![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Krizin kaynağı kötü bankacılıktır!..Her mesleğin ve özellikle bankacılığın, yüzyıllar süren deneyimler sonucu oluşmuş kuralları vardır.. Bu kurallardan pek çoğu, yasalarla da düzenlenmiştir. Bizim son Bankalar Kanunu da (4389 sayılı), "Mevduat"ı, "Kredi"yi, "İştirakler"i, bu açıdan katı kurallara bağlamıştır.. Bir de, yasalarla belirlenmemiş, fakat bankacılık mesleğinin aklına dayalı oluşmuş kurallar var.. Örneğin bankacılığı kumarbazlıkla karıştırmamak, bütün kaynakları tek kaleme bağlamamak, riskleri iyi hesap etmek gibi.. Türkiye'de batan veya boşaltılan bankalar, sadece yasaların belirlediği katı kuralları çiğnedikleri için bu noktaya gelmediler.. Bankacılık aklının gereklerine de uymadılar.. Bazıları, "ne yaparsak yapalım, nasıl olsa bizi devlet kurtarır" mantığı ile bankacılık yaptı. Bazıları, kısa vadeli kredilerle fonlandıkları kendi şirketlerinde, uzun vadeli yatırımlara girdiler.. Son piyasa krizinde ise, bazı bankaların bütün fonlarını Hazine kağıtlarına yatırarak, "nasıl olsa faiz yükselmez" kumarını oynadıkları görüldü.. Şimdi Türkiye'de devlet de, bankacılık mesleği de, sadece son piyasa krizini atlatmaktan öteye, bankacılığın sarsılan "güven unsuru"nu onarmak zorundadır. Bunun için atılması gereken birinci adım, "bankalar da iflas eder" mantığını ve gerçeğini kabul etmekten geçiyor.. Mevduatın bir "Sigorta Fonu" tarafından belirli rakamlara kadar (şimdi 100 milyar lira) kamu güvencesi altına alınması, belki hemen kaldırılamaz.. Ama, şöyle bir geçiş uygulaması mümkündür.. Aktifleri pasiflerini karşılamayan ve kaynakları, geri dönüşü mümkün olmayan kredilere kilitlenmiş bankalar, iflas ettirilir.. Bunların sahip ve yöneticileri de, iflas ettirilir.. Fakat geçici bir süre için, mevduatın, Sigorta Fonu tarafından geri ödenmesi sağlanır.. Ancak bu geri ödemedeki faiz oranı, para piyasalarındaki asgari haddin üzerinde olmaz.. Bankacılığın sarsılan "güven unsuru"nu onarmanın bir diğer ön-şartı da, bankaları denetlemekle yükümlü murakıp raporlarının, hemen değerlendirilmesidir.. Batan veya boşaltılan bankalarla ilgili murakıp raporlarının, idari ve siyasi yetkililer tarafından hasır-altı edildiğini, sürekli görüyoruz.. Bunun nedeni parasal veya siyasal rüşvetler olabilir. Örneğin medya sermayeli batık bankaların, gazete manşetleri karşılığında ömürlerinin uzatıldığı ve kamu kredileri ile fonlandığı ortada.. Ya da, bazı kamu görevlilerinin, yüksek maaşla batık bankalarda yönetime getirilmeleri gibi "nüfuz ticareti" örnekleri de var.. Bu gerçeklerin ışığında, "bankacılık" ile idare ve siyasetin ilişkileri, mutlaka şeffaf, hukukun üstün olduğu, duygulardan arınmış, mekanik bir düzeye oturtulmalıdır. Bir diğer önemli mesele de, "banka sermayesi"nin yatırım yapabileceği alanların sınırlanmasıdır.. "Banka holdingleri" veya "bankalı holdingler", bütün gelişmiş kapitalist ülkelerde, kesin kurallarla, faaliyet alanı sınırlaması içine alınmışlardır. Biz bu kurallara uyulmamasının sonuçlarını, "banka-medya ortak sermayesi" yapılanması dolayısıyla gördük.. Bu yapı, hem bankacılığı, hem medyayı, hem siyaseti yozlaştırdı.. Şimdi de, "Etibank-Sabah-ATV" birlikteliği, hukuku ve adalet anlayışını zorluyor.. Banka boşaltanların bir kısmı cezaevinde çile çekerken, bir bölümü de, hiçbir şey olmamış gibi gazete yönetiyor, kamuoyu oluşturuyor.. İMF'den veya Dünya Bankası'ndan krizi aşabilecek bir destek fonu beklediğimiz sırada, bu krize sebep olan kötü nedenleri hemen düzeltmemiz, insan aklının ve uygarlığın gereğidir. "Bu işi, mevcut üçlü koalisyon yapabilir mi" ise, zor bir sorudur..
ŞAKA İtikat ve Etibank!Sabah gazetesine göre, Almanya'da faaliyet gösteren "İtikat" Et Firması, "helal" damgalı ürünlerine domuz eti karıştırılınca, batmış.. Doğrudur.. Türkiye'deki "Etibank"ın içine de, biraz medya, biraz siyaset, biraz boşaltma katılınca battı.. Demek bu "helal" kavramı, "et" için de, "para" için de, aynı ölçüde geçerli..
DİNÇ BİLGİN 28 Şubat'ın profili çıkartılmalı!..Sürekli "Etibank-Sabah" ilişkilerine ve "Dinç Bilgin-Zafer Mutlu" ikilisine değinmemizin sebebi, "28 Şubat'ın profili"ni bunların temsil etmeleridir.. Türkiye'de siyaset ve kamuoyu, "28 Şubat"ın iç-yüzünü iyice görüp, bunu bilinçle değerlendirmediği takdirde, demokrasideki, siyasetteki, idaredeki ve medyadaki krizler, bitmeyecektir. Keşke Dinç Bilgin, "28 Şubat kurbanı" olmasaydı. Keşke "banka-medya-siyaset-mafya" kısır döngüsünün içine girmeseydi.. Uçağı, yatı, medya plazaları olmayan, ama bağımsız, bağlantısız, özerk ve özgür bir medya patronu olarak kalabilseydi.. Dinç Bilgin böyle kalabilseydi, bugün, ülkenin en itibarlı ve en güçlü medyasının sahibi olurdu.. Ama "28 Şubat" modeli post-modern müdahale, Dinç Bilgin'i kullandı.. Kamuoyunu brifing gazeteciliği ile aldatmanın karşılığında, Bilgin borca ve batağa gömüldü.. Gerçek kafa yapısının dışındaki bir dünyanın konu mankeni oldu Dinç Bilgin.. Dinç Bilgin'i kötü yola itenler ve sonunda ceketi ile başbaşa bırakanlar, şimdi ya iktidarda, ya da emekli.. "Etibank-Sabah-ATV" ilişkileri, bu açıdan, "banka boşaltma"nın ötesindeki bir siyasal trajediyi de içeriyor.. Bu olayın peşini bırakmamalıyız..
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|