YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

 

Bari Amerika'ya savaş ilan edelim!..

Amerika'daki Ermeni kökenlilerin yıllardır sürdürdüğü siyasi kampanya, galiba bir noktaya ulaştı.. Amerikan Temsilciler Meclisi'nin İnsan Hakları Alt Komisyonu'nda, "Ermeni Soykırımı"na ilişkin iddialar, kabul edildi.

Kabul edilen bu tasarı, bundan sonra Dış İlişkiler Komisyonu'na gidecek.. Orada da kabul edilirse, Temsilciler Meclisi tasarıyı oylayacak.. Bütün bu yasama sürecindeki aşamalar geçilirse, bunun icrai safhada, Başkan tarafından da onaylanması gerekecek..

Yani, Anadolu topraklarında bir "Ermeni Soykırımı"nın yer aldığının Amerika tarafından "resmen" benimsenmesi için aşılması gereken, epeyi uzun bir süreç var..

Bize göre, Ermeni iddialarının resmen kabul edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti açısından çok dramatik bir durum değil.. Bu iddialara temel olan olaylar, "tarih"e intikal etmiş bir mesele..

Doğru olan tutum, bizim bu konuyu, Türkiye Cumhuriyeti ile dünya devletleri arasındaki bir zeminin, dışına çıkartmamızdır.

Bu tür olaylar, devletler-arası zeminlerin değil, "insanlık zemini"nin meseleleridir..

Balkanlar'da da, Kafkasya'da da, Ortadoğu'da da ve Anadolu'da da, tarih bazan "vahşet" çizgisinde yaşanır.. "Milliyetçilik" akımlarının geliştiği 19'uncu yüzyıldan başlayarak, devletlerin milletlere ve milletlerin milletlere karşı uyguladığı kin ve nefret kampanyaları, zaman zaman trajik noktalara varmıştır..

Büyük imparatorlukların dağılmamak için gösterdikleri çabalar, neticede 1'inci Dünya Savaşı'na kadar dayandı..

Osmanlı topraklarında yaşayan tüm milliyetlerin, bu süreçte büyük eziyetler çektikleri kesindir..

Balkanlarda yüzyıllardır yaşayan Türkler kitleler halinde göç etmiş, Anadolu Rumları topraklarını terk etmiştir.. Geçen yüzyılda Kafkaslar'dan ve Kırım'dan Anadolu'ya büyük göçler yaşanmıştır.. Bu arada Anadolu Ermenileri de, bu fırtınada sağa-sola savrulmuştur..

Bugünkü Cumhuriyet kuşaklarının, bu felaketli dönemleri anlamaları, ancak "tarih bilgisi"ne sahip olmaları halinde mümkündür..

Son dönemlerde biz, devletler-arası anlaşmazlıkların bireylere veya milliyetlere nasıl yansıyabileceğini, İstanbul'lu Rumlar, 1955-65 arasında Türkiye'den göç ederken anladık.. İstanbul'un fethinden beri birarada yaşadığımız, kapı-komşularımız, arkadaşlarımız olan İstanbul Rumları, Kıbrıs anlaşmazlığına endeksli olarak bu toprakları terk ettiler.

1955'teki 6-7 Eylül yağması ile başlayan bu süreç, 1964'teki 1'inci Kıbrıs harekatı ile zirveye ulaştı..

Neticede yeni kuşaklar, "Rum" kavramını bilmiyor.. Onlar için "Elence" konuşan herkes, "Yunanlı" şimdi..

Anadolu'nun daha eski kuşakları, 1912'de Balkanlar'dan göçe zorlanan Türkler'in dramını izlerken de, aynı duruma tanık olmuştular.

1'inci Dünya Savaşı sırasında, Anadolu Ermenileri de, bu tür zorunlu göçler yaşadılar.

Kim nasıl karar verdi de, şimdi Cumhuriyet Türkiyesi, "devlet politikası" olarak, tarihin irdelenmesine karşı çıkıyor?

Daha önemlisi, yeni kuşaklar, çok derinine incelemedikleri bir uzak tarihin resmi kavgasını, nasıl böyle inanarak yapıyorlar?

Aklınız alıyor mu?

2'nci Dünya Savaşı'nın tarafları, tüm tartışmalı konuları çözüme bağlayıp, ortak bir dünyanın değerlerini koydular..

Ama Türkiye, 1'inci Dünya Savaşı'na ilişkin iddialar gündeme geldiği için, Amerika ile diplomatik ve ticari savaşa girmeyi düşünüyor..

"Resmi görüş"ün ürettiği her tez ve her politika doğru çıksaydı, diyecek sözümüz olmazdı..

Ama unutmayın.. Türk-Yunan yakınlaşmasını "devlet" değil, "deprem" başlattı..

ŞAKA

Hiçbirşey bitmez!..

Son genel seçimde CHP barajın altında kalınca "Deniz bitti" denilmiş ve Deniz Baykal Genel Başkanlıktan istifa etmişti..

Şimdi galiba "CHP bitti" deniliyor ve yeni bir kurultayda, Deniz Baykal'ın Genel Başkanlığa dönmesi bekleniyor.

Gördüğümüz o ki, Deniz de bitebilir, CHP de bitebilir.. Ama bu partide, kurultaylar asla bitmez..

EKONOMİ

Bu filmi daha önce gördük mü?

Bu "ekonomi" konusunu da "siyaset"in dışına çıkartmış olmamız ne kadar doğru, bilemiyorum..

"Savunma" zaten siyasetin dışında ve hatta üzerinde.. "Eğitim" de, siyasetin değil, "devlet"in ilgi alanında..

"Din"in siyasete girmesi yasak, ama "devletin dine girmesi" serbest.

Ekonomi de, şimdi siyasetin üzerinde..

Hatta ekonomi, ekonominin kanunlarının da üzerinde.. Arz-talep dengesi kurulmak yerine, emir ve komuta ile, enflasyon düşürülmek isteniyor..

Aslında bu filmi, daha önce de gördük..

Faiz hadleri merkezden belirleniyor..

Döviz kurları, enflasyon rakamı ile değil, merkezin kararı ile oluşuyor..

Petrol fiyatları artsa ve dünyada rekor düzeye ulaşsa da, içeride zam yapılmıyor.

Geçmişte bu film oynatıldığında, sonuç, ihracatın düşmesine, ithal mallarına talebin artmasına ve bir devalüasyon ertesinde açılan istikrar paketine, yeni vergilere dayanırdı..

Bankalar bu sonuçta, "açık pozisyon"la yakalanırdı..

Şimdi bu siyaset üstü ekonominin gerekçesi "enflasyonla mücadele" şeklinde gösteriliyor..

Sanki, geçmişte uygulanan ve krizle biten benzer programlara, "enflasyonu artırma programı" mı denilirdi ki?


23 EYLÜL 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...