YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Dizi

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

Yönetim sertleşiyor

12 Eylül yönetimi tutumunu sertleştiriyordu. "Darbe yönetimi bilançosu" oldukça ağırdı. 650 bin kişi tutuklanmıştı. 177 kişi işkence altında can vermişti. 49 kişi asılmıştı.

CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa eden Bülent Ecevit, Şubat 1981 yılında kendi çıkardığı "Arayış" dergisinde baş makaleler yazmaya başladı.

Derginin 7. sayısı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'nın "ricasıyla" savcılık tarafından toplatıldı.

Toplatma gerekçesi, Ecevit'in "İşkence" başlıklı yazısıydı.

Derken, Sıkıyönetim Komutanlığı'ndan bir davet geldi.

Komutan Ecevit'i makamına çağırıyordu.

Ecevit, Sıkıyönetim Komutanlığı'na gitti.

"- Hoşgeldiniz" dedi komutan.

Konuğunu oturttu. Sonra sakin bir ses tonuyla:

"- Biliyorsunuz" dedi, "Arayış dergisini savcılık sakıncalı bulup toplattı. Benim sizi çağırmam Arayış'ın 7. sayısındaki yazınızla ilgili değil. Bir ara yanlış yoruma sebebiyet vermemek için görüşmemizi ertelemeyi bile düşündüm, ama konsey sizi uyarmam için bana emir verdi. Bu yüzden bu görüşmeyi geciktiremezdim."

Ecevit komutanı dinliyordu.

"- Ne için uyaracaktınız beni?" diye sordu.

"- Arayış'ın 6. sayısındaki 'Türkiye'de rejimin geleceği' başlıklı yazınız..."

"TEBLİĞATA UYUN ARTIK"

Tepkisiz kaldı Ecevit. Komutan sürdürdü:

"- Gelibolu'da size yapılan tebliğata uyunuz..."

Ecevit, Hamzakoy'da kendisine söylenenleri hatırlamaya çalışırken, komutan ekledi:

"- Ayrıca Der Spiegel'de çıkan demeciniz... Genelkurmay bu demecinizden dolayı tedirginlik duydu."

Komutan, "Artık konuşma, yazı yazma, demeç verme" diyordu.

Ecevit sinirlenmişti. Duygularına hakim olmaya çalışarak cevap verdi:

"- Ben genel başkanlıktan ayrıldım. Bana yasak, parti lideri sıfatım dolayısıyla konulmuştu. Şimdi sade vatandaşa tanınan her haktan yararlanmam gerekir."

Komutan itiraz etti:

"- Ayrıldınız ama, fiilen lider durumundasınız."

AĞIR BİLANÇO

Komutan, sözü daha sonra yeniden Der Spiegel'deki demece getirdi:

"- Bu tür açıklamalar yanlış değerlendirmelere neden oluyor."

Ecevit gülümsemeye çalıştı:

"- Yurtdışından birçok insan geliyor, rejimin bugünü ve geleceği hakkında bilgi almak istiyorlar. Yönetim bu konuda uygarca davranıyor. Hatta bazı randevuları Dışişleri Bakanlığı alıyor. Ben nasıl düşünüyorsam, öyle konuşuyorum. Herhalde başka türlü davranmamı beklemezsiniz! Bu konuda bir sorun varsa, çözmek yönetime aittir. Ziyaretçi kabul etmeyeceksin, hiçbir şey konuşup yazmayacaksın, evden dışarı çıkmayacaksın desin, ben de buna uyayım."

Ecevit, kapatılıncaya kadar Arayış'ta yazmaya devam etti. Bu arada iki kez cezaevine girdi. 12 Eylül yönetimi tutumunu sertleştiriyordu.

1980'lerin "darbe yönetimi bilançosu" oldukça ağırdı.

650 bin kişi tutuklanmıştı.

177 kişi işkence altında can vermişti.

49 kişi asılmıştı.

Bütün partiler, dernekler, vakıflar, odalar, sendikalar kapatılmış, sokaklarda adeta "sürek avı" başlatılmıştı.

DEMİREL NE YAPIYOR?

Bu arada Demirel ne yapıyordu?

