![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bir ihtiyar heyeti eylemiAnadolu burnundan soluyor. Siyasetin kurdu, sokağın nabzının her zaman farkında olmuş olan eski Cumhurbaşkanı Demirel, iki net tesbit yapıyor: "-Sokağa 20 metre mesafedeyim. Sokakta şikâyet ve hararet var. Ama hiç muhalefet yok." Evet bu gerçek. Sokağın ateşi yükselmiş, ama bunu Ankara'ya taşıyacak bir muhalefet yok. Memur, işçi sokakta... Akla hayale gelmedik protesto biçimleriyle içindeki yangını seslendirmeye çalışıyor. Her ses, varıp, ya bir polis barikatına, ya da hükümetin duyarsızlığına çarpıp dağılıyor. Dağılıyor ama, yeni bir öfke-protesto dalgası halinde gündeme geliyor. Derin ruh çarpıntıları yaşıyor toplum... Gösteriler bu derin sancıdan çok küçük yansımalar... Aslında toplumun yüreğini kavuran hararet sokağa tam yansısa, ortada ne iktidar kalacak, ne muhalefet!... Evine ekmek götüremeyen işsiz babalar, MEB'den tayini çıkmayan öğretmen adayları, norm kadro fırtınasında savrulanlar, 10 yıl önce aldığı diploması ve öğretmenliği iptal edilen insanlar, cezaevinde insanlık dışı şartlarda yaşayanlar ve aileleri, sokaklarda dövülenler, sıcağın bağrında boşa çalışan çiftçiler, üniversite sınavlarında haksızlığa uğrayan meslek liseliler, kız çocuğunu okutma problemi yaşayanlar, kapanan, bir hüzün abidesi gibi duran ya da binalarına el konan İmam Hatipler, Kur'an kursları, zaten kavrulmuş yüreklerle okula gelip, kapıda başörtüsü çıkarmaya zorlanan çocuklar, onların sınav düzeni ile ufukları karartılmış erkek arkadaşları, onların çözümsüzlükte tıkanmış anneleri-babaları... -Şu anda 4 bin İlahiyat mezunu ya seyyar satıcılık yapıyor ya da bunalım içinde boşta geziyor, diye yazmış bir okuyucum. Ne yapar bu insanlar? Sadece İlahiyat mezunları değil hiç şüphesiz boşta gezenler... Her meslekten binlerce, onbinlerce yüksek okul mezunu genç, işsizliğin girdabında ya da meslekleriyle hiç ilgisi bulunmayan alanlarda kıvranıyor, ömür törpülüyor. Artık yumurta atılıyor toplumsal gösterilerde... Türkiye'de pek rastlanmayan bir protesto biçimi bu. Ama tıkanan insanın ne yapacağı belli olmaz ki... DMS'ye yeniden giren genç başörtülü öğretmen; -Tayin etmiyorlar, tayin etseler başörtünüzle çalıştırılmayacaksınız, ne yapacaksınız? sorusuna: -Her şeyi göze aldım, diye cevap veriyor. Bu, kahır yüklü bir halet-i ruhiye, bu gemileri yakmış insanın psikolojisi... Bu, son üretiminiz... Türkiye, AİHM'de bir günde 11 kez mahkûm olan ülke... Türkiye dava rekorları kıran bir ülke... Kaç gündür yazıyorum, Ankara'da insan hakları toplantısı yapmak marifet değil... Sokaklarda kız çocuklarını kovalıyor musunuz, kovalamıyor musunuz? -Devletin gözü önünde gerçekleşen banka soygunlarının, iç boşaltmaların toplum vicdanında nasıl bir devlet aşınması gerçekleştirdiği nasıl düşünülmez? İnsanlar burnundan soluyor... Herkesin içinde bir yara var... İktidar ortaklarının duyarsızlığı bir yara, muhalefetin işlevsiz hale gelmesi bir başka yara... Dövmek için, hapse atmak için, okula sokmamak için, insanlar arasında ayrımlar yapmak için varsınız, çare bulmak için yok! Böyle yönetim mi olur! Umut arayor insanlar, birazcık umut! Geniş pazarlama ağı ile Anadolu'nun nabzını tutan bir işadamı dostum aradı, dün: -Memleketteki bu tıkanmayı, yangını birileri taşımalı Ankara'ya, dedi. Muhalefetin yapacağı bir şey yok, dedi ve bir öneride bulundu: -Şu an aktif siyaset içinde yer almayan her partiden eski milletvekilleri, devlet adamları bir araya gelmeli... Bir çeşit gönüllü kollektif ombudsmanlık gibi bir görev üstlenmeli.. Anadolu'nun nabzını Ankara'ya taşımalı... Doğu-Güneydoğu'daki sancılı toplum halet-i ruhiyesini de, din eğitimi-inanç özgürlüğü alanında yaşanan ve Ankara'nın hâlâ yeterince idrak edemediği acıları da, işsizin-işçinin-çiftçinin-memurun yaşadığı ekonomik tükenişi de taşımalı birileri Ankara'ya... Bakanlıkların, parti merkezlerinin kapısından hüzünle dönen öğrenci velileri, memur-işçi-mahkûm aileleri temsilcileri sadece gerilimi besliyor. Bir çare bulunmalı... Onu dinlerken, son günlerde bir tv kanalında yayınlanan bir haberi hatırladım. Taşımalı eğitim çerçevesinde köylerinin okulları kapanan ve torunları bilmem kaç kilometre ötedeki bir okula gönderilen köy ihtiyar heyetinin ak sakallı temsilcileri kapanan okulu işgal etmiş, ellerindeki bastonları sıralara vurarak bağırıyorlardı: -Okulumuzu isteriz! Dudaklarda tebessüm oluşturan aslında dramatik bir görüntüydü bu. İşte buna benzer bir eylem yapmalı eski, yani artık kendilerine yönelik hesabı-kitabı aşmış siyasetçiler... Belki Milli Mücadele'nin Meclis binasında toplanarak bir çağrı yapmalı Ankara'ya: -Yeter artık, barış dolu, sevgi dolu, insanlık dolu bir yürek kuşanın. Bu millet lâyık bu devlet yüreğine...
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|