![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... | ||
|
|
yol ver geçem...
Sesizlikler sessiz... Yalnızlıklar yalnız... Yamaçları ölüm kusan Himalayalar'ın beyaz kar örtüsü de ölümüne sessiz... Dünyaya tepeden bakan Himalayalar'ın öldürücü soğuğu, binlerce kilometre uzakların vermiş olduğu ürperti ve sevdiklerinden ve aileden ve sıcacık yuvadan çok ırakta, -üstelik- ölüm kusan karlı eteklerin inadına inadına bir tırmanış... Tehlike, gerilim ve ölüm korkusunun en üst düzeyde yaşandığı bir serencam... Oysaki... İstanbul Boğazı'nın bir akşam grup vakti sulara düşen eşsiz silüetinde şiir yazmak, renk renk ışıkların sudaki dansında duygu cimnastiği yapmak ve yaşanacak yıllara; hayatın renklerine yelken açmak... Yaşamın en coşkulusu, duyguların en revnaklısı ile kucaklaşmak varken... Sen tut, zoru seç... Sevgili yerine ölümle dansı, yorgan yerine kar örtüsünü, çatı yerine gökyüzünü dost belle... Olacak şey mi bu? Eğer uzaklardan, engin yamaçlardan, yalnızlıklardan ve en yükseklerden hoşlanıyorsanız ve de isminiz Nasuh Mahruki ise, böyle şeyler de oluyor... Mahruki, kültür olarak entellektüel boyutun üst basamağında fakat yaşayış tarzı ile de eski zamanlara açılmış, ekmeğini beden gücüyle sağlayacak tarzda yetişmiş; çevik ve hareketli bir delikanlı... "Kar Leoparı" ile, Himalayalar'ın zirvesindeki K2 tırmanışından hemen sonra Etiler'deki evinde konuştuk. Zengin bir kitaplığı, antika sayılacak eşyaları ve koleksiyonları var. Sohbete başlamadanki ilk izlenimim şu: Heyecanı ve riski seviyor... Daha bir dağın eteğinden inmeden, bir sonraki tırmanışın felsefesini geliştiriyor beyninde. Yani, sizin anlayacağınız, yeryüzünde dağlar biterse, Nasuh Mahruki'nin tırmanışı da sona erer herhalde... -Gördüğüm kadarıyla maddi durumun iyi. İstanbul'da rahat bir hayat sürmek varken, dağların tepelerinde karlarla, donduran soğukla ne alıp veremediğin var arkadaş? "-Dağcılık benim yaşam tarzım. Bu olay, yalnızca tehlike olarak nitelenmemeli. İçinde birçok unsuru birlikte taşıyor. Kolaycı değilim, zorlu serüvenleri seviyorum. Bu işe 20 yaşında başladım ve her geçen yıl hedefimi biraz daha büyülttüm. Bununla birlikte çevrem de genişledi. Dünyanın dört bir yanından değerli dostlar kazandım." -Her tırmanış öncesi yoğun bir hazırlık yapıyorsunuz, aylarca bir dağın eteklerinde ecel terleri döküyorsunuz. Yaşıtlarınız eğlence mekanlarında, gece kulüplerinde gününü gün ederken, bu zahmet niye? "-Her tırmanışın bir ön hazırlığı var. Bu hazırlık bazen bir iki yıl öncesinden başlar. Planlar, gerekli izinler ve akreditasyonlar şart. Heyecandan, farklı mekanlarda bulunmaktan hoşlanıyorum. Bir işi severek yaptığınızda, bütün zorluklar kolay olur. Kaldı ki, benim başarımdaki ana sebep; kararlılık, disiplin ve ne olursa olsun sonuca gitmektir. Hatta, iş disiplini, kararlılık, görev bölümü ve cesaret gibi konularda birçok yerde seminerler vermekteyim. İşimde de öyleyim..." -Diyelim ki, Everest'in zirvesindesin. Sevdiklerinden, yurdundan binlerce kilometre uzakta. Üstelik yer kürenin en üst noktasında. Aşağıda bembeyaz bir kar örtüsü, ilikleri donduran bir soğuk ve altında kalmış beyaz bulutlar... Neler hissediyorsun? "-Kelimelerle anlatılamayacak bir duygu... Kaleme alsan, yazamazsın. Zaman olur, beyazın dışında bir renk göremezsin. Sonsuz bir kar örtüsü. Kendini bırakırsan, dikkatsiz davranırsan; ölümle burun burunasın. Öyle ki, ölümle yaşam arasında ince bir zar ya da bir küçücük zaman dilimi oluyor bazen. İyi giden herşey bir anda ters dönebilir. Bir dağcı için en önemli şey, mantıklı, kararlı ve dikkatli davranmak. Her olumsuz şarta kendini kolay adapte etmek ve ondan zevk almaya çalışmak..." -Dünyanın çok çekici dağlara ve harika yapılara sahip olduğunu söylüyorsunuz. Bu dağların zirvesinde iken Allah'a karşı hissiniz nasıl? Gördükleriniz karşısında O'na daha büyük hayranlık duyuyor musunuz? "Duymamak elde değil. Zaten yalnızca dağın zirvesinde değil, gözünün gördüğü her yerde hissetmek, anlamak mümkün. Ancak, özel yerlerde daha farklı yaklaşımlar olabilir. İnançlı bir insanım. İnsanoğlu, bir temele, bir yerlere sırtını dayamak zorunda... Hiçbir şey, keydiliğinden olacak kadar basit