Ecevit, "Arayış"ta darbe karşıtı yazılar yazarken Demirel susuyordu.

Eski CHP'li bakanlardan Besim Üstünel bir gün bu satırların yazarlarından birine, Nazlı Ilıcak'a sordu:

"- Bilin bakalım, Büyükada ile Demirel arasındaki benzerlik nedir?"

Ilıcak cevap vermeyince, Üstünel ekledi:

"- İkisi de büyük ve ikisi de konuşmuyor."

Demirel'in suskunluğu 30 Mayıs 1981'e kadar sürdü.

30 Mayıs akşamı, İzmir Caddesi'ndeki Büyük Anadolu Kulübü'ndeydi.

Yanında eski AP senatörü ve 12 Eylül öncesinin Cumhurbaşkanı vekili İhsan Sabri Çağlayangil vardı.

Anadolu Kulübü'nde Demirel'i eski AP'liler karşıladılar.

Kimler yoktu ki?

İsmet Sezgin, Nahit Menteşe, Halit Dağlı, Kinyas Kartal, Rafet Sezgin, Nafiz Kurt, Münif İslamoğlu, Hamdi Mağden, Ahmet Hamdi Şam, Celal Arslan, Orhan Uluçay, Ergun Özkan, Necmettin Cevheri, Şaban Demirdağ, Ekrem Ceyhun, Mustafa Dağıstanlı, Sümer Oral, Metin Musaoğlu, Hüseyin Özalp ve Samsun'dan gelen 20 kadar partili.

SEVGİLİ SAMSUNLULAR...

O akşam ne konuşulduğunu, Yavuz Donat'ın 31 Mayıs 1981 tarihli Tercüman gazetesindeki Vitrin sütunundan izleyelim:

Saat 23.00'ü geçiyordu.

Sohbet koyulaşmıştı.

Bir ara... "- Çın... çın... çın..." sesi duyuldu.

Biri, elindeki çatalı bardağın kenarına vuruyordu. Herkes sustu.

Süleyman Demirel'in ayağa kalktığı görüldü.

"- Sevgili arkadaşlarım..."

Demirel, 12 Eylül'den sonra, kalabalık huzurunda ilk defa konuşuyordu.

"- Sevgili arkadaşlarım, bu akşam burada size birkaç kelime söylemesem vebal altında kalırım. Kendi adıma ve arkadaşlarım adına birkaç kelime söylemezsem benim için vebal olur. 12 Temmuz 1979'da Samsun'dan Bafra'ya kadar bizi her yerde büyük bir muhabbetle karşıladınız. Samsun bize daima şevk verdi. Size olan hasretimi bu akşam giderebildim. Randevumuz böyle değildi. Sonbaharda Samsun'a gidecektik. Biz size gelemedik, siz bize geldiniz. Türkiye'nin şartları böyle gerektirdi. Büyütmeye gerek yok. Türkiye'yi 1960'ta nerede bıraktıysak, 1965'de orada aldık... 1971'de nerede bıraktıysak, 1979'da orada aldık... İnşaallah içimizde ukde kalmış olan Samsun'u yeni imkanlara kavuşturmayı Allah bize nasip edecektir. İdealimiz, mamur ve müreffeh Türkiye'dir. Engeller, duraklamalar geçicidir. Hep böyle oldu, yine öyle olacaktır. 12 Temmuz'dan bu yana on buçuk ay geçti. Biz Samsun'a gelemedik ama, Samsun'u buraya getirme inceliğini gösterdiniz. Ufukta bizim bayrağımız vardır. Hedefimiz de vardır. Benden Samsun'un dağına, taşına, uçan kuşuna selam götürünüz. Hepinize saygılar sunuyorum..."

DEMİREL'İN FRENİ PATLADI

Yemek sona ermişti artık.

İhsan Sabri Çağlayangil Demirel'e döndü:

"- Beyefendi, provaya başladık demek?"

"- Hayır İhsan Sabri Bey... Sadece freni patlattık, okadar... Fren dayanamadı, patladı."

Yavuz Donat'ın o günkü yazısının başlığı, "Ve Demirel'in freni patladı" idi.

