![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Çağımızın papazları: İletişim araçlarıSaint-Simon, iki yüzyıl önce, sadece Avrupa'nın değil, dünyanın gidişatını değiştiren Sanayi Devrimi'nin mimarları olarak kabul edilen mühendisleri, 'sanayi toplumunun papazları' olarak adlandırmıştı. Bugün sanayi toplumu, pekçok bakımdan aşılmış durumda. Şu an, sanayi-sonrası toplum olarak da adlandırılan 'enformasyon toplumu'nun az-çok içindeyiz ve 'orada' veya 'burada' 'yuvarlanıp gidiyoruz'. Kendine özgü imkanları ve zaafları olan 'enformasyon toplumu'nun mimarları olarak görülebilecek iletişimcileri (gazetecileri, köşe yazarlarını, televizyoncuları, sinemacıları, radyocuları, bilgisayarcıları vesaire) çağımızın papazları olarak adlandırabiliriz. Bizim yaptığımız iş, biz ne denli karşı çıkmaya, direnmeye çalışırsak çalışalım, bir tür 'papazlık' gibi bir şey. Sinema, gazete, televizyon vs. yoluyla sanal, sadece bize özgü, subjektif bir dünya kuruyor ve bunu 'gerçek dünya, bizim resmettiğimiz dünya' diyerek başkalarına sunuyor veya 'satıyoruz': Başkalarına sunarken / satarken kullandığımız birtakım sloganlar var: Objektiflik, tarafsızlık, dürüstlük, içtenlik falan filan. Bunların hepsi 'yalan'. İletişim araçları, Stuart Hall'ün deyişiyle, 'varoluş ve mücadele alanları / mekanları'dır; ama aynı zamanda çağımızı tanımlayacak kadar hayatın içine girmiş, nüfuz etmiş, hayatın bir parçası olmuş veya hayatı da kendilerine benzeten araçlar.. Asıl amacı iletişim kurmak, iletişimi yaygınlaştırmak olan bu araçların, sonuçta tam tersi bir şekilde iletişimi zorlaştıran, kavga, mücadele, güç ilişkisi vasıtaları haline gelmesi tesadüfi değildir. İletişim eyleminde araya aracın / vasıtanın girmesi iletişimi kolaylaştırmak yerine, zorlaştırmaktadır. Ayrıca Baudrillard'ın 'iletişim coşkusu' olarak adlandırdığı iletişim bombardımanı fenomeni, biz katılsak da katılmasak da, biz içinde olsak da olmasak da dışarda tam bir iletişim savaşları yaşanmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla burada, ilk başta, başlangıçta söylenen söz uçup gitmekte bir barut fıçısına dönüşerek izleyiciye yöneltilen bir tür 'silah' / 'savaş' (aracı) haline gelmektedir. İletişim eyleminde araya giren vasıta, insanı iletişimin öznesi değil, nesnesi yapmaktadır. Sonuçta iletişim vasıtaları aracılığıyla insan konuş(a)mamakta; sanki insan konuşuyormuş gibi yapılmakta; onun adına konuşulmakta, onun adına bir şeyler yapılmaya çalışılmaktadır. İnsan kendi sözünü presente eden (sunan) bir özne değil; söz'ü dolaylı olarak sunulan (represente edilen) ve dolayısıyla kendi sözüyle oynanılan, sözü ambalajlanarak, paketlenerek ve istenildiği şekilde cilalanarak ve kurgulanarak (kesilerek, kırpılarak, yutularak veya başka sesler ve görüntülerin yardımıyla yepyeni şeyler ilave edilerek) dolaşıma ve tüketime sunulan bir metadır artık. İnsan, kendisi konuşan bir özne değil; kendisi adına konuşulan bir nesne olup çıkıvermiştir. Yazının başında iletişimcileri çağımızın papazları olarak tanımlayabileceğimizi söyledim; ama yazının sonunda asıl papazlık işini iletişim araçlarının yapmaya başladığı sonucuna vardım. Peki burada bir çelişki, alakasızlık, bağlantısızlık filan yok mu? Hayır. Yok öyle bir şey. Ama üzerinde kafa yorulması gereken bir şey var burada: İletişim vasıtaları, 'papazlığı' insanın elinden almakla, insana ne tür bir şaka yapıyor olabilirler acaba?
ykaplan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|