değil..." -Dağcılık pahallı bir spor. Malzemeleri de öyle. Bu işin parasal yönünü nasıl karşılıyorsunuz? "-Belli zamanlarda, belli sponsorlarla çalıştım. Mesela Everest Tepesi'ne tırmandığımda sponsorum Yapı Kredi idi. Bir ara Sabah Gazetesi ve Demirdöküm ile çalıştım. Şimdiki sponsorum ise Seranit. Bu iş sponsorsuz olmuyor." -Şimdiye kadar en zor tırmanışın hangisi oldu? Himalayalar'ın zirvsindeki K2 tırmanışından bahseder misin? "-En zor tırmanış, kuşkusuz Himalayalar oldu. Dağcılık için büyük tehlike arzediyor. Şimdiye kadar bu dağa, bizden önce 164 kişi çıkmış ve 57 kişi hayatını kaybetmiş. Yani her 3 dağcıdan biri hayatını kaybediyor. K2 tırmanışı eskiden beri aklımdaydı. Uzun zamandır araştırmalar yapıyordum. Bu dağın zirvesine çıkmadan önceki 7400 metrelik bir kamp sırasında, kötü hava şartlarından dolayı 8 yıl taşıdığım Türk Bayrağı'nı ve birçok eşyamı kaybettim. Bu nedenle zirveye Ay-Yıldızı dikemedim. Ancak, böylesine zor bir zirveyi kazasız atlattığım için mutluyum." -Dağda en büyük mücadeleyi neye karşı yapıyorsun. Vücudunda bıraktığı bir iz varmı? Dağcılık neler getirdi, neler götürdü? "-Soğuğa karşı tedbirli ve dayanıklı olmak gerek. Birçok dağcı hayatını, hayatta kalan birçoğu da donan ayak parmaklarını kaybetti. Öyle zorluklar ve tehlikeler olabiliyor ki, (Giden parmak olsun) diyebiliyorsunuz... Çok şükür, sapasağlam ayaktayım. Ancak dağcılıkta farklı bir kültür ve çevreye sahip oldum. Bilgi ve deneyimlerimi her dönüşümde yazıya döküyorum. Şimdiye kadar 4-5 kitap yayınladım... En büyük kazancım, yeni yeni dostlarım ve kitaplarım..." -Yakın zaman içinde başka tırmanışınız var mı, dünyada böylesine yüksek kaç zirve var? "-Önümde, yakın bir zaman için tırpanma projesi yok. Dünyada 8 bin metrenin üzerinde 14 dağ var. Bu dağların hepsine tırmanmak gibi bir hedefim de yok. Yalnızca dağcılık değil, başka işlerim de var. Mesela bu yıl bitmeden bisikletle Tibet Platosu'na yolculuk yapmak istiyorum. Denizlere açılıp motorla dünya turu da var planlarımda." -Ne zamana kadar bu tırmanış sürecek? "Ellerim ve ayaklarım tutana kadar. Zannedersem 60 yaşına kadar bu spordan kopamam. Ancak zaman ne gösterir bilemem. Yapılacak o kadar çok şey var ki..." Zorda olana koşarım
AKUT acil durumlarda insanların can simidi olmaya devam ediyor. Her geçen gün biraz daha güçleniyoruz. İnşallah AKUT'a hiç ihtiyaç olmaz... Ünlü dağcı Nasuh Mahruki dağcılığın yanı sıra AKUT'un da başkanlığını yapıyor. Her geçen gün biraz daha güçlenen ve eksiklerini gideren AKUT, acil durumlarda insanların can simidi olmaya da devam ediyor. 17 Ağustos Marmara ve 12 Kasım Düzce depremlerinde büyük bir görevi yerine getiren AKUT elemanları dünya çapında haklı bir ün ve sempati kazandı. "Keşke AKUT'a hiç ihtiyaç olmasa" diyen Mahruki, "Doğal afet anlarında bölgeye çabuk intikal edebilecek şekilde eğitilmiş ekibimiz var. Bu ekibe her geçen gün yeni yeni isimler ekleniyor. Eskiden bu işi birkaç gönüllü kendi ceplerimizden harcayarak yapıyorduk. Şimdi bir derneğimiz var ve birçok sorunu onunla aşıyoruz" diyor. -Ülkemizin dışında, komşu Yunanistan ve birçok ülkeye de yardım için koştunuz? "Yardıma muhtaç olan insan, hangi uyruk, hangi milliyetten olursa olsun, gideriz. Çünkü bu bir insanlık sorunudur. Muhtaç olan her insana koşarız. AKUT olarak, yalnızca Sakarya'da en az 200 civarında insanı yıkıntılar arasından çıkardık." -Konumuzun dışında ama, Olimpiyatlar da ırk, din ve renk gözetmeyen organizasyonlardır. Şu günlerde bütün dünyanın gözü Sydney'de. Olimpiyat deyince ne anlıyorsun. Olimliyat, bir ülke gençliği için ne anlama geliyor? "Bu konu ihtisasımın dışında. Ancak bir Türk vatandaşı olarak, mutlaka bizim ülkemizde de düzenlenmeli diyorum. Çünkü Olimpiyatlarla birlikte ulaşım, trafik, eğitim, tesis gibi birçok sorunumuz çözülecek. Biz de dünyanın ilgi odağı olacağız. Her alanda gözle görülür bir ilerleme olacak. Bir doğa harikası olan İstanbul, olimpiyatlar için yaratılmış bir şehir bence. 2008 için ilk beşe kalmamız büyük bir şans. Şansı değerlendirirsek ve 2008'i İstanbul'a verirlerse; bu aynı zamanda Türkiye'nin miladı olur..."
Röportaj: HÜSAMETTİN ACAR
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|