"Demirel'in freninin patlaması"ndan iki gün sonra, bütün eski siyasetçilerin konuşmasına 52 sayılı Milli Güvenlik Konseyi bildirisi ile yasak geldi.

52 sayılı bildiri ile, 12 Eylül darbesinin ikinci safhası başlamış oldu.

Bu safhanın en önemli olayı bütün siyasi partilerin kapatılması kararıydı.

Milli Güvenlik Konseyi 16 Ekim 1981'de toplanarak, "Siyasi Partilerin Feshi Kanunu"nu kabul etti.

Kanunun uzun gerekçesinde, bol bol hür demokratik düzenden, hukuk devletinden ve siyasi partilerin demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğundan sözediliyordu.

Partilerin kapatılmasından hemen sonra Evren "Der Spiegel" dergisine bir demeç verdi.

Orada şöyle diyordu Evren:

"Demirel ve Ecevit'e hemen siyasete dönme yolunu açarsak, Türkiye kısa sürede yeni bir 12 Eylül'e gelir. Bir süre hiçbir sorumluluk almamaları ve başka kişilere fırsat tanımaları lazımdır. Hiç kimse yıkılan bir binanın yeniden inşası sırasında yıkılmasına sebep olan eski malzemeyi kullanmaz."

 

BİTTİ.

&

 


Kağıda basmak için tıklayın.



Evren: Partileri cezalandırdık
1981'in Ağustos ayı...
12 Eylül darbesi birinci yılını doldurmak üzeredir.
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Hasan Cemal'in telefonu çaldı.
Arayan Amerika'nın İstanbul Başkonsolosluğu'ydu.
ABD Dışişleri Bakanlığı istihbarat bölümünde çalışan bir diplomat gelmiş Washington'dan, bazı gazete yöneticileriyle mülâkat yapmak istiyormuş...
Hasan Cemal randevu verdi.


"Diplomat", omuzunda bir fotoğraf makinası, randevu saatinde çıkageldi.
Bir kadın...
1967'lerde Robert Kolej'de okumuş, İstanbul ve Ankara'yı iyi biliyor. Bir çok Anadolu kentinde dolaşmış...
Hasan Cemal sordu:
-Gazeteci mi, yoksa diplomat mısınız?
-Gazeteciyim... dedi genç kadın.
Sohbet başladı.
"Güzel gazeteci"nin iki nokta üzerinde özellikle durması dikkatini çekmişti Hasan Cemal'in.
Birincisi: 12 Eylül müdahalesiyle birlikte terör durmuştu, demokrasiye ve çok partili rejime dönmek Türk halkını o kadar ırgalar mıydı?
İkincisi: siyasî parti liderlerine, meselâ Demirel ile Ecevit'e siyaset yapma yasağı konması, sokaktaki adamı ve kitleleri ne kadar ilgilendirirdi?
"Güzel gazeteci" sorularını sorarken, özellikle kışkırtıcı bir üslûp kullanıyordu.
İşinin ehli bir istihbaratçıydı.
Besbelli, "merkez" bu konularda Türk halkının nabzını yoklamak istiyordu.
Mülâkatın sonunda "güzel gazeteci" aynı kışkırtıcı üslûpla:
-Ne olur yani yasak konsa, dedi. Dünyanın sonu mu gelir?
-Kısa dönemde fazla bir şey olmaz, diye yanıtladı Hasan Cemal.
"Güzel Gazeteci"nin gelişinin üzerinden birbuçuk ay geçmişti ki Cumhuriyet'in Ankara temsilcisi Yalçın Doğan aradı:
-Hasan, bütün partiler kapatıldı... dedi heyecanlı bir sesle.
Hasan Cemal, elinde telefon, donmuş kalmıştı.
-Yanlış duymadım değil mi? diye sordu.
-Yanlış duymadın. Tümünü feshetti Konsey.
Kenan Evren, 19 Ekim 1981'de Malatya'da yaptığı konuşmada siyasî partilerin kapatılışıyla ilgili olarak şunları söylüyordu:
-Partileri cezalandırdık. Bizi Batıya jurnal etmeselerdi bu kararı almayabilirdik.


 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...