Bunun üzerine benzin ücretini nakit ödemek için elini cebine attı ama parası yoktu, çünkü patronlar yanlarında nakit taşımazdı. Şoföründen para isteyen Önay Bilgin ondan da "hayır yok" cevabını alınca şok oldu. Derken, gazeteye telofon edildi ve yöneticilerden birinin gönderdiği parayla benzincinin ücreti ödendi.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED
Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...