![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Krizin ağırlığı ve 'iyi yönetim'Pazar öğlen saatlerinde Deniz Baykal bir özel televizyon programında sorulan sorulara cevap verdi. Dünün hükümet deviren ve bu yüzden eleştirilen 'kızgın adam'ı olarak, bugün herkesin haklılığını teslim ettiğini söyledi. Gerçekten öyle. Hemen her zeminde dün istikrarı bozduğu için eleştirilen Baykal'ın 'siyasi öfke'si, bugün yolsuzluklara karşı gerekli bir dinamik olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle Baykal'a, dün haklı çıktığını söyleyerek, bugün neden konuşmadığını soruyorlarmış. Asıl kızgınlık göstermesi gereken zamanın şu an olduğunu ifade ediyorlarmış. Baykal ise dün kızgın olan kendisinin bugün herkese itidal tavsiye ettiğini söyledi. Yaşanan ağır kriz nedeniyle, işlerin daha kötüleşmesine yol açacak, insanlarda tedirginlik yaratacak veya piyasaları dengesizleştirecek hareketliliklerden kaçınılması gerektiğini belirtti. Hükümetin işi bitmiş bir siyasi varlık olarak eleştirilmesine gerek bile duymadığını, alternatif hükümetin Meclis'ten çıkmasının mümkün olmadığını ama yine de çözüm konusunda umutlu olduğunu söyledi. Baykal hareketliliği ile şöhret bulmuş ve son CHP kongresinde büyük oranda siyasete hareket getirmesi beklentisiyle desteklenmiştir. Ben dahil pekçok yazar Yeni ne getireceğine bakmaksızın, artık iyice tutuklaşmış siyasi hayatımıza bir hareketlilik getirmesi beklentisiyle Baykal'ın yeniden CHP'nin genel başkanlığına seçilmesini önemsedik. Kuşkusuz, Baykal, şu anda hareketlenmenin iç siyasette kendisine ne gibi olumlu getiriler sunacağını en iyi bilen siyasetçilerden biridir. Bu tecrübeye fazlasıyla sahiptir. Fakat yaşanan krizin ağırlığı O'nu geriye çekilmeye mecbur ediyor. Biraz hareketlilikle barajın altına düşürmekle suçlandığı partisine sıçrama yaptırabilecekken bundan geri durması, Baykal'ın krizin ağırlığını ve büyüklüğünü kayıt altına alma çabasıdır... Yaşanan kriz gerçekten ağırdır. Ekonomiden dış politikaya kadar birbirine entegre bir tablo, her noktadan elektirik sinyalleri vererek, kısa devreleri tetikleyerek Türkiye'nin yönetim şemasını kuşatıyor. Bir yandan reel sebeplerinin yanı sıra siyasi sebepleri de olan piyasalardaki daralma, önümüzdeki senenin fevkalade bir sıkışma getireceğini şimdiden bağıra çağıra ilan ediyor. Öte yandan, neredeyse hiçbir devlet tecrübesine sahip değilmişçesine dış politika alanında yapılan 'köktenci' açıklamalar yüzünden, ileriye dönük incelikli politikaların varlık alanına ipotek konulmuş oluyor. Bütün bu sıkıntıların merkez üssü ise iç politikanın istikrar fetişizmine teslim edilmiş kötürüm refleksleri. İstikrar adı altında, siyaseti birtakım akreditasyon kriterleriyle hiyerarşilendirmek ve buna rant mekanizmasının bütün imkânlarını sunmak, dar alanda paslaşmaların hegemonyasına soktu herşeyi. İç siyasete nizam ve intizam verme otoriterliği yüzünden siyasetin kötürüm hale getirilmesinin neticelerini açıkça görüyoruz. Muhalefetin devletçi akreditasyon çizelgesinde silinmesinden güç alan mevcut hükümet şeması, siyasetsizleşme üzerinden sadece yönetim krizlerine imza atabiliyor. Türkiye'nin dış politikasını ve ekonomik gereklerini o dar alanda paslaşmaların emrine veren ve kendi bekasını paslaşma alanının her geçen gün biraz daha daralmasından alan hükümet, kendi varlığını ülkeyi muhalefetsiz bırakmaya göre 'ayarlarken', üzerinde hareket ettiği tablonun entegre olduğunu farkedemedi. Tablonun bütünsel karakteri, en merkezi noktadan, yani yönetim düzeyinden yapılan sıkıştırmalara tepki verince, arka arkaya krizler birbirini besleyerek egemenleşti. Şu anda elde kalan ise, Baykal'ın herkese itidal tavsiye etmesini doğuran çok kritik bir aşamadır. Teşhis doğru koyulmalıdır. Ekonomide 'reel' olanla 'sanal' olan arasındaki müthiş farkın kapanması gerekmektedir. Reel olarak küçük dilimler üreten ama sanal olarak çok katlı pastalar tüketmeye çalışan vurgun ekonomisinden süratle uzaklaşılmalıdır. Bunun yanı sıra, iç siyasetin verdiği çirkin resmin yavaş yavaş dış politikaya sirayet ettirilme gidişinin önüne hemen geçilmedir. Tarihsel varoluşunu 'çok seçenekli dış politika' anlayışında temellendiren Türkiye'nin hangi sebeple ve ne adına en önemli dış politika seçeneği haline gelmiş olan Avrupa Birliği ile ilişkileri mevcut kaba saba ortama soktuğu iyi değerlendirilmelidir. 'İyi yönetim'in nasıl bir hak haline geldiği açıkça kavranmalıdır artık. Hukuk devletinin, demokrasinin ve en önemlisi etkin bir dış politikanın, merkezinde 'iyi yönetim' olan entegre bir tablonun ayakları olduğu bilinmeden yol almak, devlet böyle kavrayışla ele alınmadan kriz çözmek mümkün değildir...
ocelik@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|